Onları durduran tek şey, akşam ezanıydı. Ezan okununca skor ne olursa olsun ertesi gün devam etmek üzere oyuna ara verip evlerine koşarlardı. Akşam ezanı demek çocuklar için "Oyun bitti, şimdi herkes evine gitsin!" demekti. O yüzden çocuklar akşam ezanı saatini pek sevmezlerdi..
Sayfa 12 - Yediveren Yayınları·Kitabı okudu
Roman
"Böyle bir geceyi bütün varlığımızla içemeyişimizin sebebi, kafamızı birçok saçma şeylerin doldurmuş olmasıdır. On bin, yirmi bin sene evvelki insanlar gibi olabilsek, tabiatı onların gözüyle görsek, muhakkak ki şimdi burada böyle sükûnetle oturamazdık. Onlar güneşi, ayı, falanca büyük tepeyi veya filan bulutu ve yıldırımı babalarının hayrına mı Allah yaptılar? Onlar tabiatta saklı duran ruhu bizden iyi anlamışlardır. Halbuki bizim bunu yapmamıza imkân yok. Minimini kafalarımızı ukalaca kitaplar, birbirinden çürük bilgiler, neticesi olmayan hesaplar ve Allah kahretsin, karmakarışık menfaat düşünceleri dolduruyor... Söyle, hangi ilim, hangi şiir, hangi aşk, hangi devlet bu manzaradan daha güzel, daha muhteşemdir? Buna rağmen burnumuzu kaldırmadan bozuk kaldırımlarda yürüyüp gitmekte devam ediyoruz. Dünyadaki insanların acaba kaç binde biri şu anda başını aya çevirmiştir? Halbuki o her şeyi, herkesi görüyor ve gafletimizin üstüne o tatlı, o iyi tebessümünü serpiyor. Dikkatle baksam onun parlak çehresi üzerinde birçok şeyler göreceğimi zannediyorum. Şu dakikada sarı nehir üzerindeki kayıklarında uyuyan yorgun kulileri, iri Hindistan cevizi ağaçlarının dalları arasında tüneyen papağanları, başlarını Nil'in kırmızı sahillerine yaslayarak dinlenen timsahları ve herhangi büyük bir şehrin herhangi bir eğlence bahçesindeki sevgilisini belinden kavrayan sarhoş kibarzadeleri aydınlatan hep aynı ışıktır. Halbuki ne kadar masum bir yüzü var; harp meydanlarında bağırsaklarını avuçlayarak ölenleri, apartman kapılarının önüne bırakılan çöp tenekelerini karıştırıp gıda arayanları, aynı gecede ikinci âşıkını pencereden içeri almaya çalışanları gördüğü halde güzelliğini ve saffetini muhafaza edebiliyor. Bizler her gördüğümüz fenalığın ve rezaletin bir parçasını ruhumuzda ebediyen beraber
Sayfa 93·Kitabı okuyor
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sadece daha önce kesinlikle taraftar olmuş bir İtalyan futbolcu, bir Milan-Juventus maçının gerçekte ne olduğunu bilebilir; ancak bir Alman net olarak bir Bayern Munich-Borussia Mönchengladbach'ı idrak edebilir; sadece bir Arjantinli bir River-Boca'yı anlayacaktır; sadece bir İngiliz bir Liverpool-Manchester maçında gerektiği gibi heyecanlanacaktır. Ve sadece bir İspanyol, çocukluğundan beri retinasında bir Madrid-Barça maçının yüz veya bin görüntüsünü saklayacak, bu iki takım arasında top oyuna girdiğinde hakkıyla umutlanacak ve korkacaktır. Bugünlerde iki tip aptaldan bolca bulunuyor: Bir yanda, bahsettiğimiz şeyi bilmeyen ya da kaale almayan teknik direktörler var; diğer yanda da Büyük Düşmanlarının küme düşmesini veya tamamen ortadan kalkmasını, onunla yılda iki sefer karşılaşarak onu iştahla yenmeye çalışmak gibi bir şöleni devam ettirmeye tercih eden kötü taraftarlar bulunuyor. İlk gruptaki aptallar, kısa vadede daha zararlı, çünkü karar verme kapasitesi bizi en iyi çarpışmadan mahrum bırakabilir.
Ruhun Hatırası·Kitabı okudu
"Evlensene benimle," dedi Turan birden. Sezin'in yüzünde gülümseme doğdu. Birden söylenince tutamadı heyecanını. "Efendim?" "Eşim olsana. Birdik, çift olduk, şimdi de eş olalım. El ele olalım. Evimizde neşe olsun. Sen ol." Sezin heyecandan bayılacak gibi durdu ve hemen sonra, "Ama olmaz," diyerek elini kaldırdı. Bu sefer parmağında yüzüğü takılıydı. "Ben nişanlı biriyim." Turan gözlerini kıstı, oyuna devam etti. "Nişanlını boş ver. Bana var. Kaçalım buralardan." Sezin kıkırdadı. "Çok büyük bir adam ama benim nişanlım. Bulur, serçeparmağıyla ezer seni. Sen öyle cesur biri misin?" "Evlenecek misin benimle?" diye sordu Turan yine. Sezin'in istediğini yapıyordu. Ne demişti kız? Bana evlenme teklifi et bir daha demişti. "Cenneti bir daha ver de bu adam nefes alsın seninle." "Evlenirim," dedi içi giderek. "İki kere evlenirim, üç kere evlenirim, bin kere evlenirim seninle."
Galiba sadece çocukluğumda değil, ömrümün kalanında da, düşmekten çok korktuğum için, öyle havalara uçarak, ferah fahur, kaygısızca, zamanı ve başkalarını düşünmeden sallanamadım hiç. Bir hayalin peşinden koşamadım, kaybedecek çok şeyim varmış gibi sakındım hep kendimi. Zarları sallayıp pervasızca atamadım, gönlümü çelen riskleri alamadım, bir an olsun hafifleyip uçuşamadım. Ortalamanın emniyetli kollarında, dengemi yitirmeden mehter adımlarıyla yürüyeceğim derken, rüzgârdan, fırtınadan, denizyıldızlarıyla süslü dalgalardan ve evvela hasar görsem de sonunda kıyısına vuracağım o sıcacık limanlardan mahrum kaldım. Hayat bir oyun gibiydi. Bekledim ki oyuna girmem için beni çağırsın biri. Çağırmadılar. Ama yine de beklemeye devam ettim. Bekledim, bekledim, uzun uzun bekledim. Derken, birlikte oynamak istediğim herkes bir bir gitti. Bu saatten sonra kim çağıracak artık beni?
Sayfa 322·Kitabı okudu
Bertrand Schmidt'in piyesinde kuklalar oyunu anlamışlardı, sonra oynamaya devam ettiler. Ben de oyunu anladım. Bütün hareketlerini en ufak ayrıntısına dek tayin eden incecik iplerin varlığını seziyorum. Sanıyorum ki onlardan kurtulacak, ipleri koparmak, keyfince oynamak mümkündür. Öyle sanıyorum ve çabalıyorum. Bir gün gelecek oyuna devam etmekten başka yol olmadığını anlayacağım, kendimi iplerin emrine bırakıverecegim. Ama o zamana kadar çabalamak gerek. … … Kuklalardan, iplerden yazmışım bir yere de. Yok artık ip filan. Ben bana aitim. Iki-üç aydır da kendimle barıştım. En güzel şey bu. Bir de Tanrı ile barışabilseydim. Ama ikimizin de niyeti yok sanırım. İpler yok oldu, Ayhan da yok oldu galiba. Ayhan geceleri yatağa yatarken içimde bir noktada sızlayıp duran bir yara sadece.
Sayfa 356·Kitabı okudu