“İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun kaç para
Hırka, tespih, post, seccade güzel
Ama TANRI KANAR MI BUNLARA?
Sen sofusun hep dinden dem vurursun
Bana da sapık dinsiz der durursun
Peki, ben ne görünüyorsam O'yum
YA SEN NE GÖRÜNÜYORSAN O'MUSUN?”
“-Ahiretten korkuyor musun Ömer?
-Niye korkayım ki? Ölümden sonrası ya hiçlik ya da mağfiret.
-Peki, ya kötülük ettiysem?
-Günahların ne kadar büyükse, Allah’ın merhameti de o oranda artar.”
"Bir nehre bile benzemeyecek. Büyük bir göl gibi görünecek. Karşıya geçmemiz uzun zaman alacak."
Hâlâ korku içindeki Salva, "Peki, karşı tarafta ne var?" diye sordu.
"Çöl" diye yanıtladı amcası. "Ondan sonra da Etiyopya."
Salva'nın gözleri yaşlarla doldu. Marial, Etiyopya konusunda haklıydı. Keşke burada olsaydı da ona hatalı olduğumu söyleyebilseydim, diye düşündü.
"Lanet sinekler!" derdi insanlar hep ama sinekler de Tanrı'nın işiydi [...] Peki ya siz hangisini dinlemeyi tercih ederdiniz? Kurt sineklerini mi yoksa bombardıman uçaklarını mı?
"Ailen nerede?" diye sordu.
Salva yanıt vermek üzere ağzını açtı ama daha bir şey diyemeden gözleri yaşlarla doldu.
Yüzü asılan kadın, "Yetim misin?" diye sordu.
Salva hemen, başını iki yana salladı. Bir an için kadına sinirlenmişti. O, yetim değildi! Bir annesi ve babası, bir ailesi vardı!
"Okuldaydım. Çatışmadan kaçtım. Ailem nerede bilmiyorum," dedi.
Kadın başını salladı. "Bu savaş çok kötü bir şey. Peki, ne yapacaksın, aileni nasıl bulacaksın?" diye sordu.