Atatürk'ün Olduğu Sofralarda
Neler konuşulurdu? Fabrika kurulacak, örneğin şeker fabrikası. En güncel olan. Nerede? Büyük şehirlerde değil. Nerede işsizlik varsa orada. İnsanlara para kazandıracak, geçinlerini sağlayacak yerlerde. Pancar nerede yetişiyor? Hammaddesi nereden kolaylıkla elde ediliyor? Oraya ulaşılması kolay olmalı...
Sayfa 71·Kitabı okuyor
Tarih
... Atatürk sofraya oturduğu zaman önce herkese ilgi gösterirdi. Şimdiki tabirle "dokunurdu". Mesela "Mehmet Bey" derdi, "Siz biliyorum buraya arkadaşlarınızla geldiniz, bekâr olarak bir yer buldunuz, ama ailenizi getirme niyetiniz olduğunu da duydum. Ne zaman getiriyorsunuz? Onlara kalacak bir yer buldunuz mu? Konuşma böyle başlayınca, gergin ve "Ben burada ne yapacağım, sınavdan mı geçirileceğim" diyen insanlar Atatürk'ün özel dertleri ile ilgilendiğini hissedince rahatlardı. Sonra Atatürk başkasına dönerdi, "Çocuklarına okul buldun mu" veya "Anneniz rahatsızdı, hangi hastaneye yatırdınız? Doktor lazım mı?" Herkesle konuşacak özel bir konu bulurdu. Atatürk için en önemli konu ailelerinin Ankara'ya yerleşmesiydi. Yani Ankara geçici bir heves değil, Ankara Cumhuriyet'in başkenti kalacak. Sonra konuşmalara geçilirdi...
Sayfa 71·Kitabı okuyor
Tarih
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Moore için iyi, bazen bir nosyon, bazen bir fikir, bazen bir nesne, bazen de bir pratikti, ancak bu fikir ya da nosyon kendisinden başka hiçbir şeyle özdeş değildi. O, herkesin iyinin "farkında" olduğunu, örneğin daha iyi bir yaşamın ne olacağına ve var olması gerekenin ne olduğuna dair herkesin bir fikri olduğunu düşünüyordu. İyi, sayıların da var olması gibi, kullanışlı bir nosyon olarak varken sayılar -İyi gibi- ağaçların, kayaların veya otobüslerin var olması gibi dünyada kendilikler olarak var olamazlar. Moore açısından İyi, "doğal olmayan" bir özellikti ve bu, doğal olmadığı kadar metafizik de olmayan bir şey anlamına geliyordu. Pek çok kişi için özgürleştirici olan da onun "doğal olmayan" kelimesini daha geleneksel olan “aşkın” kelimesiyle değiştirmesiydi.
Sayfa 86·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
Bayılıyorum şöyle metodik eleştirilere...
Formel mantığın ya da matematiğin geçerliliğini sadece çocuksu bir görecilik tartışma konusu yapar, meydana gelmiş bir şey olduğu için onu geçicilikle suçlar. Gelgelelim kendi değişmezlikleri de üretilmiş olan değişmezler-bu sayede insan bütün hakikati ele geçirecekmiş gibi- değişiklik gösteren şeyden çekip çıkarılamazlar. Değişmezliği bir prima philosophia (ilk felsefe) kandırmacası olan hakikat, değişim gösteren somut içerikle iç içe geçmiştir. Değişmezler tarihsel dinamikte ve bilincin dinamiğinde aynı şekilde çözülmediklerinden onun uğrakları olarak kalırlar; bir aşkınlık(mutlak doğru) olarak sabitlendikleri anda ideolojiye dönüşürler. İdeolojinin illaki katı bir idealist felsefe görünümü arz etmesi gerekmez. İçeriği nasıl olursa olsun, bir başlangıç ilkesi tesis edilmesinde, kavram ve şeyin örtük olarak özdeş olduğunun varsayılmasında yatar ideoloji - bilincin varlığa tabi olduğunu öğretse bile dünyanın meşrulaştırdığı bir özdeşliktir bu.
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Felsefe
Otoyollar, hastane koğuşları, okullar, işyerleri, apartmanlar ve mağazalar her yerde aynı görünüştedir. Özdeş araçlar, aynı karakter tiplerinin gelişmesini de destekler. Devriye arabalarındaki polislerle bilgisayarın başındaki muhasebecilerin görünümleri ve davranışları, dünyanın her yerinde birbirine benzer.
Sayfa 30 - Ayrıntı Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap
Dijital güzel, özdeş olmamaklığın her türlü negatifliğini defeder. Sadece tüketilebilir,kullanılabilir farklara izin verir. Başkalık, yerini çeşitliliğe bırakır. Dijitalleşmiş dünya insanın adeta kendi ağtabakalarıyla (retina) ördüğü bir dünyadır. Bu insanca bağlanmış dünya, (narsist) kalıcı bir öz bakışa sevk eder. Ağ ne kadar örülürse dünya da o kadar kendisini ötekinden, dışarısından örter ve korur. Dijital ağtabaka dünyayı bir resme ve kontrol ekranına dönüştürür. Bu oto-erotik görme uzamında, bu dijital içsellikte hiçbir hayret, merak mümkün değildir. Burada insanlar sadece kendilerini beğenirler.