SIVI, tanımı gereği, ağırlığının sözünü dinlemeyi kendi biçimini korumaya yeğleyendir, ağırlığının sözünü dinlemek uğrunda her türlü biçime sırtını dönendir. Bu sabit fikirden, bu hastalıklı takıntıdan dolayı her türlü duruşu yitirendir.[…] Suyun tedirginliği, en ufak eğim değişikliğine duyarlılığı. Merdivenlerden iki ayağıyla birden atlar. Oynaktır, çocuk gibi söz dinler, eğim terse dönüp geri çağrıldı mı hemen gelir. Francis Ponge, Le Parti pris des choses, Paris, Gallimard, 1942
Ba barnın Balkanlarla ilgili fikirlerini paylaştığı yakın dostla­ rı arasında bilim adamı Kliment Kamilski de vardı. Birinin yönü Doğu, birinin yönü Batı olan ikisinin de hayallerinin peşinden aşırı hızlı uçuşları esnasında birer kanadı kırılınıştı adeta. Bir zamanların Sorbonne Üniversitesi doktora öğrencisi olan, İspanya iç savaşına katılan, birçok Balkan ve Avrupa di­lini bilen Kliment Kamilski yeni sosyalist devletin en güçlüleri arasında yer alabilmesine yetecek bütün niteliklere, hatta ge­ rekenden fazlasına bile sahipti. Fakat onu da, uslanmak nedir bilmeyen ruhunun derinliklerinde yer eden, fazlasıyla güçlü bir şey yıkmıştı; bu, büyük bir ihtimalle, özellikle Stalinizm döne­minde, Avrupa fikirlerinin lehine olan tavırlarını sesli sesli dile getirmesi yüzündendi. Manastır kadı sicillerini keşfetmiş olmasaydı, Babamın da, kendi doğu, mülteci ve içinde parti üyeliği bulunmayan geçmi­şiyle, yeni kurulan devlette tutunabilmesi çok zor olurdu.
Sayfa 199 - YKY yayınları 2008
Edebiyat - Roman - Tarih
Reklam
"Günümüzde ulusal eğitimi paralıların tekeline sokanlar, Atatürk'e, o bilinçle yetişmiş Atatürkçü kuşaklara nasıl yanıt vereceklerdir?"
Sayfa 202·Kitabı okuyor
Alıntı
Türkiye’deki üniversitelerde büyük çoğunluğu AKP döneminde açılan 80’i aşkın İlahiyat Fakültesi bulunmakta, her yıl 10 bini aşkın öğrenci bu fakültelere girmektedir. (AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında yaklaşık 20 İlahiyat Fakültesi vardı.) Başka bir deyişle, bugün Türkiye’deki üniversitelerin yaklaşık %45’inde İlahiyat Fakültesi bulunmaktadır. Bu da üniversitelerin belli bir ölçüde dini eğitime yönelmesine yol açan bir gelişmedir. Yaklaşık %45’lik bu oran ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde çok daha düşük olduğu gibi, ABD ve AB ülkelerinde Teoloji-İlahiyat Fakülteleri’nde, Felsefe dersleri bağlamında, din ve din içi teizm ile birlikte, ateizm, agnostisizm ve dindışı deizm gibi akımlara da, ders programında, Türkiye’ye göre daha fazla yer verilmektedir. Türkiye’de ise bazı istisnalar hariç, İlahiyat Fakülteleri’nde eğitim, Kuran Kursu ve İmam Hatip zihniyeti ile verilmekte, eğitimin Felsefe boyutu ihmal edilmektedir. Dolayısıyla, İlahiyat Fakülteleri’nin varlığı değil, günümüzdeki niceliği ve niteliği, laiklik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Kendinin olmayan düşüncelere hayran, ama kendininkine değil. Bir şeyi ne denli az kavrıyorsa, o denli sıkı inanıyor ona. Sana diyorum ki: Kendi kurtarıcın, yalnızca sen kendin olabilirsin! Sen kendini aşağıladığın için, Küçük Adam, onlar da seni aşağılıyorlar, seni sevmiyorlar Onlar seni çok iyi tanıyorlar. Yalnızca kendinin bileceği, en berbat zaaflarını biliyorlar senin. Seni bir sembole kurban ettiler, sen de onları kendi sırtında iktidara taşıyorsun. Büyük adam yaşamın amacını senin gibi zengin olmakta, kızlarının kurallara göre evlenmelerinde, politik kariyerde, profesör süslerinde görmüyor. Senin gibi olmadığı için onu ‘dahi’ ya da ‘tuhaf’ olarak adlandırıyorsun. Ama o senin boş gevezelik toplantıların yerine kendi düşünceleriyle yalnız kalmayı tercih ettiğinde onun toplumsal olmadığını söylüyorsun. Sen Küçük Adam, bu sıradan dürüst adamın karşısında yozlaşmışlığın içinde kendini ‘normalliğin’ prototipi olarak çıkarıyor ve ona ‘anormal’ diyorsun. Onu küçücük ölçülerinle ölçüyorsun ve senin normallik ölçülerine uymadığını düşünüyorsun. Hedefe ulaşmak için her türlü aracın, adi ve alçakça aracın da mubah olduğunu sanıyorsun. Hedef, ona ulaştığın yoldur. Bugün atacağın her adım, yarınki yaşamındır. Yaşamın ne zaman iyi ve güvende olacak, diye soruyorsun Küçük Adam. Hayat dolu olmak güvenlikten, sevgi paradan, özgürlük parti ya da kamu görüşünden daha önemli olduğu zaman yaşamın iyi ve güvende olacak. Varlığının derininde düşüncen, duygularınla çelişki halinde değil de uyum için etkili olduğu zaman, yaşamın iyi ve güvende olacak. yeteneklerini vaktinde kavrayıp, yaşlandığını vaktinde anladığın zaman; artık büyük savaşçıların cürümlerini değil büyük bilgelerin düşüncelerini yaşayacağın zaman…yaşamın iyi olacak. Sen yönlendirme ve akıl istiyorsun, Küçük
Duygu ve Düşünce
Onu ideal için mi öldürmüştür, yoksa nefsine yenikdüştüğüiçinmi?
Jean Paul Sartre Kirli Eller adlı oyununda işlemiştir. Oyunun kahramanı genç bir entelektüel komünisttir. Yaşamın trajikleşen yönlerine ilgi duyan genç, parti tarafından tehlikeli görülen gene komünist bir lideri öldürmekle görevlendirilmiştir. İdeal ile cinayet arasındaki trajik gerilimi taşımaya çalışan genç komünist tam bir karara varamamasına rağmen lideri öldürmeye gider. Ancak oyunda olaylar öyle gelişir ki, genç silahını lidere yönelttiğinde, sevgilisinin onun kollarında olduğunu görür. Öfke ve şaşkınlık içindeki birkaç saniyede tetiği çekip lideri öldürür. Geriye kendi vicdanı ile hesaplaşmasını gerektiren, yanıtını asla bilemeyeceği bir soru kalır: Onu ideal için mi öldürmüştür, yoksa nefsine yenik düştüğü için mi?
Reklam
Reklam