Okullarda özel ders programları uygulanır. Bu programa göre sabah 08.00-10.00 arasında yapılan iki saatlik dersin ardından ara verilir ve dersler saat 14.00-16.00 arasında tekrar devam eder. Bundan dolayı öğrenciler havasız sınıflarda uzun süre oturma eziyetinden kurtulurlar. Sınıflar her zaman havadar ve ferahtır. Finlandiyalı gençler boş zamanlarını kışın saatlerce kayak yaparak, yazın ise güreş, yüzme, top oynama ve koşu gibi spor aktiviteleri ile uğraşarak değerlendirirler. Bu sayede gençlerin kasları, göğüs kafesleri, akciğerleri, elleri ve ayakları gelişir; vücut sağlıkları ve dayanıklıkları artar.
Sayfa 79 - koridor
Biliyorsun; Cumhuriyet çocuklarını yetişmeleri için dışarı yollamaya gayret ediyordu. Dahası sadece tıp ve mühendislik alanında değil; tarih, arkeoloji, filoloji için de gönderilenler oldu. Elbette güzel sanatlar ve musiki dallarında da; özellikle Batı müziğini öğrenip orkestraları, operaları tanısınlar diye dışarı yollananlar vardı. Eğitim bursları verildi. Opera kurulmaya çalışıldı. Şurası çok açık ki, opera o zamanlarda dahi bu topraklar için çok yeni bir şey değildi; çünkü Osmanlı'da dinleniyordu. Padişahlar opera ve operet truplarını izliyorlardı. Saray tiyatrosuna davet edilen gruplar da oluyordu. Ama en önemli safha, tabii ki genç Türkiye Cumhuriyeti'nin bir opera kurmaya kalkışmasıdır. İşte bu hareketi Atatürk başlattı. Evvela konservatuvarlar kurdu. Bu konservatuvarlar, daha önceki Musiki Muallim Mektebi'nin geliştirilmiş bir safhasıydı. Devlet; sahne sanatlarını, filarmoni ve tiyatro kurumlarını desteklemeye başlamıştı. Burada önemli bir nokta var. Alanının en büyük isimlerinden Carl Ebert, Atatürk tarafından Türkiye'ye getirildiğinde; Ulu Önder onun operayı kurmak için kaç yıla ihtiyacı olduğunu öğrenmek istemişti. Hatta hevesle ''Beş yılda yapabilir misiniz?'' diye sormuştu. Ebert, ''Bu biraz zor,'' diye cevap verince Atatürk üzülmüştü ama kabullenip programa devam etmişti. Neticede opera, Atatürk'ün ölümünden sonra gerçekleşti. Yine Fazıl Say gibi isimlerin çıkışı Ulu Önder Atatürk'ün başlattığı hareketin neticesidir. Tekrarlayalım: Bunu ''Büyük Adam'' başlattı. Biz de ona layık şekilde devam ettirmeliyiz.
Sayfa 202 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
RAB KAVRAMI
Rabb, "terbiye edip eğiten, yarattıklarını belirli bir programa uygun olarak birtakım hedeflere götüren, gelişmeyi programlayıp yöneten" demektir. Bu sözcük, mutlak anlamda sadece Allah için kullanılır. İnsanlar için, "evin rabbi", "işyerinin rabbi" şeklinde kullanılır. Bu ifadeye en yakın anlamlı sözcük, Fransızca'dan Türkçe'ye geçmiş olan "patron" sözcüğüdür. Bu sözcük, her ne kadar yakın anlam ifade etse de, sadece ticarete özgü bir ifade olması nedeniyle rabb kelimesinin birebir anlamı sayılmaz. Rabb kavramı, "yaratan" ve "ilâh" gibi kavramlarla karıştırılmamalıdır. Allah'ın rabb özelliği zerreden kürreye her nesne üzerinde ilk var oluşundan itibaren başlayıp son aşamaya kadar devam eder. Hiçbir varlık bu programdan ayrı değildir. Rabb sıfatı Kur'ân'da en çok yer alan sıfattır. Öyle ki, tam 903 kez yer alır.
Sayfa 41
Din
Bilgisayar işe tek bir dik çizgi çizerek başlıyor .Sonra çizgi iki ayrı dala ayrılıyor. Sonra da bu dalların her biri iki alt dala ayrılıyor .Daha sonra, her alt -alt dallara ayrılıyor ve bu böylece devam ediyor. Bu programa "tekrarlı" deniyor. Çünkü ağacın büyümesinde aynı basit kural geçerli Ağaç ne kadar büyürse büyüsün ,dalların uçlarında aynı dallanma kuralı uygulanıyor.
Neoliberalizmin Yarattığı Finans Ekonomisi İstihdama Çare Üretemez
Finans felaketi sona ermekten çok uzaktır, zira herhangi bir finansal düzenleme yapmak olanaklı değildir. Ona çekidüzen vermek neoliberalizmin sonu anlamına gelir. Öte yandan, iktidardaki oligarşiler, plütokrasiler ve "aristokrasiler" alternatif bir politik programa sahip değildirler. IMF'nin, Avrupa'nın ve Avrupa Merkez Bankası'nın piyasaların tehdidi altında emrettiği, yine ve hala, durumu daha da vahimleştirmekten başka bir işe yaramayan neoliberal reçetelerdir. ... Son mali bozgundan tek iyi sıyrılan kurum, borçlarını ulusallaştırmaları sayesinde hala kâr elde etmeye ve prim dağıtmaya devam eden bankalardır.
Sayfa 142 - 2. baskı - Eylül 2015
Siyaset
Sultan Galiyev, serbest bırakıldığı 1923 yılından sonra gerçek tutsaklığı yaşamaya başladı. Sürekli gözetim altındaydı. Galiyev, samimi olarak Sovyetlere ihanet ettiğini düşünmüyordu. Saflyane bir şekilde ortada bir yanlış anlaşılma olduğunu, Stalin’in gerçeği er geç anlayacağını düşünüyordu. Etrafında dönen tertipleri görmezlikten geliyordu. Bu yüzden Partiye geri dönmek için defalarca Stalin’e başvurmuş Stalin’in olumlu görünümüne rağmen bir sonuç alamamıştı. Bu arada Galiyev karşıtı kampanya başlatılmış olduğundan iş bulmakta da zorluk çekiyor, ailesi de aynı sıkıntıları yaşıyordu. Geçimini çeviri yaparak sağlamaya çalışıyordu. Üzerindeki baskılar da iyice artmıştı. Bu tecrit döneminde psikolojik durumunu Stalin’e göndermiş olduğu Ağustos 1924 tarihli mektup çok güzel yansıtıyordu: “Sevgili yoldaşım Stalin’e, Tam bir yıl öne ihtilalin çıkarları için görevlendirilmem olasılığı hakkında seninle yaptığım konuşmalarda, yeniden partiye dönmem konusundan söz etmiştin. O zaman sen bu konunun ele alınması için bir yıl gerektiğini, bu nedenle de beklememi tavsiye etmiştin. Tavsiyelerine uyarak ben bu konunun Merkez Denetim Komitesi’nde görüşüleceği günü sabırla bekledim. Bu bekleyiş sırasında benim konum gündemden düşmesine rağmen, kimi yoldaşlar Eşçe gazetesi, Tataristan gazetesi, yoldaş Şeref N. İbrahimov'un dergisi Kara Mayaklar gibi yayınlarda açıkça beni eleştirdiler. Ayrıca apartmanımdan çıkartmak isteyenler ve beni yolda takip edenler, bana ve arkadaşlarıma da acımasızca kötülük eden ve saldırıda bulunanlar da oldu.” 2 Ocak 1925’de yapılan Parti Örgütlenme Komitesindeki toplantıda Sultan Galiyev’in Parti’ye dönme isteği reddedildi. Stalin için Sultan Galiyev’in artık hiçbir önemi kalmamıştı. Galiyev de umudunu kesti. Avcılar Sendikasında danışman olarak çalışmaya