Yabancıların para ve kadro tahsis etmek suretiyle program ve ideolojilerini de empoze ettikleri okullar, Müslüman bir yana, milliyetçi dahi yetiştirmedi.
...zira mevcut eğitim sisteminin gayri İslami ve yabancı mahiyetini hisseden halk, içgüdüsel olarak bunu reddediyor ve böylece uzaklaşma iki taraflı olarak işliyor. Sonrasında da Müslüman çevrelerin okul ve eğitime karşı isteksiz olduğu yönünde absürt bir suçlama oluşturuluyor.
Ucuz ve sanattan uzak bir roman okumak, gündüz hayal
gormekten farklı degildir. Boyle bir kitap, okurda hicbir üretici tepki dogurmaz. Tıpkı boş bir televizyon program seyrederken, düşünülmeden atıştırılan çerezler gibi bu roman
da öylesine “yutulur”. Ama örneğin Balzac’in bir romanını
üretici olarak, icsel bir katilma ile yani “olmak” ilkesini harekete gecirerek okuruz. Ancak cogu kez böyle degerli romanlar bile, tüketim toplumlarinda, “sahip olmak” yönlenisi ile
okunmaktadirlar. Meraki uyanmis olan okuyucu, kahramanin ölüp ölmediğini veya genc kizin o adama aşık olup olmadigini ögrenmek istemektedir. Roman bu aşamada, onu
heyecanlandiran, mutlu ya da acili sonu ile de rahatlamasini
saglayan bir araç gorevindedir. Sonucu ögrendiginde, bütün
öykü sanki anilarinda yeniden canlaniyo
rmuşcasina, onundur artik. Ama bu romanin okunmasi ile okuyucu yeni bir
bilgi edinememis, insan hakkindaki görüşleri de pek derinlesmemistir. Belki kendini romanin kahramani ile özdeşleştirmesi nedeniyle, kendisi hakkinda bir seyler öğrenebilmiştir, hepsi o kadar.
"Nereden, ne maksatla geldiği bilinmeyen ve üzerinde kendi millî kudretimizle işlenmeyen fikirler millî bün
yemizi sarsar. Tanzimatın da bu surette kurbanı olduk.
Bizi kuvvetle çözemeyenler yaldızlı formüllerle cevherimizi eritebilirler. Harben kazandığımızı, sulhteki yanlış ve vakitsiz adımlarımızla daha doğrusu Avrupalılara aldanmakla elimizden kaçırdığımızı onlar pek iyi bilirler. Bunun için ilim ve ihtisasa hürmet etmek ve bilgili ve seciyeli adamlarımızla üzerinde işlenmemiş fikirleri program diye kabul etmemek,yeniden aldanmamak için biricik yoldur. Kendi ilim müesseselerinde işlenmemiş veya kontrol edilmemiş bayağı fikirlerin tatbiki diğer bir bakımdan da tehlikelidir.Emirle yaptırılacak, yani şiddetle tatbik olunacak demektir. Bu tarz belki itaat temin eder fakat sevgi
asla!
Bu hususta kendi tecrübelerime de dayanarak diyeilirim ki, itaat görünüştedir ve muvakkattir."
Kâzım Karabekir Paşa
Amerikan Psikanaliz Akademisi'nin Beverly Hills'teki bir toplantısında Alexandra Symonds, şaşkın meslektaşlarına şöyle diyor: “Bir banka yöneticisinin, yaptığı bir şey üstü tarafından eleştirildi diye gözyaşlarına boğulması doğru değil. Yılda 30,000 dolar kazanan bir yardımcı editörün, planları reddedilince arsızca ve baştan çıkarıcı davranması; bir üniversite profesörünün yetersiz bir program verildi diye dekanın bunu farkedip değiştirmesini umarak küsüp suratını asması doğru değildir. Bunlar, özerk hareket eden özgür kadından çok, “babasının küçük kızına" uygun davranış yapılarıdır.
010’da olduğunuzu ve dâhi bir siyaset bilimcinin bir bilgisayar programı yazdığını hayal edin. Bu program asla yanılmıyor, şık ve albenili bir ara yüzü var ve devrimleri önceden tahmin edebilen bir program olarak pazarlanıyor. Bu program Mısır Başkanı Hüsnü Mübarek’e sunuluyor ve yüklü bir ücret karşılığında, yapılan tahminlere göre Mısır’da gelecek yıl bir devrim olacağını söylüyor. Bu durumda Mübarek ne yapardı? Muhtemelen hemen vergileri indirir, vatandaşlara milyonlarca dolar kaynak aktarır ve ne olur ne olmaz diyerek güvenlik tedbirlerini artırırdı. Sonuç olarak önleyici önlemler işe yarar ve bir sonraki yıl devrim falan olmazdı. Mübarek parasını geri ister ve bilim insanlarına “algoritmanız beş para etmez! Harcadığım o kadar parayla kendime yeni bir saray yapabilirdim!” diye bağırırdı. Bilim insanlarıysa kendilerini, “evet ama devrimin gerçekleşmeme sebebi bizim öngörmüş olmamız,” diye savunurlardı. Mübarek muhafızlarına “olmayacak şeyleri öngören peygamberler mi yani? Kahire pazarında böylelerinden bir düzinesini yok pahasına alabilirdim,” diyerek bilim insanlarının tutuklanmasını emrederdi...
Öyleyse neden tarih okuyoruz? Fizik veya ekonominin aksine, tarih doğru ve tutarlı tahminlerde bulunmak için uygun araç değildir. Geleceği bilmek için değil, ufkumuzu genişletmek, mevcut durumumuzun ne doğal ne de kaçınılmaz olduğunu anlamak ve sonuç olarak önümüzde akla hayale gelmeyecek olasılıklar bulunduğunu anlamak için tarih okuyoruz. Örneğin Avrupalıların nasıl olup da Afrikalıları boyundurukları altına aldıklarını anlamak, bize ırk hiyerarşisinin kesinlikle doğal veya kaçınılmaz olmadığını ve dünyanın farklı bir şekilde de düzenlenmiş olabileceğini fark etmemizi sağlar.