Kitap özeti
O halde, ezilenlerin büyük insani ve tarihi görevi şudur: Kendilerini ve aynı zamanda da ezenlerini özgürleştirmek (24). Onlar için yeni insan bireyseldir; kendilerini ezenlerle özdeşleştirdikleri için, ezilen bir sınıfın kişileri ya da üyeleri oldukları bilincinden yoksundurlar (26). Sürü halinde yaşamayı, gerçek yoldaşlığa yeğlerler; özgürlüksüzlük durumuna uyum sağlamanın güvenliğini, özgürlüğün yarattığı yaratıcı tinsel ortaklığa ve hele özgürlüğün peşinden gitmeye yeğlerler (28). Ezilenler özgürleşme mücadelesine girebilmek için ezilme gerçekliğini, çıkışı olmayan kapalı bir dünya olarak değil, dönüştürebilecekleri kısıtlayıcı bir durum olarak idrak etmelidirler (29). Birinci aşamada ezilenler, içinde ezildikleri dünyayı deşifre ederler ve praksis aracılığıyla, bu dünyanın dönüştürülmesine kendilerini adarlar. İkinci aşamada ki bu aşamada içinde ezildikleri gerçeklik zaten dönüştürülmüştür, bu pedagoji ezilenlere ait olmaktan çıkar ve sürekli özgürleşme sürecinde tüm insanların pedagojisi haline gelir (34) Kendini aşağılamak, ezilenlerin bir başka özelliğidir; ezenlerinin kendileri hakkındaki görüşünü içselleştirmelerinden kaynaklanan bir özelliktir bu. Hiçbir şeye yaramadıklarını, hiçbir şey bilmediklerini, herhangi bir şey öğrenmekten aciz olduklarını -hasta, tembel ve verimsiz olduklarını- o kadar sık duyarlar ki sonunda kendi aczlerine ikna olurlar (43). Diğer eğitimde köylülere ayyaş, tembel, cahil oldukları öğretiliyor. Dilimi bilmiyorsun ve bunları öğrenemiyorsun o zaman sen aptalsın demek gibi bir şey. İnsanlaştıncı pedagojide yöntem, öğretmenlerin (bu örnekte devrimci önderliğin) öğrencileri (bu örnekte ezilenleri) manipüle edebildiği bir araç olmaktan çıkar, çünkü bu pedagoji bizzat öğrencilerin bilincinin ifade edilmesini sağlar (48). Eğitimin
_Eğer birinin ruhunu görmek istiyorsanız, ona hayallerini sorun. _İnsan doğasındaki en derin prensip, "takdir edilme" isteğidir. _Alaycı tiplerin aslında acılarını gizlemeye çalıştığı gerçeği doğrudur. _İnsanın dünyadaki durumu, kedinin kitaplıktaki durumu gibidir; görür ve duyar ama hiç bir şey anlayamaz. _Yanlış anlayanlar tarafından söylenen bir doğrudan daha kötü hiç bir yalan yoktur. _Bir odada iki kişi buluştuğunda, aslında altı kişi vardır. Kendimi gördüğüm halimle ben, onun beni gördüğü haliyle ben, benim onu gördüğüm haliyle o, onun kendisini gördüğü haliyle o, gerçekte olan ben ve gerçekte olan o. _Nasıl bir durumda olmak istiyorsanız zaten o durumdaymış gibi davranın, çünkü davranışlar duyguları belirler. İngilizlerin bir atasözü: Cesur gibi davran, kendini cesur hissedesin. Korktuğunda, neşeli bir melodiyi mırıldandığını ve korkusunun geçtiğini söylemiştir. Mutlu olduğumuz için gülmeyiz. Güldüğümüz için mutluyuzdur. Ormanda bir ayı gördüğümüzde korktuğumuz için değil, kaçtığımız için korkarız. _Sizde yetersiz olan ne varsa unutun ve sadece yüce olanı düşünün. Yaşamınızı onunla tanımlayın. O zaman, öfkeler, kayıplar, cehalet, sıkıntıyla, kendinize yaptığınız her ne varsa, kendi derinliğinizde her ne iseniz, kendi yolunu çizecektir. _Eşsiz olun. Fark yaratacakmışsınız gibi yaşayın. _Psikotik bozukluk diye nitelendirdiğimiz ve binbir ilaçla örtbas etmeye çalıştığımız bazı zihinler, belki de çok merak ettiğimiz evrenin bilinmeziyle ilgili müthiş bir yol gösterici. Düşüncelerinizi baskılarsanız er geç bilincin altında veya üstünde yeni bir bilinç alanına girer ve burada daha engin bir benliği yaşarsınız. Bu gözlem, tartışılmaz bilimsel veriler arasında benim bildiğim en temel ve sağlam olanıdır. Bizim akılcı bilinç diye adlandırdığımız normal uyanıklık
Felsefe
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
_Marki de Sade, kendisinden başka benzeri olmayan biridir. Hayatından ibaret bu acı deneyin en belirgin çizgisi, başkalarıyla arasında hiçbir bağ kurmamış olmasıdır. Sade, doğuştan hükümlü olduğu yalnızlığına öyle keskin, öyle aşırı erotik oyunlar doldurmuştur ki, suç ortakları bile ona karşı olmuşlardır. Kendine karşı bölünmüştü ve herkese kuşkuyla bakıyordu. Cumhuriyetçidir ama kendi topraklarından ve şatosundan vazgeçmeye de pek yanaşmamaktadır. Halka yapılan baskılar yüzünden burjuvaziye nefret beslemişse de, aslında halk da yabancıdır ona; karşıtlığını belirttiği hiçbir sınıfa girmez. Yapıtlarında ise kendini açıklamaktan çok yaratmak davranışındadır. _İş, başarabileceğimiz en sert şokla, sinirlerimizin bütününü sarsmaktan ibarettir. Acı, zevkten daha canlı ve etkin olunca, başkalarından elde edilmiş böyle bir coşkunun bizde meydana getireceği şoklar, aslında daha yüksek bir titreşim taşıyacaktır. O titreşimdeki sertlik, şehvet algılarına dönüşecektir. _Cinsel birleşmede kişiyi asıl coşturan şey; çirkinlik, nefret ve dehşet öğesidir. Bozulmuş nesnenin yeri başka oluyor; bugün bir sürü adam yataklarında yaşlı, çirkin, hatta pis kokulu bir kadının bulunmasını güzel bir tazeye karşı seçmektedirler. _Kendine sepet sepet gül getirtip iştahla koklayan, sonra da bu gülleri ırmağın çamuruna bulayan yaşlı Sade. _Bu bayağı insan kesimi açıkça gösteriyordu ki, insanlar basit bir nesneler koleksiyonundan başka şey değil. _Onun şaşırtıcı davranışı, kırılana kadar bir vazoya vurmayı sürdüren bir çocuğunkini andırmaktadır. _Tavrının kökleri de öç alma duygusunun içinde büyüyecektir. _Erdem, rezaletin yoldaşı, hatta kölesi oluyordu. _Zevki cezalandırmak, belki egemenlik çizgileri taşıyan bir edim oluyor. Sade bunu psikanalistlerden 150 yıl önce anlamıştı. Yapıtlarında çok kez
Felsefe-Düşünce