Bu kahkaha bir vazgeçişti; boş çoraplar gibi, suya girmeden önce sahilde bıraktığı plaj elbisesi gibi, ardında bırakabileceği bir giysiydi.
Sayfa 18 - Jaguar
Gene o zamanların Ayastefanos’undan sonra, bir Kâğıthane safasına çıkılır gibi uzun uzadıya arabayla varılan Florya, geniş kumsalıyla –plaj kelimesini bilmezdik henüz, elbette ki vardı ama oraya, ilk görüşümde, çocuk gözlerime bir çöl tesiri bırakmış kızgın kumlara uzanarak güneşte yanmaya değil, bilakis, tren yolunun beri tarafındaki yüksek ağaçların gölgesinde oturup serinlemeye, “kuş dinlemeye” gidilir, adı da, o kuşun adıyla “Fülurya” telaffuz edilirdi. O zamanların, Arap harfleriyle Fulurya’sının berisinde uzanan, bugünün, Latin harfleriyle Florya’sı ise, “başınıza güneş geçer” tehdidiyle gitmemiz, ilerlememiz men edilen, merak veya cesaret edip birkaç adım atacak olsak, süslü iskarpinlerimizin içine, kabahatimizi ne de çabuk meydana çıkaracak, bizi hemen de ele verecek müzevir kum tanelerinin doluverdiği, zaten bir iki adımdan sonra ilerleyemez olduğumuz, gözlerimiz kamaşmış, tabanlarımız kızışmış, kendimizi hemen çayırların “sahil-i selamet”ine attığımız, yasak, yalnız yasak mı, yasak olduğu kadar da korkunç bir bölgeydi.
Ben de o kadar seviyorum ki sevdiğim insanı, onunla konuşmak, derdine acısına üzüntüsüne ortak olmak paylaşmak, onunla her şeyimi ortak paylaşmak, üç yıl oldu, saçlarını okşamak, ona her şeyimi vermek, o kadar seviyorum ki, yardımcı olmak, doya doya sevmek okşamak, bir mutlu sakin bir güzel yuva kurmak, çocuğu olmak, baba olmak, kısaca ona her şeyimi vererek daima her şeyimi ona adamak ona bakan bütün gözler yalnızca sadece ben olmak, el ele kol kola dolaşmak çocuklar gibi, işimiz bittikten sonra sinema tiyatro konser plaj seyahata gitmek, oynamak, eğlenmek, gezmek, (Ben bu adama karşıyım) Onunla mutlu anılarımız oldu (yalan), çok mu çok sevdim (sevmek sana ait bir şey, anı filan değil). Onu deliler çılgınlar gibi dünyalar kadar çok mu çok (peki anladık) seviyordum, ona âşık olmuştum, güzel gözlerine âşık olmuştum, o kadar güzel gözleri vardı ki hayat vardı sanki gözlerinde (elbette olacak) yaşama gücümü kuvvetimi arzumu ondan alıyordum. Her şeyimi ona açık tarafından yazdım. Tam 4 yıl bıkmadan usanmadan yemeden içmeden uyumadan durmadan dinlenmeden daima kafamı taktım ona. Hiç bir engel tanımadan alacağım sevgilimi (bunu kime söylüyorsun acaba?) Hiç kimseyi dinlemedim bu hususta (her şeye rağmen seninle karşı karşıya gelip konuşmak isterdim açıkça mertçe Türkçe)..
Sayfa 129 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Dokuz alsan yeter, dedi Şef. Çevreme bakınıyorum, herkes dıştan çiziyor şemsiyeyi. Ben içten görmek zorundayım demek ki. Plaj şemsiyesi çizenler var, ayvayı yediler onlar, hiç sesimi çıkarmıyorum. Şemsiyenin tel aksamı çok karışık bir iş. Çizebilir miyim acaba? Çizerim ulan.
Her yer: Sokak, lokanta, tiyatro, sinema, gazino, bar, sandal, otomobil, plaj, kulüp, otel, tramvay, tren, mektep, sınıf, konser, hususi ve umumi neresi varsa hepsi... Hülyaya yer kalmamıştır; kadın ve erkek artık laboratuvar tahlilinden geçerek ve günlerce, aylarca, hurdebin' ile görülerek incelenmiş, meçhul noktası kalmamış bir unsur olduğu için aşk ve alaka bir nazariye değil, müspet bir ilimdir. Eskiden sevilen, "hakiki varlık” değildi; bu varlığın ufacık bir noktasına, mesela bir göz rengine, bir ele, bir bıyık veya bir perçemle kâküle istinaden kurulan hayaldi. Göz ile görülüp el ile tutulanı değil, dimağımızın süslediği, şahaneleştirdiği hayalet ve hülyayı severdik. Sevdiğimiz, ekseriya o canlı şahıs değildi, onun yerine kalbimizin içine yerleştirdiğimiz büsbütün başka, manevi bir hüviyet idi ve ikisi yan yana gelince arada dağlar kadar fark hasıl olur, bizi şaşkınlığa uğratırdı.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Şu an bize inanılmaz geliyor ama bundan elli yıl önce Batı dünyasında obezite çok azdı. O zamanlar çekilmiş plaj fotoğraflarına bakınca bizim ölçütlerimize göre herkesin ince olduğunu görürsünüz. Sonrasında bir dizi değişim meydana geldi. Taze, besleyici gıdaya dayalı bir gıda tedarik sisteminin yerini esas en işlenmiş çerçöpten oluşan bir sistem aldı. Halklarımızı ciddi bir strese maruz bıraktığımız için sıkıntıdan kendini yemeğe vermek çok daha cazip hale geldi. Yürümenin veya bisiklete binmenin çoğunlukla imkansız olduğu şehirler kurduk. Başka bir deyişle -sizin veya benim kişisel bir hatamızdan dolayı değil- çevrenin değişmesiyle birlikte vücutlarımız da değişti. Topluca kilo aldık. 1960-2002 yılları arasında bir yetişkin ortalama 10 kilo aldı.
Kitap Alıntısı