Anneyle özdeşleşme
Kadındaki anne kompleksi Eros’un aşırı gelişimine yol açmazsa, kız anneyle özdeşleşir ve dişilik özellikleri felce uğrar. Kız kendi içgüdüler dünyasının, annelik içgüdüsünün ve Eros’un bilincinde olmadığı için kendi kişiliğini anneye yansıtır. Bu kadınlara anneliği, sorumluluğu, kişisel bağlılığı ve erotik arzuları anımsatan her şey onlarda aşağılık kompleksine neden olur ve onları bunlardan kaçmaya zorlar; kaçıp sığındıkları yer, kıza tümüyle ulaşılmaz gelen her şeyi mükemmel bir biçimde, denebilir ki bir üstkişilik olarak yaşayan anneden başkası değildir elbette.
Kızın istemeye istemeye hayran olduğu anne, onun yaşayacağı her şeyi önceden yaşayıp tüketir. Kız ise kendini feda ederek anneye yapışmakla yetinir, bir yandan da bilinçsizce, denebilir ki kendine rağmen, annenin tiranı konumuna yükselir, fakat bunu tam bir sadakat ve boyun eğme maskesi altında yapar. Annesi tarafından gözle görülür bir biçimde kanı emilen ve sürekli bir kan transfüzyonuyla annesinin hayatını uzatan kız bir gölge gibi yaşar.
Bu bakireler evliliğe karşı bağışık değildirler. Tam tersine, bir gölge gibi yaşamalarına ve pasifliklerine rağmen, ya da işte tam da bu yüzden, evlilik piyasasında çok revaçtadırlar. Bir kere o kadar boşturlar ki, bir erkek onlarda her şeyi bulabileceğini sanabilir; hem o kadar bilinçsizlerdir ki, bilinçdışı sayısız anten ya da görünmez polip kolu uzatarak erkeklerin tüm yansıtmalarını emer ve bu da erkeklerin müthiş hoşuna gider. Zira bu kadar büyük bir dişi belirsizlik erkeklerdeki kararlılığın ve keskinliğin arzulanan karşılığıdır; erkek kararlılığının bir ölçüde tatmin olabilmesi için tüm kuşkular, ikircikler, belirsizlikler ve muğlaklıkların büyüleyici bir dişi masumiyete yansıtılması gerekir.
Bu tipe özgü kayıtsızlık ve sürekli incinmiş
Roma dinlerinde tanrı, şekil itibarıyla insanlardan farklı değildir ancak beden ve nitelikleri bakımından kemal sıfatlarına sahiptir. Bu nedenle, prensip olarak, Roma insanının gelişmiş ve farklı bir versiyonudur. Ancak tanrılar da tıpkı insanlar gibi komplo kurar, müttefik olur ve savaşırlar. Örneğin baş tanrı olan Jüpiter, kardeşleri deniz tanrısı Neptün ve yeraltı dünyasının tanrısı Pluto ile koordineli bir plan yaparak babası Satürn'le savaşıp onu tahttan indirmeye karar verdikten sonra bu yüksek konumuna erişmiş; böylece Jüpiter, Kutsal Üçlü'deki tanrıların kralı olmuştur.
"Bugün artık soğuk ve buzlarla kaplı Plüton’un dokuz gezegen arasında açık ara en küçüğü olduğunu ve Güneş Sistemi’nin en büyük altı uydusundan daha küçük olduğunu biliyoruz"
Fiyat üzerinde anlaşılıp satış gerçekleştikten sonra kölenin sahibinin değiştiği bazan dağlayarak veya dövme yaparak işaretleniyordu. Dağlamak da zincirlemek de mülkiyeti belirtiyordu. Aristofanes'in Kurbağalar oyununda tanrı Pluto "... onları damgalayıp ellerini ayaklarını bağlayacağım ve ... cehenneme göndereceğim!" der. 125 Kölelik fiilen bedene işleniyordu; gündelik aşağılayıcı muameleyle de tekrar tekrar kazınıyordu.