Nereye gidiyorsun evlâdım?
Hey delikanli akıllıkanlı
kendini gözden geçir bakalım
Türkiye'ni, dünyayı getir aklına
Korkma korkma. Haberlerden korkma.
Hele şiirlerden hiç korkma.
Baktın ki dokunuyor böyle şeyler
"Bırak canım" der geçersin.
Otuz yıldır yaşıyorsun bunu geçemezsin Varın yoğun iki şiir kitabi, bir oğlan.
Bunu da.
Nereye böyle acele acele?
Tabakhanede mi çalışıyorsun?
- Yüzbaşı Bögü Alp! Otuz iki yaşındasın. Yüce birisini öldürmek istiyorsun. Dokuz yıla kalmaz, olan olur... Dokuz yıl daha geçer, katı kılıçı kullanmak günü gelir... Ondan ötesini de Gök Tanrı bilir...
acı yok, intizar yok eskide kaldı hasret
ömrünü tamamladı endişe, korku, hayret
buz ve köz tarih oldu; geçti zaman ve mekan
zaman biziz, mekan biz; imkansıza yok imkan
ömrün ne sonundayız, ne de henüz başında
otuz üç yaşındayız, hep otuz üç yaşında
içim sensin bu ilde, dışım sensin rüveyda
rüveyda, ben sendeyim; sen bendesin rüveyda
II. Abdülhamid Han tam bir kitap âsığıydı. Dünya başkentlerinde yeni çıkan yabancı eserleri Türkçeye çevirtip okumayı seviyordu. Otuz memurun istihdam edildiği kütüphanesinde yüz binden fazla kitap bulunuyordu. O çok okuyan bir kişi olup herkesin de okumasını isterdi.