Tamam," diye razı oldu.
"Sophie konusunda en iyisini sen bilirsin. Hep öyle oldu. İyilesirken birine ihtiyaç olduğunu düşünüyorsan, o zaman birine ihtiyaç vardır. Kızı sevdin mi?
Başımı salladım. "Sevdim. Sen de seversin."
Onu gerçekten sevecekti. Bunun olması için elimden geleni yapacaktım.
Kız da onu sevecekti, en azından kâğıt üzerinde. Kağıt üzerinde, onu o kadar çok sevecekti ki, cinayet bile işleyebilecekti.
Bana haberi verdiklerinde gözyaşlarımı sevinç gözyaşları sandılar. Grant beni öpücüklere boğdu ve beni ne kadar sevdiğini söyledi. Ne kadar mutlu olduğunu. Ne harika ebeveynler olacağımızı.
Ben neredeyse ölüyordum ama o, daha on iki saat öncesine kadar varlığından bile haberdar olmadığı bir embriyoyu kutlamaktan kendini alamıyordu.
Beni iki ay hastanede tuttular, bedenim iyileşirken bebek de karnımda büvüdü. Benim besinlerimi tüketti. Kocamın sevincini besledi.
Korkunçtu, kaçamadığım ve hak etmediğim bir hapis cezasıydı. Zorlukla inşa ettiğim ilişkimize ve planlarımıza bir saldırıydı.
Bakışları gözlerime kilitlendi ve içimi ısıtan o tanıdık sıcaklık geldi. İçim buz gibi olabilirdi ama o, en başından beri buzları çözmeyi başaran tek kişiydi. Yüzeyde bile olsa o çözülme gerçekti.
Ve ben onu bu yüzden seviyordum.
Ne yazık ki buzu eritme yeteneği onu kurtarmaya yetmeyecekti.
Büyük suçum için bir piyona ihtiyacım vardı ve Grant bu rol için biçilmiş kaftandı.
Perla'yı tarif ederken hiçbir zaman sırnaşık kelimesini kullanmazdım ama şu an tam olarak öyle davranıyordu. Belki de boğucu daha doğru bir sıfattı.
Paranoyak olduğumun farkındayım ama aynı zamanda daha önce fark etmediğim şeyleri de aniden görmeye başlamıştım....