Buradaki bir polis müdürü keyfi için Kur’an okumakta olan Muhiddin Karı isminde bir yerliyi vurup öldürüyor, sonra da vârislerini çağırıp öldürdüğünü, alıp defetmelerini söylüyor. Ne dava, ne ceza olmadığı gibi her hangi şekilde bir aksülamel göstermek yasak. Böylesine korkunç esaret demekten başka bir tabir bulunamaz zannederim.
«Ah, bayan, baba, yüreğimin derinliklerinden sizi lanetliyorum, 2 parmağımı ben size uzatıyorum, sizi Jamaica büyüsüyle lanetliyorum, sizi Afrika büyüsüyle lanetliyorum. Kötü talih polis köpekleri gibi sizi kovalasın. Benim lanetim dünyadaki bütün zencilerin lanetidir, bütün kara derililerin, kahverengi derililerin, sarı derililerin lanetidir. Coca'nın lanetidir. Hoşça kal, alçak beyaz bayan, hoşça kal, alçak baba, hoşça kal bütün alçak beyazlar. COCA'NIN LANETİ ÜSTÜNÜZDE OLSUN. İyi ki çok fazla büyük dişlerim okyanusa düştü, artık beyazlara gülümsemek zorunda kalmayacak. Unutma bayan, unutma baba, zenciler beyazlara yalnız dişleriyle gülümser. Coca.»
Karakoldan çıkıp Artuş'un merkezine doğru ilerledikçe kendimizi adeta bir distopyanın içinde bulduk. Artuş, kocaman askeri bir kışlayı andırıyordu: İnsanların ve araçların hareketini izleyen kameralar aşırı yoğunluktaydı. Her köşede polis kontrol noktaları vardı. Çinlilerin yerleştirildiği yüksek ve modern apartman blokları, Müslüman mahallelerinin içine doğru sokuluyordu.
"Sen polis olduğuna emin misin? Şu an beni zorla arabana aldın ve yine zorla, istemediğim bir şey yaptırıyorsun!"
"Zorlamadım. Kendin yürüyerek geldin. Yaptığın her şeyin suçunu neden bana atıyorsun sen?"
"Gelmezsen tutuklanacaksın, dedin!"
"Dedim, yapmadım."
"Sen şaka mısın ya?"
"Bağırmadan konuşursan anlaşabiliriz, Ayperi."
POLIS MEMURU (Telâș ve heyecan içinde, komiserin odasına girer): Kapıda general kılığında bir deli var komiserim!
KOMISER (Yerinden fırlar.): Eyvah! Akıl hastanesinden kaçıp da bir generali öldürmüş olmasın? Nereden anladın deli olduğunu?
POLIS MEMURU: Ifadesini aldım da komiserim.
KOMİSER: Ifadesinin neresinden anladın? Deli olduğunu itiraf mı etti?
POLIS MEMURU: Tam tersine komiserim. Ben durumundan şüphelenip biraz sıkıştırınca, akıl hastası olduğunu inkâr etti. Bir dergide okumuştum komiserim: Akıl hastaları bir türlü kabul etmezlermiş hasta olduklarını.
KOMISER: Adı neymiş?
POLIS MEMURU: General Gustav Schlick olduğunu ileri sürüyor komiserim.
KOMISER: Ifadesinin neresinden şüphelendin?
POLİS MEMURU: Karısını öldürdüğünü söylüyordu.
KOMISER: Bunda ne var şüphelenecek?
POLİS MEMURU: Karısını yıllardır her gün öldürdüğünü söyledi komiserim. Cinayeti ikiye ayırdı: O kısmını pek anlamadım. Bazı işkencelerden de bahsetti. Bunları yapacak bir insana benzemiyor. Hele bir cümlesi çok garip: Austerlitz savaşı sırasında, hayalinde karısını âşığıyla birlikte yakalamış ve ikisini de kafasında kurşuna dizmiş.
KOMISER: Kimin kafasında?
POLIS MEMURU: Kendi kafasında efendim. Bu yüzden kafatasında iki delik olduğunu ileri sürdü; fakat ben ısrar edince delikleri göstermedi, evde unuttuğunu söyledi.
KOMISER: Saçmalama.
POLIS MEMURU: Kendisi saçmaladı komiserim. Bu sözlerine inanırsam, daha başka itiraflarda bulunacağını söyledi.
Bu günlerde sözlerine inanacak yakın bir dost bulmakta güçlük çekiyormuş. İçimdekileri anlatabilecek birini bulsaydım, belki de bu cinayetleri işlemezdim, dedi. Yalnızlıktan bu duruma gelmiş.