1. Edebiyat tarihinde şimdiye dek pek çok biçim değişiklikleri olmuştur. Ama bu değişiklikler, küçük garipsemelerden sonra kolayca kabul edilmişlerdir. Kendini güç kabul ettiren asıl değişiklik, beğeni değişikliğidir. Şimdiye dek meydana gelen değişikliklerde, her şeye rağmen devam eden bir öğe vardır. Bu da şiirin şimdiye dek ya dinin veya feodal zümrenin beğenisini, ya da yüksek sanayi de ğişikliğinden sonra, müreffeh smıflann beğenisini yansıtmış olmasıdır. Artık yeni sınıfların dayanacağı beğeni, azınlığın beğenisi olamaz. Çünkü bugünkü dünyayı dolduran insanlar, hayatlarını büyük bir didişme sonucunda sürdürebiliyorlar. Şiir de bu yeni kitlenin beğenisini yansıtmak zorundadır. Yeni bir beğeniye, eski edebiyatın araçlarıyla varmak olanaksızdır. Yeni beğeniye ancak yeni yollarla, yeni anlatım araçlanyla ulaşılır. 2. Bu nedenle, yapılacak işlerin başında şunlar gelmektedir: a) Ölçü ve uyak, artık görevini yitirmiştir. Şiirde uyum, ne ölçü ne de uyakla elde edilebilir. Şiir, her şeyden önce, ölçü ve uyağın dışında, ölçü ve uyağa rağmen vardır, ölçü ve uyağın sağladığı bir uyumdan zevk almak, herhalde safdilliklerin en muhteşemi olmalıdır. b) Yalnız benzetme için benzetme yapmak, istiare yapmak için istiareler bulmak da, şiirin ger çek yapısıyla ilgili değildir. c) Şiir, bütünlüğünün bile farkına vanlmayan bir bütündür. Dolayısıyla, şiirde yıkılması gereken inançlardan biri, “mısracı zihniyet”tir. Sözcüklerin tek tek güzelliği veya çirkinliği, şiir açısından hiç bir değer taşımaz. Örneğin; tek başına ne tuğla güzeldir, ne de sıva. Ama tuğla ve sıvadan oluşan bir mimari eser güzeldir. Şiirde önemli olan şey, sözcüklerin, kullanılış biçimlerim de birlikte getirmiş olmalarıdır. Sözcükler, ancak bütün’ü oluşturdukları, ona katkı da bulunduklan sürece güzel veya
Sayfa 33 - Garip
Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında önce "Globa Compact" (Küresel Sözleşme) adıyla 2000 yılında çalışmalarına başlayan bir birim kurulur. Amacı, dünyada tüm insanlar, topluluklar ve pazarlara fayda sağlayan, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir küresel ekonomi oluşturmak; kurumların, iş birliği ile harekete geçmesini teşvik etmektir. Bu birimin altına ise "Office of the UN High Commissioner for Human Rights" (İnsan Hakları için BM Yüksek Temsilciliği Ofisi) adıyla bir alt birim daha yerleştirilir. Ve bu alt birimin bir uzantısı da "UN LGBTIQ+ Standards Gap Analysis Tool"dur (BM LGBTIQ+ Standartları Boşluk Analizi Destek Program: Rehberi). Burada da amaç ilk bakışta, şirketlerin LGBTIQ+'nın gelişşimi; iş yerlerinde, ticaret dünyasında ve toplumsal alanda eşitliği için, neler yapılabileceğini araştırması gibi görünür? Fakat aslında yirmi soru üzerinden birinci aşamada hedef, şirketlerin cinsel sapıklıkların üzerine yaklaşım ve tutumları üzerine istihbarat toplanırken ikinci aşamada araştırma yapıyormuş gibi davranıp aslında uyulması beklenen önergeler verilmesi, "etik kod"un kendilerine göre belirlenmesidir. Ve bu uyduruk "etik kod"lara uymamak da yaptırım gerektiren insan hakları ihlâli mânâsına gelecektir.
Sayfa 272·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
2011 yılında Louisville'deki bir yayınevi, Mark Twain'in iki ünlü romanı olan Huckleberry Finn'in Maceraları ile Tom Sawyer'ın Ma­ceraları'nı, aşağılayıcı "zenci" kelimesini daha nötr bir kelime olan "köle" ile değiştirerek yayımladı. Bu edebi korunma önleminin so­rumlusu olan Mark Twain uzmanı üniversite profesörü, bu zor kara­rı çok sayıda ortaokul öğretmeninin isteği üzerine aldığını açıkladı. Söz konusu öğretmenler, Huckleberry Finn'in orijinal halinin, "ırkçı dili" nedeniyle pek çok öğrenciyi görünür bir şekilde rahatsız etti­ğini ve bu yüzden artık sınıfta okutulmaya uygun olmadığını söyle­mişlerdi. Profesöre göre bu küçük ameliyat, Amerikan edebiyatının klasiklerinin günümüz okullarından tümüyle uzaklaştırılmasını ön­lemek için en iyi yoldu. Bu münferit bir olay değildir. Son yıllarda gençlere yönelik klasikler, özellikle de okul müfredatında olanlar sürekli ihtilaflara yol açmaktadır. Grimm Kardeşler'in veya Andersen'in narin evlatlarında onul­ maz travmalara yol açacağından korkan birçok ebeveyn, Kül Kedi­si'nin, Pamuk Prenses'in veya Kurşun Asker'in 21. yüzyıl çocuklarına hangi değerleri -ve korkuları- aşıladığını merak ediyor. Küçükleri koruma dininin bu havarileri Walt Disney fabrikasından çıkan yu­ muşatılmış uyarlamaları son derece acımasız, vahşi, ataerkil ve eski moda olarak değerlendirdikleri orijinal masallara tercih ediyorlar. Birçoğu defolu geçmişimizin geleneksel edebiyatını tümüyle yok etmek olmasa da en azından post-modern çağın vicdanına uygun şekilde uyarlanmalarından yana. Mizahçı ve yazar James Finn Garner önceki asırda, 90'lı yılların ortalarında Siyaseten Doğrucu Masallar (Politically Correct Bedti­ me Stories) adlı bir kitap yayımladı. Bu tartışmaya o da kendi mizahi yaklaşımıyla katkıda bulunuyordu. Finn Garner'ın hicvi çocuklara
Görünen odur ki, bugün modern, seküler ve ulusal Türkiye’nin muhafaza edilme projesi, Türkiye`yi soğuk savaş sonrasının küresel dünyasında oluşan yeni mevzilere uygun olarak restore etme projesine tegellenmiş durumdadır. Mevcut halde, gereklilikleri farklı bu iki projeyi aynı anda işaret edebilmesine rağmen, bugünün Kemalizminin bu özelliğini koruyup koruyamayacagı belirsizdir. Aşırı bir genelleştirme üzerinden söylersek, bu belirsizliğin esas sebebi, 20. yüzyılın başında pürüzsüz olarak bir araya getirilen Batılı ve ulusal olma hallerinin, 21. yüzyılın başındaki beraberliğinin artık gerilimli bir beraberlik haline gelmiş olmasıdır. Diğer bir deyişle, bugün Batlı olmakla ulusal olmanın gereklilikleri arasında artık birebir bir örtüşme durumundan bahsetmek mümkün değildir. Nitekim bu durum, bugünün Atatürkçülerinin garip heterojenliğinde de kendisini gõstermektedir. Bugün gözlenen Atatürkçülüğü, laiklik ve ulusallık ekseninde ve (emperyalist-küresel) Batıya karşıtlık üzerinden kodlayanlarla, laiklik, ulusallık ve artık küreselleşmecilik demek olan Batıcılığı bir arada kodlamak isteyenler arasında, ileride nasıl çözüleceği belirsiz bir gerilimin mevcut olduğudur. Açıktır ki, sırasıyla söylersek. siyasal İslâm`ın ve etnik canlanmanın "pençesine" bırakılamayacak bir sekülarizm ve ulusallık uzerinde uzlaşmalarına rağmen, ulusallığın küresel bir iktisat ve siyasetçe aşındınlmasına karşı çıkmak ya da çkmamak bu gerilimin esasını oluşturmaktadır. Ne var ki, anılan bu gerilimin telif edilip edilemeyeceği, edildiğinde Kemalizmin bu gunkü genel işaretleyen olma statüsünü koruyup koruyamacağı, geleceğin açıklığından kaynaklanan bütūn belirsizlige rağmen, bir muamma da değildir. Görünen odur ki, İslâm'ın siyasal niteliği ve Kürt direncinin ayrılıkçı programlarla bütünleşme
Sayfa 72·Kitabı okudu
Davranışlarımızı ve ilişkilerimizi hep başkalarının istek ve kurallarına göre belirleyip karşılığında sevilmeyi beklemek demek kendini yok saymak , beden sesini duymamak anlamına gelir. Ayıp olmasın diye ikram edilenleri yemek bize zarar verir. Sürekli başkalarını gözeterek yaşamak fıtri programa uygun değil , bu nedenle bize zarar verir. Kendine ait fikirlerin , isteklerin olacak. Olmalıdır da… Ve büyümenin en önemli özelliklerinden biri , evet demek kadar hayır demeyi de bilmektir.
Sayfa 47·Kitabı okudu
Yazı dili enfes, okurken keyif almamak mümkün değil
Koyun can derdinde kasap et derdinde şeklinde buyuran ecdadımın, ta ruhuna Fatiha okuturcasına sarf edilen o son cümlenin iticiliğine aldırmamayı deneyerek, bütün iyi niyetimi toplayıp sordum. "Ne oluyor özel derslerde?" "Uzmanımız durumunuzu değerlendirip sizin için hususi bir kur hazırlıyor." "Kür?" "Hem kur hem kür. Sonuçta bu, iyileşmek adına alınan derslerden oluşan bir program." "Anladım." Külliyen yalandı. Hiçbir şey anladığım yoktu.
Reklam
Reklam