"Gösteriş ve ihtişamlı bir yaşam toplum için büyük bir tehlikedir. Eğer bir yerde ortalığı sınıfların kibri kaplarsa, eğer bir yerde devletin önemli makamları için kıyasıya bir rekabet yaşanıyorsa; o zaman bu, tarihsel deneyimlerin de gösterdiği gibi korkunç şeylerin olanağına bir işarettir... -Polybios"
MÖ III. yüzyıl ile II. yüzyıllar arasında Roma'daki Yunanların sayısı ve onlarla birlikte Yunan sanat eserlerinin ve kitaplarının sayısı artar. Plautus, Curculio'da Roma sokaklarında dolanan Yunan hocalarını şöyle tasvir eder: "Başları kapalı, kollarında kitaplar ve küçük sepetlerle dolaşan, durup kaçak köleler gibi aralarında konuşan, insanın karşısında dikilip yolunu kesen, yürürken bilgiçlik taslayan bu Yunanlar.."
(...) Yunan hocaların sayısının giderek artmasıyla Romalılar Yunan eğitim kurumlarını ve filozofların pedagoji kuramlarını da incelemeye başlarlar. Bu incelemelerin izlerini görebileceğimiz Cicero'nun Devlet Üzerine eserinin bir bölümünde, Polybios'un Roma'nın eğitim alanındaki kurumlarının ne kadar özensiz olduğunu beyan eder. En eski dönemlerde Romalılar eğitimin herkes için eşit olmamasını ve yasalarla belirlenmemesini tercih ederdi. Aslında Romalıların örnek almak istediği, Yunanların somut eğitim kurumlarından çok Platon ve Aristoteles başta olmak üzere filozfların teorileridir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Dinin dokunulmazlığında dinin geleceğini göremez olduk. Günümüzdeki dinlerimizi güneş kadar sabit sanıyoruz.
Tarih gelecek için bir ipucuysa, dinler de değişecek.
Yerlerine yenileri ya da şekil bir yenisi gelecek, belki tanımsız dinler olacak, belki yok olup gidecekler. Tarihte her şeyin değiştiği, Mısır’da binlerce yıl süren dinlerin yok olup gittiği gibi, günümüz dinleri de benzer süreçlerden geçmekte.
Dinler konusunda tutucu olduğumuzdan, çoğumuz o ya da bu dine ait olduğumuzdan, böyle bir gerçeği kabullenmekte zorlanıyoruz. Oysa tarihimizde vazgeçilmez bildiklerimizin yok oluşlarının örnekleri çok. Dünyanın ilk evrensel tarihini yazan Polybios, Büyük İskender ve Darius'un imparatorluklarının batmış olduğunu belirttikten sonra sıra yaşadığı, ait olduğu döneme gelince, "Roma İmparatorluğu'nun geleceği için endişeye gerek yok" derken, Roma’nın hep rakipsiz kalacağını yazacak kadar dar görüşlü; hem de çoğumuzun bugün de olduğu gibi, aitliğimizin, bayrağımızın kalıcı olduğu inancının tutsağıydı.
Küçük Asya'da ise sağlam bir temele sahip olan Zelani Kürt Hanedanlığı rutin bir şekilde Akameni kraliyet mensuplarıyla evlilikler yapıyordu; Zelaniler sonraki üç yüz yıl boyunda bu hususla övünüp duracaklardı. Tıpkı Kürtler gibi İranî bir halk olan Partlar, pek çok açıdan Kürtlere benziyorlar ve özellikle siyasi yönetimlerinin umursamazlığı bakımından diğer İranı halklardan, örneğin Farslardan ayrılıyorlardı. Kürdistan'ın doğudaki üçte ikilik kısmının yavaş yavaş Partya ile birleşmekte olduğu dönemde, batıdaki üç Kürt Zelani Krallığı olan Kapadokya, Commagene ve özellikle de Pontus, kendi tam bağımsız bölgelerini Ege Denizi ve ötesine doğru genişletmekteydi. M.S. 72'ye gelindiğinde Kürt krallıklarının çoğu zorla Roma'ya dahil edilmişti. Sadece Kırım'daki (Güney Ukrayna) sürgün bir Kürt krallığı RoMaanın bölgesinde iki yüz yıl daha yaşamayı başarmıştı. Zelaniler: Bu hanedanlığın adı Zelan, günümüzde hala batıdaki Kürtleri Dicle nehrinin doğduğu yerlerden Kuzey-Orta Kürdistan'daki Zele ve Yozgat gibi şehirlere yani antik Kapadokya Pontus'a kadar tanımlayan bir isimdir. "Zilan ve Milan", Batı Kürtlerinin geleneksel olarak varlıklarını korumuş olan iki alt bölünmesidir. Zelaniler, Kapadokya, Kammagene ve Pontus olarak üç krallığa ayrılmışlardı. Pontus Zelani imparatoru Büyük Mithridates'tir.
hatta kendisi de baba tarafından Pontus Kürdü ve anne tarafından Rum olan coğrafyacı ve tarihçi Strabon... (İzady, 82-90) İzady'nin sıradan palavralarından uzun bir iddia kümesi daha. Ama bence daha önceki iddialarına rahmet okutan akıl almaz bir cahillik, daha doğrusu ırkçı bir çılgınlık örneği! İzady, özet olarak verdiğimiz bu görüşleri için hiçbir kaynak göstermez. Çok iddialı ve güya akademik bir tarih kitabında kaynak gösterilmeden söylenen sözlerin ne önemi olabileceğini ben
Çağdaşlarından biri Napoleon'un okul kütüphanesine çekildiği zamanlarda Polybios, Plutarkhos ve Arrian'ı "büyük bir keyifle", Quintus Curtius Rufus'u ise "çokta keyif almadan" okuduğunu aktarır. Polybios Historiai isimli çalışmasında Roma Cumhuriyeti'nin yükselişini anlatıyor, Hannibal'in mağlup edilişine tanıklık edenlerin gözlemlerini aktarıyor ve Kartaca'nın yağmalanmasını detaylarıyla açıklıyordu. Plutarkhos'un Paralel Hayatlar isimli çalışması ise Napoleon için kahraman tanımının karşılığı olan Büyük İskender ve Julius Caesar'ı mukayeseli olarak inceliyordu. Arrian'ın İskenderin Seferleri isimli çalışması o dönem için Büyük İskender'in yürüttüğü seferlere dair en iyi kaynaklardan biriydi. Quintus Curtius Rufus'un o güne ulaşan tek çalışması ise Büyük İskender'in yaşam öyküsünü anlattığı eserdi. Tüm bunlar yetişkinlik çağına adım atmak üzere olduğu bu dönemde Napoleon'un üzerinde çok güçlü bir etki yarattı. Akranları dışarıda oyun oynarken o antik dünyanın en tutkulu liderleri üzerine ne bulursa okumakla meşguldü. Dolayısıyla Napoleon'un Büyük İskender'e ve Julius Caesae'a öykünmesi çok da şaşılacak bir durum değildir. Okulda giriştiği bu mesşgale geçmiş dönemlerin devasa isimleri öyle bir gün yan yana durabilme ihtimaline sahip olduğuna inandırdı onu.