Köy Enstitüleri...
Anlayacağınız, sabah 6'da başlayan program gece 11 'e kadar genel kültür, tarım ve teknik derslerle sürerdi. Yılda 11 ay, günde 8 saat ders, 1 saat kitap okuma, 2 saat ders çalışma zamanı, Cumartesi 4 saat, yani toplamda 44 saatlik bu program sayesinde görünürde 5 yıl olan ortaöğretim aslında 7-8 yıllık eğitime eşti. Bu da "Beş yıllık orta-lise eğitimiyle köy öğretmeni mi olunurmuş?" sorusuna bir cevaptır aslında.
Sayfa 86·Kitabı okudu
Köy Enstitüleri
Marslılar ", Trump, seni almaya geleceğiz."
MARSLILARIN İSTİLASI: AMERİKA'DA RADYO PANİĞİ 30 Kasım 1938 akşamı Amerika bir grup Mars askerinin istilasına uğradı. En azından CBS radyosunun o geceki yayınını dinleyen ve tiyatrocu Orson Welles'in ara ara girdiği “son dakika” istila haberlerine dikkat kesilen altı milyon insanın büyük bir kısmı bunun gerçek olduğuna inandı. H. G. Wells'in etkileyici War of the Worlds (Dünyaların Savaşı) adlı bilimkurgu klasiğinin radyo tiyatrosu canlandırılırken yaşanan panik, medyanın insanlar üzerindeki etkilerinin sınırsızlığına bir kanıt abidesi olarak iletişim çalışmaları alanındaki yerini aldı. Elbette radyo programının amacı bir panik yaratmak değildi. Ama sonuç, bir iletişim aracı olarak radyonun gücü hakkında son derece güçlü iddiaların ortaya atılması oldu. Meseleyi ayrıntılı bir şekilde inceleyen Lowery ve DeFleur (1983), yaşananları tam olarak anlayabilmemiz için radyonun popülerliğini ve içinde bulunulan tarihsel koşulları dikkate almamız gerektiğini söyler. Yazarlar 1938 yılında 32 milyon hanenin 27 milyonunda radyo bulunduğunu; bunun telefon, araba, elektrik bağlantısı, gazete ya da dergi sahipliğinden daha fazla olduğunu not eder. İkinci nokta ise 1929 ekonomik bunalımının ardından gelen güvensizlik ve karmaşa hissinin devam etmesi ile ilgilidir. Aynı zamanda yükselen faşizm ve komünizm tehditleri nedeniyle zaten Amerikan halkı radyolarının başında dikkat kesilmiş durumdadırlar. Radyo haber bültenleri de tam bu dönemde “son dakika” haber uygulamasına geçmişlerdir. Son derece inandırıcı ve dramatik bir şekilde, normal bir şekilde ilerleyen bir program içerisinde Marslıların saldırısı dinleyicilere aktarılmış; “45 dakika içerisinde Marslılar gezegenlerinden havalanmış, yok edici silahlarını hazırlamış, iletişimimizi engellemiş, nüfusu demoralize etmiş ve ülkenin önemli
Kitap Alıntısı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
ERMENİLER DEĞİL, TÜRKLER SOYKIRIMA UĞRADI
Ünlü tarihçi Prof. Mc Charty'nin dediği gibi. "herhangi bir savaşta sadece tek tarafın ölülerini sayarsanız, bu bir soykırım gibi görünecektir. Meselâ Amerikan iç savaşında sadece kuzeyin verdiği kayıpları incelerseniz, güneyi, sadece güneydekilerin başına gelenlere bakarsanız da kuzeyi soykırım yapmakla suçlayabilirsiniz." Doğru. Fakat birkaç namuslu bilim ve devlet adamı hariç Ermeni meselesiyle ilgili kitap yayınlayan Avrupalılar da, Amerikalılar da Türkler'in kayıplarından bahsetmemişlerdir. Türkiye 1. Dünya Savaşı'nda yüz binlerce evlâdını cephelerde kaybetmiştir. 2 milyondan fazla Türk de hastalık, yoksulluk, ve Ermeni ve Rum çetelerinin saldırıları sebebiyle ölmüştür. Türk-Ermeni münasebetleri konusunda dünya çapında bir uzman olan Prof. McCarthy. 1. Dünya Savaşı yıllarında öldürülen müslümanların, öldürülen Ermenilerden fazla olduğu kanaatındadır. Ermeni felâketinin 1. Dünya Savaşı ve milli mücadeleden sonra ortaya çıktığına dikkati çeken McCarthy, "İstatistikler, çoğunluğu Türk olan 2,5 milyon müslümanın öldüğünü ifade ediyor" demektedir. Sadece Doğuanadolu'da öldürülen Türk sayısı 1 milyondur! Osmanlı Hükümeti'nin Amerika, İngiltere, Fransa ve İtalya temsilciliklerine verdiği 12 Şubat 1919 tarihli notada, "Çar ordularınım Şark vilayetlerini işgal ettikten sonra Ermeni çetelerinin 1 milyonu aşkın müslümanı öldürdükleri" belirtilmekte, ayrıca "1 milyon insanın da tehcirden önce öldürüldüğü" ifade edilmektedir. 1920'de Doğuanadolu'nun 6 vilayetinde inceleme yapan 69 Amerikalı uzmanın tespitleri de Osmanlı notasında zikredilen rakamları teyit etmektedir. Bu 69 uzmanın bulgularına dayanarak Amerikan Kongresi'ne bir rapor sunan bâzı üyeler, 1912-1922 yılları arasındaki 10 yıl içinde "Ermeni vatanı olduğu ileri sürülen 6 Doğuanadolu vilayetinde 1 milyon müslümanın
Sayfa 256 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
EŞKİYA VAN'A HÜKÜMDAR OLUNCA
Çanakkale Savaşları'nın en yoğun olduğu günlerde güneyde İngiliz ve Fransızlarla işbirliği yapan Ermeniler, doğu cephesinde de gönüllü olarak Rusların emri altına girdiler. Rusya'nın Van Konsolosu Temren'in, Rus Sefiri'ne yolladığı rapordan anlıyoruz ki, Rusların Van'ı işgal plânı 1908'de başlamıştı. Temren, yeraltı su tesisatında yakalanan 12 Ermeni komitacı arasında Rus tebalıların da bulunduklarını bildiriyor ve ne yapması gerektiğini soruyordu. O'na ne cevap verildi bilmiyoruz. Fakat bir süre sonra nerede ipten kazıktan kurtulmuş öğretmen, papaz, milletvekili, müfettiş türünden câni ruhlu Ermeni maceraperesti varsa, Rusların yönetip yönlendirdiği dünya âlemce bilinen Taşnak Komitası'nın Van Şubesi'ne doluştu! Elebaşıları iki kişiydi: İşhan ve Aram. Her iki sergerde de Kafkas Erinenisıydi. Bunlardan Aram Manukyan, bir Kafkas kasabası olan Şusta'da doğmuş, ilk ve orta tahsilini yaptığı Ermeni okulundan eşkıya olarak mezun olup, dağlara çıkmıştı. Batum'da Alev Basyan tarafından şehit edilen Van Valisi Ali Rıza Paşa'nın katli olayına azmettirici olarak karıştığı için yakalanıp, idama mahkûm edilmiş, tam asılacağı sırada Meşrutiyet imdadına yetişmişti. Alla paçayı kurtarmış bir müddet yine öğretmenlik yapmış, fakat sonra gene dağa çıkmıştı. İşhan adındaki öteki sergerde Rusya'da işlediği suçlardan dolayı idama mahkum olmuş, o da Türkiye'ye kaçarak canını kurtarmıştı. Meşrutiyet'ten sonra Van'ın kaderi bu iki serseri ile bu serserilerden pek de farkları olmayan bizim iki Van Mebusu'nun eline geçti: Lüzumsuz isimlerinden sıkça bahsettiğimiz. Vremyan ve Papazyan! Van İsyanı'nı Ruslar adına örgütleyen bu adamlar, Akdamar Adası'ndaki Ruhban Okulu'nu kapattılar, okula sarf edilmek için gönderilen paraya elkoydular. Örgüt militanlarını Ermeni köylerine öğretmen ve papaz tayin
Sayfa 207 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Maarif demek, muallim demektir. Milli Eğitim Bakanlığı sadece onu düzenleyici bir cihazdan başka bir şey değildir. Kitap, program, imtihan ve bütün öğretim meselelerini çözümleyecek olan bir milletin muallim ordusudur. Bu işlerin Bakanlık teşkilâtı tarafından tepeden idaresi muallimin ilmî ve fikrî hürriyetinin inkârı, bu hürriyetin adeta köleleştirilmesidir. Descartes "hür olmayan düşünce, düşünce değildir" diyor. Bu söze inanarak diyebiliriz ki; hür olmayan muallim, muallim değildir. Mahkûm edilmiş fikir ve irfandır. Fikir ve kültürün mahkûmiyeti en az vatan toprağının esaret altında kalması kadar acıklıdır. Muallimi bu karakteriyle tanımayıp onun millet ruhunun yapıcısı olduğuna inanmayan bir zihniyet, muallimi basit bir memur kadrosu haline koyar ve her tarafından çiçeklenecek kültür ağacını kökünden baltalar. 30 Aralık 1959 da Kuzey Kafkas Türk Kültür ve Yardım Derneği'nde verilen konferans; TMD/1,2.
Sayfa 81 - Dergah
KİTABIN ÖZETİ
Rokoko (Helen Heykelleri ve Resimleri ile Bu Döneminkileri Yan Yana Koy) 1. Rokoko, Barok gibi bir kraliyet sanatı değil, aristokrasinin ve üst-orta sınıfın sanatıdır. Özel hamiler, inşaat faaliyeti söz konusu olduğunda kralı ve devleti yerinden eder. Kaleler ve saraylar yerine hoteller ve inşa edilir. Ağırbaşlı renkler, kahverengi ve mor, lacivert ve altın sarısı yerini açık pastel renklere, gri ve gümüş rengine, grimsi yeşil ve pembeye bırakır (90). 2. Nereye bakarsanız bakın yer yerde çıplak kadınlar, dolgun kalça ve uyluklar, açıkta kalan göğüsler, birbirine dolanmış kol ve bacaklar, kadınlı erkekli ve kadın kadına sahneler ve bunların sayısız çeşitleme ve sonsuz tekrarı görülür. Sanatta çıplaklık o kadar alışılmış hala gelmiştir ki, Greuze’ün saf kızları sadece giyinerek bile erotik bir etki yaratır (93). 3. Aslında Rokoko zengin ve bıkkın epikürcüler için tasarlanmış erotik bir sanattır (93). Edebiyat Yazarın Özgürleşmesi: İngiltere’deki kültürel eşitlenme süreci en çarpıcı şekilde, yeni ve düzenli okur kitlesinin yükselişiyle kendini gösterir, ki bunda görece geniş bir çevrenin düzenli olarak kitap okuyup satın aldığı böylece bir dizi yazara kişisel yükümlülüklerden arınmış bir geçim kaynağı sağladığı anlaşılmaktadır (102). Yazar sayısı 1773’te Almanya’da 3 bin iken 1787’de iki katına çıktı ve 18. Yüzyılın son on, yirmi yılında yazarların çoğu edebi eserlerinin gelirleriyle geçinebiliyordu (178). Bir gecede cahil kalan piçlere gelsin: 1770 civarında okur kitlesindeki ani artış, genel standartta kesin bir düşüşe yol açar. Talep onu karşılayacak iyi yazarların varlığından çok daha fazladır ve roman üretimi son derece kazançlı bir meşgale olduğundan kontrolsüz ve gelişigüzel bir bolluk hasıl olur (292). Robinson Crusoe, toplumsal eğitim amacı ile yazılmış bir