Hissettiklerim ha! Benim hissettiklerim.!!!!!.
“Pekâlâ, hissettiklerin nedir?”
Sayfa 218 - Martı Yayınları·Kitabı okuyor
Başörtüsü laikliğin gereği
Soru: "Devlet ceketini üstünde taşımadıktan sonra git istediğin dini savun, istediğini tebliğ istediğini irşad et, kendi bileceğin iş. Bana söz düşmez. Devlete de düşmez." diye yazmışsınız ve her din için ibadet ve ifade özgürlüğünü savunmuşsunuz. Buradan devlet görevlisi olan bir Müslüman bayanın başörtüsü kullanabileceği sonucu çıkar mı? Sizce başörtülü bir hâkim olması batılı anlamda laikliğe aykırı mıdır? Cevap: Bu konuda otuz seneden beri kafam net, hiç kuşkum olmadı. "Başörtüsünün Batılı anlamda laiklikle bağdaşmadığını söyleyenlerin Batı kültürü ve toplumu hakkında cidden bilgisiz olduklarını düşünüyorum. İngiltere ve Kanada'da Sih dinine mensup polis memurları, dinlerinin gereği olan haşmetli sarıkla iş görüyorlar pekala. Benim 30 sene önce Columbia Üniversitesindeki ABD Anayasası hocam da takkeli, külahlı, sakallı, bukleli, muhafazakâr bir Yahudi idi. Hayatta gördüğüm en iyi hocalarımdan da biriydi ayrıca.
Sayfa 160 - Liber Plus Yayınları / 12 Ekim 2010
Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ben nasıl şimdi giyiniyor, evden çıkıp profesörü ziyaret ediyor, onunla az çok yapmacık nazik sözlerle konuşuyor ve bütün bunları doğrusu gönülsüz yapıyorsam, insanların çoğu da her gün, her saat kendilerini zorlayarak, bir gönülsüzlükle böyle davranıyor, böyle yaşıyor, onu bunu ziyaret ediyor, onunla bununla söyleşiyor, dairelerinde, bürolarında oturup mesai saatinin bitmesini bekliyordu; hepsi de zoraki, otomatik olarak, gönülsüz görülen işlerdi, makineler tarafından da pekâlâ yapılabilecek ya da yapılmadan kalabilecek işler. Ve ardı arkası kesilmeksizin sürüp giden mekanikliktir ki, onları benim gibi kendi yaşamlarını eleştirmekten, bu yaşamın aptallığını ve sığlığını, iğrenç şekilde sırıtan ne idüğü belirsizliğini, umarsız hüznünü ve kofluğunu görüp duyumsamaktan alıkoyuyordu. Ah, haklıydı, yerden göğe haklıydı bu insanlar öyle yaşamakta, yoldan çıkmış ben gibi iç karartıcı mekanikliğe karşı kendilerini savunacak ve gözlerini umarsızlıkla dikip boşluğa bakacakken, kendi küçük oyunlarını oynamakta ve kendi önemsedikleri şeylerin peşinden koşmakta. Bu sayfalarda insanları küçümsüyor, kendileriyle alay ediyorsam, kimse sanmasın ki olup bitenlerin suçunu üzerlerine yıkmak, onları suçlamak, dolayısıyla kişisel sefaletimden başkalarını sorumlu tutmak istiyorum. Ne var ki, bu yolda hayli ilerleyen ve yaşamın dipsiz bir karanlıkta sonlandığı sınıra gelip dayanan ben, söz konusu mekanikliğin kendim için de geçerliğini koruduğu, bitip tükenmeyen oyunun güler yüzlü çocuksu dünyasında kendimin de hâlâ bir yeri olduğu izlenimini gerek kendim, gerek başkaları üzerinde uyandırmaya çalışırsam, haksızlık etmiş, yalan söylemiş sayılırım.
Sayfa 72·Kitabı okudu
Kim bilir kendimden kaçıyordum kalabalıklar arasında. Ya da kim bilir yitirdiğim kendimi arıyordum onca kendini yineleyip duran yavan bir yaşamın sayfaları arasında. Ve bir şey daha; belki Paris Kasveti'nde değildim, ama pekâlâ Baudelaire'dim işte şu Şehr-i Stanbul'da”
Sayfa 16·Kitabı okuyor
İsviçreliler, kantonları ve dinleri birbirinden ayrı olduğu hâlde pekâlâ geçinip gidiyorlar çünkü onları birbirine bağlayan kuvvet birtakım ünvanlar değil, memlekete faydalı olmaktır.
Sayfa 55 - Kapra Yayıncılık (1.Basım)
"Kampanalar, çanlar yeri gelir tren garlarında hareket saatlerini ya da fabrikalarda paydos zamanlarını bildirir. Antilop boynuzundan borular, savaş ve katliam çığırtkanlığı yapar. Gonglar, boks müsabakalarını başlatır. Davullar düğünlerde çalınır. Zurnalar şenliklerde öttürülür. Ateş, binlerce farklı sebep için tutuşturulur... Ezan ise sadece ezandır. Kendi anlamının dışında hiçbir anlama hizmet etmez. Onun hakkında en ufak bilginiz olmasa bile, işittiğinizde, sıradan bir sesleniş, bir şiir yahut bir şarkı olmadığını hemen anlayıverirsiniz. İnsanların günlük konuşmalarının dışında bir şeyler söylediğini fark eder, İslam'ın yerleri ve gökleri kaplayan bu lahutî Çağrısının, inancınız her ne olursa olsun, bir insan olarak yaratılmış herkes gibi sizi de ilgilendirdiğini, pekâlâ hissedersiniz."