Gerçekten de bir kişinin tanınmazlığını yitirmesi son derece kolaydır. Birçokları tanınmazlıktan kurtulmak için kendileri çabalar, uğraşıp didinir biliyorsun; günlük hayatlarını, yirmi dört saat her yaptıklarını intemette yayımlarlar, skandallar yaratır, rezil dalavereler planlarlar, en çirkin şekilde bile olsa ünlenmeye çalışırlar; şafak vakti yayımlanan, kimsenin izlemediği sefil bir programa davet edilip anlatmak üzere saçma sapan dedikodular uydururlar; dolaylı yoldan, feci bir şöhreti de olsa herhangi bir ünlüye yamanmaya çalışırlar; televizyon stüdyosunda kavga çıkarırlar, hakaret yağdırırlar, bir oyuncuyla, futbolcuyla, şarkıcıyla, milyonerle, siyasetçiyle, kraliyet ailesinden biriyle ya da bir fotomodelle aptalca fotoğraf çektirmeye çalışırlar. Hatta tanıdıkları ya da tanımadıkları birini dehşet verici, anlaşılmaz biçimde, hunharca, dikkat çekici veya tüyler ürpertici şekilde öldürürler; çocuk kendinden küçük bir çocuğu, ergen anne babasını, genç kız kendinden daha güçsüz bir arkadaşını öldürür, yetişkin umumi bir mekânda toplu katliama girişir ya da sonunda yakalanıp korku saçmayı bekleyerek yedi kişiyi peş peşe gizlice haklar. Çünkü birini öldürmek herkesin, en salak insanın bile yapabileceği bir şeydir. Aslında hayatlarına devam etseler birilerinin bu hayatın ilginç yanını göreceğini, uygun bakış açısını benimseyip anlatmaya karar vereceğini, en azından ilgilenip kendilerine kulak vereceğini bilmezler. Birilerinin o hayatta utanılacak, gizlenmesi gereken bir unsur, bir kusur, bir anormallik görmesi yeterlidir. Bu da esasen pek zor değildir Jack, çünkü bazen kendimiz görmesek ya da gösteremesek de, hepimiz böyle bir şeyi barındırırız içimizde. Bize bakan kişiye bağımlıyızdır. Bir insanın başına gelebilecek en kötü şey kimsenin ona bakmamasıdır. İnsanlar buna