Yeraltı dünyasına indiğinde sanatının muazzam bir etkisi olmuştur. Ovidius'un ifadesiyle, "solgun ruhlar ağlamaya başlamıştır"; sadece yalvardığı hükümdarlar değil, sayısız isimsiz ölü de ağlamıştır. Sesini duyan herkes, ayaklanna kapanmıştır - burada milyonlarca kişi söz konusudur. Ama şimdi, engebeli ve uçurumlarla dolu dönüş yolunda, ölülerden oldukça uzaklaşmış, canlılara yeterince yaklaşamamışken artık sesini kimse dinlememektedir. Peşinden gelen tek bir kişi dışında. O da hiçbir şey söylememektedir. Acaba neden? Yoksa konuşması yasaklanmış mıdır? Bir kez bile olsa bir, "Bravo!" ya da "Ne kadar da güzel!'' diyemez mi? Hiç değilse sevinçle ve hayranlıkla ellerini çırpamaz mı? Hala orada mıdır acaba? Ya yolunu kaybetmişse? Ya da hiç peşinden gelmediyse? Yoksa onu ... -şarkı söylemeye devam ederken aklından geçenler bunlardır; bu korkunç düşünceler kafasında dönüp durur çünkü o fazlasıyla nevrozludur, yani sıradan bir insandır-.
Tüm eski destanlarda savaştığın güçlü bir düşman vardır - Gök Boğası ve Gılgamış, canavar Grendel, Grendel 'ın annesi ve sonunda yaşlı Beowulf'u ölümcül şekilde yaralayan Ejderha, Ovidius' un Dönüşümler'indeki tüm canavarlar ve boğalar, Odysseia'daki kyklop vs. Bu canavarlar günümüz romanlarından kaybolmuştur, kahramanlarla birlikte gitmiştir. Canavar olmadığı için kahraman da yoktur.
Ancak canavar var, herkesin beklediği bir canavar. Ölüm diyeceksiniz, evet, doğru, ölüm onun kız kardeşi, ama canavar yaşlılıktır. Gerçek (ve yenilgiye mahkum olduğumuz) bir savaştır bu, parıltısız, havai fişeksiz, Aziz Petrus'a ait kakma dişli kılıçlar yok, sihirli zırhlar ve beklenmedik yardımcılar yok, arkanızdan ağıtlar yakılacağına dair umut yok, tören yok...
Destandan yoksun destansı bir savaş.