“Güzellik konusunda her şeyden dem vurdunuz, ancak aslında ondan değil, yerine getirilmemiş ihtiyaçlarınızdan bahsettiniz. Ancak güzellik bir ihtiyaç değil, bir coşkudur. Ne ‘susayan bir ağız’ ne de ‘uzatılan boş bir el’dir. Daha ziyade yanan bir kalp ve afsunlu bir ruhtur. Ne görmek istediğiniz görüntü ne de duymak istediğiniz şarkıdır. Aksine, gözlerinizi yumduğunuz halde gördüğünüz bir görüntü ve kulaklarınızı tıkadığınız halde duyduğunuz bir şarkıdır.”
Kişi, hep, kendi kendisini işlemek zorunda olandır.
Kişi işlenmedikçe, dünyanın en ham şeyi —
bile değildir; hiçtir — yoktur…
Kişi kendini işlemeden varolamaz — nasıl ki insan da
başkalarınca işlenmeden varolamaz
(hani şu “eğitim”…).
Kişinin varoluşu, kendi kendisini işlemesidir
— yani, kendi kendisini var etmesi…
Kişi, kendisini işleyerek kendini varedendir.
Kişi işleyerek varolandır.
Kişi, işler, olur…
Ama şunu da aklından çıkarma: Eğitimini yarım bırakman, daha ‘ham’ olduğun anlamına gelmez. Çünkü ‘pişmek’, yalnız rahle ve kitapla olmaz. Pişmek kendini bilmektir. O yüzden kendine bak, zanaatını tanı, zanaatini kendinde, kendini zanaatında gör. Ne yaptığını, neyi yaptığını, nasıl yaptığını düşün. Büyük sırlar kadimdir. Hep durdukları yerde dururlar ve görmeyi bileni beklerler. O yüzden sırrı Üstad’ın ağzında değil, kendi içinde ara.