10/10
·325 syf.·
2026 17. kitabı
Ama şimdi biliyorum ki, hepinizin atladığı bir şey var: “Sevgi ve şefkat eli değmeyen zeka ve eğitim beş para etmez." s.262 Kitap baştan sona Charlie Gordon’un gelişim raporlarından oluşuyor. Charlie doğuştan zeka geriliği yaşayan biridir. Annesi, Charlie’nin durumunu kabullenmemekte ısrarcıdır.Kardeşi Norma doğana kadar Charlie’nin “normal bir birey” olabilmesi için adeta doktor doktor gezer. Onu olduğu gibi kabul edip sevmek gerektiğini sadece babası Matt söyler. Norma’nın normal bir zeka düzeyinde olduğu anlaşılınca ailesi Charlie’nin Norma’nın hayatını etkilememesi sebebiyle onu yatılı bir okula vermek istediler. Sonrası Charlie için çalıştığı fırın, okul arasında kısıtlı bir dünyada farkında olmadan geçen yıllardan ibaret..Çevresindeki insanların kendisiyle dalga geçtiğini, kandırdığını, kullandığını anlamayacak durumda. Ancak “akıllı olmak” en çok istediği şey. Sonrasında bir deney için seçilir. Eğer başarılı olursa en çok istediği şey olacaktır. “Akıllı biri” Bir sürü psikolojik teste tabi tutulur. Aynı deneyin kobayı fare Algernon ile yarıştırılır. Ameliyat olur ve sonrasında deha düzeyince bir zekaya sahip olur. Ancak anlamak sancılıdır. Birçok yüzleşmeyi de beraberinde getirir. Babasıyla, annesiyle ve kardeşiyle kısacası geçmişinin karşısına geçer ve bana bakın “akıllı biriyim!” der. Bu süreç içerisinde deneyimleri ve öğrenme hızı kendisini ameliyat eden profesörler de dahil herkesi geçmiştir.. Kendisiyle ve geçmişiyle yüzleşirken geleceğin belirsizliği içerisinde kendisini Algernon ile özdeşleştirmekten alıkoyamaz. Onun gidişatı ise pek iyi değildir… Bir gün Algernon ölür. Onu yakma odasına atmamaları için alıp evinin arka bahçesine gömer ve üzerine çiçek eker… Sonrasında kendi çöküşünü izlemenin ızdırabıyla baş başa kalır.. Başladığı yere döndüğünde
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202537bin okunma
Puan vermedi·142 syf.··
2026 16. kitabı
Modern Dünyanın Konforlu Hapishanesinde Ruhunu Satanlara: İnsanın Anlam Arayışı İnsanlar bu kitabı sıradan bir kişisel gelişim ya da acıklı bir toplama kampı anısı zannederek okuyor. Oysa Viktor Frankl, Nazi kamplarının o en vahşi, en karanlık ve insanın insana zulmettiği o toplama kampı duvarlarının arasından öyle bir manifesto çıkarıyor ki, bugün sırf konforu bozulmasın diye ruhunu ve karakterini satmaya hazır modern insanın yüzüne bir tokat gibi çarpıyor. Kitabın kalbindeki o çelikten gerçek şudur: Bir insanın elinden her şeyini alabilirsiniz. Parasını, unvanını, kıyafetlerini, hatta özgürlüğünü... Ama o insanın en karanlık ayazda bile takınacağı o mağrur duruşu, karakter dikliğini ve gururunu asla elinden alamazsınız. Kamptaki o tel örgülerin arkasında, bir lokma ekmek için dalkavukluk yapan profesörler de vardı; son nefesinde bile haysiyetini koruyup yoldaşına ekmeğini uzatan asil faniler de... Bugün modern dünya bizi sahte ihtiyaçlarla ehlileştirmeye, başkalarının çizdiği sınırlara köle etmeye çalışıyor. Ufacık bir zorlukta diz çöken, sahte kurtarıcıların peşinden koşan, güce biat eden bir toplum yaratıldı. Frankl bize hatırlatıyor: "Neden yaşadığını bilen, her türlü nasıla katlanabilir. Eğer bu dünyada kimseye muhtaç olmadan, kendi gökyüzünün altında dimdik yürümek istiyorsan; gücü dışarıda değil, o kamptaki tel örgüleri bile hiçe sayan içsel özünde arayacaksın. Bu kitap bir psikoloji teorisi değil; kulun kuralını da, esaretin zincirini de zihninde kırıp atanların başucu manifestosudur
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Edesos Yayınevi · 199151,5bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
9/10
·325 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 21:10
Kitabi okumayı bitirdim ama sanırım kitap benim için daha yeni başlıyor. Ağladığım nadir kitaplardan. Yazım tekniği o kadar güzel ve güçlü ki Charlie'yi okumuyorsunuz, Charlie oluyorsunuz. Zekanın insan hayatını bu denli etkileyebileceğini tahmin bile edemezdim. Herkes anne olmamalı dediğim kitaptı. Rosa o kadar kızdım ki. Eski Charlie'ye sarılasım geldi ve "Beni bir birey olarak görmüyorlar." derken çok haklıydı. O profesörler için sadece bir denekti. Anıları, geçmişi olmayan bir denek. Charlie'nin Dr. Strauss ile yaptığı tartışma bana göre kitabın anlatmak istediğiydi. Charlie eskiden seviliyordu çünkü insanlar onunla egosunu tatmin ediyordu. Zeki bir adam olduğunda da insanlara kibirli geldi çünkü Charlie'nin yanında aptal hissediyorlardı. Okuduğunuza pişman olmayacağınız ve okuduktan sonra etkisinden kolay kolay çıkamayacağınız bir kitap... Algernon'u da unutmamak lazım. Ona da sevgilerle...
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202537bin okunma
7/10
·631 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 01:19
Falih Rıfkı Atay , bu eseriyle birlikte Atatürk’e, o dönemin Türk halkına ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecine farklı pencerelerden bakmamızı sağlıyor. Şu bir gerçek ki Türkiye Cumhuriyeti, yalnızca dış güçlere karşı değil; içteki düşmanlara karşı da verilen çok çetin mücadelelerin ardından kurulmuştur. Yıllarca ezilmiş, kimliği unutturulmaya çalışılmış bir milleti bir araya getirerek yepyeni bir devlet ortaya çıkarmak… Hem de neredeyse tüm dünyaya karşı bunu başarmak… Mustafa Kemal’in yüz yılda bir gelen dehalar arasında anılmasının en büyük nedeni bu olsa gerek. Falih Rıfkı da Hitler’in şu sözünü aktararak bunu destekliyor: “Mustafa Kemal, bir millet bütün vasıtalarından mahrum edilse dahi, kendini kurtaracak vasıtaları yaratabileceğini ispat eden adamdır.” (s.332) Kitapta o dönem anlatılmamış, adeta yaşatılmış. Mustafa Kemal’in kendini geliştirme süreci, yaşadığı zorluklar ve karşılaştığı engeller oldukça çarpıcı. Özellikle beni şaşırtan bazı noktaları vurgulamak istiyorum. İlki, Atatürk’ün aslında hanedanlığa bir şans vermiş olmasıydı. Yani şartlar farklı gelişseydi hanedanlık sistemi devam edebilirdi. Falih Rıfkı bunu şu sözlerle anlatıyor: “Hanedanın son talihi, Tevfik Paşa sadrazam iken, Mustafa Kemal tarafından Vahdettin’e Büyük Millet Meclisi’ni tanıtmak teklifi yürütülemediği zaman kaybolmuştur. Eğer Vahdettin bu teklifi kabul etseydi, Büyük Millet Meclisi hükümetini tanımış olacaktı. İşgal kıtaları hiç şüphesiz sarayı kuşatacaklardı. Padişah, zindan haline gelen bu saray içinde, ordunun ve milletin gözlerini ve gönlünü ayırmadığı bir mazlum ve kahraman halini alacaktı.”(s.347) İkinci olarak Falih Rıfkı’nın, Atatürk’ün Turancı ya da siyasi anlamda ırkçı bir Türkçü olmadığını söylediği bölüm dikkatimi çekti. Ona göre Mustafa Kemal, “Türkiyeci, Türkiye
Tarih
ÇankayaFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 20215bin okunma
Puan vermedi·58 syf.··
2026 11. kitabı
Uğur Mumcu kim bilirsiniz zaten. Cumhuriyet gazetesinin o meşhur araştırmacı gazetecisi, 1993'te evinin önünde bombalı araçla katledilen adam. Kitabı okuyunca şunu anladım: bu adam öldürülmeden çok önce de zaten her şeyini ortaya koymuştu. Askerliğini yapmadan önce, bir yazısında kullandığı "ordu uyanık olmalı" sözleriyle "orduya hakaret etmek" suçunu işlediği iddiasıyla gözaltına alındı. Mamak Askeri Cezaevinde pek çok aydınla birlikte bir yıla yakın kaldı, bu davadan 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yedi yıl. "Ordu uyanık olmalı" dediği için. Ve cezaevinde kimler var: profesörler, doçentler, gazeteciler, hukukçular. Aynı şimdiki gibi. Adam bütün bu zulmü, bu saçmalığı, bu hukuksuzluğu mizahla anlatıyor. Öyle bir mizah ki, hem kahkaha atıyorsun hem boğazın düğümleniyor. Kitabın ruhunu en iyi özetleyen söz zaten Mumcu'nun kendi ağzından çıkıyor: "Güler misin, ağlar mısın." Yargıtay kararı bozup serbest bıraktıktan sonra Mumcu askerliğini 1972-1974 yılları arasında Ağrı'nın Patnos ilçesinde "sakıncalı piyade eri" olarak tamamladı. Yani yedek subay olarak gidecek adam, "sakıncalı" damgası yüzünden ağır işlere sürüldü. Patnos'ta, kışın, kazma kürek. Üstelik zaten uzun zamandır var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi. Bütün bunlar gerçek. Uydurma değil. Belge. Ve Mumcu bunu öyle sade, öyle doğrudan, öyle da yerinde bir mizahla anlatıyor ki Aziz Nesin bile önsözde dayanamayıp şunu yazmış: "Kendi yazdıklarıma gülemem. Ama senin yazdıklarını gülerek okudum. Acı acı güldüm." 1960-70'leri kapsayan bu anılar hiç eskimemiş. İnsanlar değişiyor, yöntemler modernleşiyor ama temelde mantık ya da mantıksızlık aynı. Tek fark isimler. Ben bunu okurken birçok kez "bu dün mü olmuş, bugün mü?" diye düşündüm.
Edebiyat
Sakıncalı Piyade (İki Perdelik Oyun)Uğur Mumcu · um:ag Yayınları · 20182,417 okunma
Zekâ ve Yanılgı
10/10
·750 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2026 17:56
İçine o kadar çok bilmece-bulmaca ve zekâ oyunu koydum ki, profesörler yüzyıllarca ne demek istediğimi tartışacaklar, insanın ölümsüzlüğü garantilemesinin tek yolu da budur .— James Joyce Joyce: zekâsını bıçak gibi kullanan, dili eğip büken, okuru rahat bırakmayan soğuk ve keskin bir yazar. Ulysses, Latincedir. Odysseia’nın Roma’daki adıdır. O yüzden bu kitabı okumakta fayda var o da İlyada'nın devamı okuyamayanlar hikâyenin bütünlüğü için fikir sahibi olunması önemli. Bu kitabı anlamak için destanları okumak şart değil. Bilmek derinlik katar, bilmemek kapıyı kapatmaz. Çünkü roman aslında modern bir Odysseia hikâyesi; eve dönmeye çalışan bir adam . Destansı yolculuğu gündelik hayata indiriyor savaş yok canavar yok ama: zihin var yalnızlık var aldatılma var kimlik arayışı var “Ulysses” demek: yolculuk yapan adam Joyce’un kitabında: bu yolculuk dışarıda değil insanın kendi içinde. Kitabın daha başında Stephen Dedalus’la yeniden karşılaşmak insanı doğrudan içine çekiyor. Bu yüzden bu metne klasik bir “inceleme” gibi yaklaşmak eksik kalır; aslında bu kitap için en doğru yaklaşım bir okuma rehberi hazırlamak olur. Çünkü Joyce’u anlamak, doğrudan bu kitapla başlamıyor. Stephen Dedalus’u tanımadan bu metne girmek, daha en başta bir çok şeyi eksik kalmasına neden olur. Bu yüzden okuma sırası neredeyse kendini dayatıyor: önce Kahraman Stephen ardından Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi ve İrlanda insanını anlamak için Dublinliler ancak ondan sonra bu kitap. Daha olaylar tam başlamadan bile bunu hissediyorsun. Joyce sana bir hikâye anlatmıyor; parçaları birbirine bağlayarak bir bütünlük kuruyor. Herkes bu kitabı “anlaşılmaz” diye etiketliyor ama mesele anlaşılmaz olması değil. Mesele, ona nasıl yaklaşılacağını kimsenin doğru düzgün anlatmaması. Asıl ihtiyaç olan şey, bu kitabın ne anlattığını değil, nasıl
UlyssesJames Joyce · Norgunk Yayıncılık · 20151,466 okunma