Beyhude Ömrüm, okumadığım kitaplar arasında rafımda dururken, sipariş ettiğim kitaplar gelene kadar okumaya karar verdiğim eserlerden biriydi.
Eşim, bu kitabı çok eskiden okuyan ve beğenen biri olarak benim için çok basit olduğunu dile getirmişti. Fakat bir kitabın insana neler katabileceğini, o kitabın içerisine girmeden keşfedemiyorsunuz. Bu aralar birçok şeyin boş olduğunu, zamanın çok hızlı aktığını, pek çok şeyi elimde tutamadığımı ve zamanın bana yetmediğini düşündüğüm bir dönemdeydim; sadece kitabın ismi bile bana onunla bir bağ kurabileceğim hissini vermişti.
Öyle de oldu!
Anlatılan, bir hayat hikayesi... Basit ve çok sade. Kitap, bir köy yerini ve bu köyde hayatın nasıl geçtiğini aktarıyor. İlk basım yılı 1982. Doğal olarak okurken 1960-1980 arası dönem hakkında bilgi sahibi olabiliyorsunuz. Bu dönemlerde yaşamadım ama o dönemleri bizzat tecrübe edenlerin arasında bulundum. Uzunca bir süre köy hayatım olduğu için de oradaki karakterin anlattığı hikayenin bazı yerlerine kâh dedemi ekledim, kâh babamı ve abilerimi... Ben o hayatın içerisinden geçmedim belki ama o hayatın içerisinden gelenlerin birçok hikayesini dinledim. Kitap, hikayesini o kadar gerçek anlatıyor ki okurken çocukluğuma gidiyor, sanki her şey bana tanıdık geliyordu.
Bizim için küçük olan bir hayal köyde kurulunca, o kişi için ne kadar büyük olduğunu anlıyor; karakterin kurduğu bu hayal uğruna ne kadar mücadele ettiğini, karşısına çıkan engellere hangi duygularla baktığını tüm benliğinizde hissediyorsunuz.
Karakterler çok gerçekçi ve samimi işlenmiş. Her köyde olduğu gibi lakaplar ön planda: Çavuş'un Oğlu, Muhtar Halil, Deli Derviş, Çerçi Cemil, Tahsildar Atıf ve diğerleri... Mekan konusunda da, her konuda olduğu gibi, oldukça sade kalınmış: Yurtpınar Köyü, Islak Kaya, Kasaba ve Adliyesi, bir