Puan vermedi·160 syf.··
2026 2. kitabı
Hekate’nin sadece büyü ve ayla ilişkili bir tanrıça olmadığını aynı zamanda bereketi, yolculuğu(dolayısıyla ilerlemeyi), yaşamı ve ölümü yani hayat döngüsünü sembol eden bir tanrıça olduğunu öğrenmemi sağladı. Kitap gerek Hekate’nin anlamı gerekse Hekate inanışının tarihi gelişimiyle Hekate ibadethaneleri olsun pek çok konuda gayet güzel ve ilgi çekici bilgilerle dolu. Yazar Hekate’nin tarihinden bahsederken kadın olmanın dolayısıyla kanında bir parça Hekate taşımanın ve tanrıça da olsan erkek egemen sistemin yeterliliklerine sahip değilsen kötülükle bağdaştırılacak olmanın ne demek olduğunu gayet güzel bir biçimde açıklamış. Kadın karanlık değildir ayda ya da yok kavşaklarında olduğu gibi üçlü yaşam-ölüm-yaşam döngüsünü bünyesinde taşıyan, hiçbir sınırı ve kısıtlaması olmayan yaşatıcı varlıktır, bu yaşatma sadece gebeliği kapsamaz kadının sahip olduğu yaratıcı zeka bu döngünün bir ürünüdür.
Hekate: Bize Ne Mesaj Veriyor?Özlem Ertan · Destek Yayınları · 202381 okunma
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:00
Bu kitap baştan sona bir hikâyeden çok bir hafıza çözülmesi gibi ilerliyor. Olayları takip etmekten ziyade, bir insanın kendi geçmişine bakarken nasıl parçalandığını izliyorsun. Net bir anlatıdan çok, zihnin içinden geçen kırık görüntüler var. 17 Haziran tam olarak dış dünyayı değil, insanın kendi içindeki çocukluğu, eksiklik hissini ve aile içinde kalmış yarım duyguları anlatıyor. Alex Schulman burada bir hikâye kurmaktan çok, geçmişin bugüne nasıl sızdığını gösteriyor. Kitabın en güçlü tarafı, küçük anların çok büyük duygular taşıması. Bir fotoğraf, bir ses, bir ev ya da bir sessizlik bile yıllar sonra insanın hayatını belirleyen bir şeye dönüşebiliyor. “Bedeni bütündü; yaşıyor gibiydi, ama ölüydü.” Bu tarz cümleler kitabın tonunu en baştan belli ediyor. Açıklamaya çalışmıyor, sadece hissettiriyor. Özellikle çocukluk bölümleri çok ağır bir duygusal zemin taşıyor. Geçmiş sadece hatırlanan bir şey değil, hâlâ içinde yaşayan bir şey gibi anlatılıyor: “İnsan öylece çocukluğunu arayıp da biraz olsun şanslı olmayı dileyemez. Hattı düşürebilirsin belki ama içeri giremezsin. Hazırlıklı olman gerekir; ne söyleyeceğini bilmen, bir planının olması gerekir. Bu anlamda dördüncü gün kritikti, bir dönüm noktasıydı. Çünkü yöntemin önemini o gün kavradım. ” Burada asıl mesele çocukluğu hatırlamak değil, ona ulaşmaya çalışmanın imkânsızlığı. Aile ilişkileri ise kitabın en kırılgan noktası. Sevgi, mesafe ve eksiklik aynı anda var. İnsan hem bağlı hem de uzak hissediyor: **__“1986 yazından bana ait tek fotoğraf vardı. Gölde bir sandaldayım. Arkada karanlık su, uzakta ev; kırmızı bir Lego parçası gibi. Gülümsüyor muyum, yoksa güneşte gözlerimi mi kısıyorum, bilmiyorum. Keskin hatlar, açık kahve gözler. Ben çocukken, annem en şefkatli anlarında “ancak bir annenin
İnceleme
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,151 okunma
Reklam
8/10
·344 syf.··
2026 26. kitabı
Merhaba Gönül Heybemin güzel dostları... Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki hepimizin içinde taşıdığı görünmez yaralar var. Kiminin acısı yeni, kimininki yıllar geçmiş olsa da hâlâ ilk günkü gibi sızlıyor. Hayatın koşuşturması içinde günlük mücadelelerimizi verirken, bir yandan da ruhumuza işlemiş kederlerle yaşamayı öğrenmeye çalışıyoruz. İşte bugün sizlere tam da böyle zamanlarda elimize uzanan bir kitapla geldim: Dervişin Teselli Koleksiyonu: Doğu'dan ve Batı'dan 99 Teselli Bu kitap bana bir şeyi yeniden hatırlattı; bazı yaralar geçmez ama insan onlara bakmayı değiştirebilir. Kitap 99 ayrı teselliden oluşuyor. Her bölümde insanın karşılaştığı acılara, kayıplara, hayal kırıklıklarına ve imtihanlara farklı pencereler açılıyor. Kur'an-ı Kerim'den ayetler, kıssalar, filozofların düşünceleri, şairlerin dizeleri ve hayatın içinden örneklerle öyle zengin bir anlatım kurulmuş ki okurken kendinizi yalnız hissetmiyorsunuz. Yazarın söylediği bir cümle kitap boyunca bana eşlik etti: "Keder evrenseldir, teselli de öyle." Gerçekten de öyle... Bir sayfada bir ayetle karşılaşıyorsunuz, diğer sayfada sevdiğiniz bir şairle. Bir yerde bir âlimin sözü çıkıyor karşınıza, başka bir yerde bir filozof aynı hakikati farklı kelimelerle anlatıyor. Ve o zaman fark ediyorsunuz ki insan değişse de acılar çok değişmiyor. Kitabı bitirdiğimde hayatımdaki sorunlar çözülmemişti. Ama onlara bakışım değişmişti. Tevekkülün ne büyük bir huzur olduğunu, her şeyin kontrolünün bizde olmadığını, bazen elimizden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakmanın insanın omuzlarından nasıl bir yük aldığını yeniden hissettim. Bazı kitaplar bittiğinde geride boşluk bırakır. Bu kitap bittiğinde bende huzur bıraktı.
Dervişin Teselli KoleksiyonuMecit Ömür Öztürk · Hayykitap · 201710,1bin okunma
KEŞKE OKUMAK İÇİN BİR YIL BEKLEMEMESEYMİŞİM
Puan vermedi·552 syf.··
2026 44. kitabı
Bu kitabı okuyalı aslında gerçekten bayağı bir zaman oldu. Ama dönüp profilime baktığımda, hayatımda bu kadar özel bir yeri olan, en sevdiğim serinin ikinci kısmının ilk kitabı hakkında hiçbir şey yazmadığımı fark ettim. Burası benim kitap günlüğüm gibiyse, bu başlangıcın incelemesi burada kesinlikle durmalıydı. Yazmasam eksik kalacaktı, o yüzden biraz nostalji yapıp o dönem hissettiklerimi buraya aktarmak istedim. Ben bu kitabı Şimşek Hırsızı serisinden bayağı bir sonra okudum, 1 yıl falan sonra olabilir. NİYE BÖYLE Bİ MALLIK YAPTIM BİLMİYOM keşke okumak için o kadar zaman beklemeseymişimmm☆ Kitabın başında Percy’yi göremeyince, hatta adını bile duyamayınca açıkçası biraz modum düşmüştü. Büyük Kanyon'daki o fırtına ruhları (Anemoi Thuellai) saldırısıyla başlayan kaosta, Jason'ın elindeki madeni paranın birden kılıca dönüşmesini ve havayı kontrol etmesini izlerken bile aklım hala Percy'deydi. Yalan yok, ilk birkaç bölüm boyunca hep bir önyargı vardı içimde; sürekli " yosun kafa nerede?" diye söyleniyordum qwqwqwwq. Ama Rick Riordan ’ın anlatımı öyle bir şey ki, insanı bir şekilde o hikayenin içine çekmeyi her zaman başarıyor. Hikaye ilerledikçe, karşımıza çıkan o yeni üçlüye (Jason, Piper ve Leo) yavaş yavaş, hiç fark etmeden çok ısındım. Bu kitapta Rick Riordan anlatım tarzını da değiştirmişti; tek bir karakterin ağzından okumak yerine, her bölümde farklı bir karakterin kafasının içine giriyorduk. Bu teknik, karakterleri çok daha yakından tanımamı ve onlarla bağ kurmamı inanılmaz kolaylaştırdı. Karakterlerin ve o tehlikeli görevlerin bendeki yeri hala çok ayrıdır: Jason: Çocuk hiçbir şey hatırlamadan, geçmişi silinmiş bir şekilde bir okul otobüsünde uyanıyor ama o kadar güçlü ki... Rüzgarları yönlendirmesi, yıldırım çağırması ve o meşhur altın parası (Ivlivs) ile dövüşürken
Alıntı
Kayıp KahramanRick Riordan · Doğan Kitap · 20183,193 okunma
Puan vermedi
//KİTAP TAVSİYEM "BABAMDAN KALAN CÜSSELİ POŞETLER ODASI" //ALINTILAR #Issız bir adaya düşsem Kendimi yanıma almam Palmiye ağaçları saf güneş falanmidemi yakıyor Aramızda sekiz yüz yetmiş yedi kilometre var Şiir yılıyla ölçsem Bir dakika uzağımdasın... #Cama yansıyan buğularla kaybedeceğiz parmak izlerimizi, Boyun otopsinde bulunacak dudaklarım... #İnsan doğduğunda değil, rahme düştüğünde başlar zamana yenilmeye... #Sizin poşetlerinizi babanız aldı Benim poşetim babamdan kaldı... #Düğün salonlarında çalan son müziktim Ve boş sandalyelere oluyordu konserim... #Saçlarının kuşları var Herkes de sanıyor Sana özel esiyor rüzgar... #Kadında boy veren her erkek boğulur #Çok düğümlü bir ipim,uçurum manzaralı... # Senin sayende kalp reytingim, nabzımın tavanlarında... #Kaç tur attırdı acaba kainata gülüşün... (Şu cümlenin ağırlığını hangi sevda kaldırabilir azizim...) #Soydum yara kabuklarımı, Attım poşete Kollarım parıldıyor güneşte, Sizin rengarenk neşeleriniz vardı Ve sormadınız poşetinde ne var? Neden böyle çok yıpranmış diye... (Sonra hayatından insan çıkarınca sen suçlu oluyorsun. Hatrımı sormadan halimden anlamayan, nasıl elimdeki poşet kadar değerli olsun vesselam. ) //KİTAP HAKKINDA
Babamdan Kalan Cüsseli Poşetler OdasıUmut Göksal · Tün Kitap · 20263 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 29. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 22:01
Farklı ülkelerde ve şehirlerde geçen on iki öyküden oluşan bir kitap. Ortak noktalarıysa aidiyetsizlik. Öykülerde Avrupa'nın çeşitli kentlerine savrulmuş Latin Amerikalı karakterler, yalnızlık, özlem, yabancılaşma ve kader duygusuyla mücadele ederler. Merkezde çoğunlukla sürgün hissi yaşayan, geçmişleriyle bağlarını koparamayan ve hayatın beklenmedik kırılmalarıyla karşılaşan insanlar vardı. Márquez’in öykülerinde gördüğümüz büyülü gerçekçilikten uzak sadelik bu öykülerde de var. Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, her öykünün farklı bir dünyaya açılmasıdır. Bir öyküde ölümün gölgesi hissedilirken, başka bir öyküde aşkın ve yalnızlığın izlerini okuyorsunuz. Kısacası bu kitap için farklı coğrafyalarda dolaşıp kendine b,r yer arayanlarım öyküleri de diyebilirim. Bunlardan Uyuyan Güzelin Uçağı , Ben Yalnızca Telefon Etmeye Gelmiştim , Zehirlenmiş on yedi İngiliz başlıca beğendiklerim arasında.
On İki Gezici ÖyküGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 20151,051 okunma
Reklam
Reklam