Yemek sırasında "Yarın Cumhuriyet ilän edeceğiz" dedim. Orada bulunan arkadaşlar, derhål düşünceme katıldılar. Yemeği bıraktık. O dakikadan itibaren, nasıl hareket edileceği konusunda kısa bir program yaparak arkadaşları görevlendirdim. Yaptığım programın ve verdiğim talimatın uygulanışını göreceksiniz! Mustafa Kemal'in Meclis koridorunda kendisini beklerken görüp Çankaya'ya yemeğe çağırdığı Kemalettin Sami Paşaya bir rol belirlenmiştir ve o da rolünü gayet iyi yerine getirecektir ertesi sabah.
"Teknoloji akıllılar tarafından geliştiriliyor ve dikkat ederseniz genelde bulunan araçlar zor yetenek isteyen şeylerin yeteneksizler tarafından da yapılabilmesini kolaylaştırmak için. İnsanlar bilgisayarlarındaki programlar sayesinde Leonardo da Vinci gibi resim yapabiliyor, Kepler gibi gezegenlerin açılarını hesaplayabiliyor, Pisagor gibi problem çözebiliyorlar. Ne güzel değil mi? Aklı belirli bir seviyeye çıkarmak için bu durum belki bir avantaj gibi gözükebilir ama değil, çünkü eğer bir avantaj sadece bir kesim için geçerli hale geliyorsa o zaman insanlığı bölüyor, aslında bölücü bir dezavantaja dönüşüyor. Çünkü bu araçları sadece parası olanlar alabiliyor. Yani paranız varsa akla ihtiyacınız yok. Akıl artık paraya hizmet ediyor, akıllılar da işçi oldular, akılsız paralıların kendi fikirlerini uygulayabileceği araçlar geliştirmekle meşguller. Fikir üretmiyorlar, problemleri çözmüyorlar, parası olanlara hizmet edecek araçlar üretiyorlar. İşte bu yüzden artık etrafta akıllıların iyi fikirlerinin uygulamalarını değil, parası olanların fikirlerini akla ihtiyaç duymadan uygulayabilmeleri için yapılan buluşları görüyoruz. Buluşlar akıllı olmayı değil, akıllı gibi olmayı kolaylaştırıyor. Sadece parası olduğu için saçma fikirlerini uygulayabilenlerin dünyasındayız. Okulda bile öyle! Bize akıllı olup fikirle üretmemizi değil, araçlar geliştirip aklımızı satmamızı öğretiyorsunuz. Paraya sahip olanların ihtiyaçlarına cevap vermemizi istiyorsunuz."
Sayfa 464·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
KİTABIN ÖZETİ
Anti-Dühring’te şöyle diyor “Sistematik Hegel’den sonra olanaksız. Dünyanın yekpare bir sitemi, yani bağıntılı bir bütünü temsil ettiği açıktır. Ama bu sistemin bilinmesi, tüm doğanın ve tarihinin bilinmesini ön şart koşar. Buna da insanlar asla erişemezler. Öyleyse sistemler kuran kişi, sayısız boşluğu kendi buluşuyla doldurmak, yani akıl dışı fantezi yürütmek ideoloji yapmak zorundadır (20).” “herhangi bir kimsenin tek başına ulaşması olanaksız olan her türlü mutlak gerçekten vazgeçmek ve bunun yerine diyalektik düşüncenin yardımıyla, pozitif bilimleri ve bu bilimlerin sonuçlarının sentezi yoluyla ulaşılabilir göreli gerçeklerin ardına düşmek (21).” Bilim toplumun sınıflara bölünmesiyle, üretime katılmayan ve boş zamanı olan bir sınıfın oluşmasıyla ortaya çıkıyor. Hakim sınıf, boş zaman tekeline sahiptir o boş zamanı bilimsel çalışma veya sanat faaliyeti için kulanacak bilim adamı ve sanatçıyı besleme olanağına sahiptir (24). Boş zaman sadece egemen sınıfın tekelinde mi? Bir köle günde kaç saat çalışır? Tarihsel koşullar mutlak bilgiye ne kadar yaklaşabileceğimizi belirler demiş. Bu da bilgi yok demektir. Mutlak hakikat ancak sonsuz sayıdaki göreli doğrunun toplamı olabilirdi. Bilimsel çalışma burada bir kez daha sonsuz duvarına çarpmaktadır (33). Kabile toplumunda gönüllü çalışmanın yerini, emekçinin çıplak zorla çalıştırılması almıştı. Zorla çalıştırma sistemi, ideolojik planda teslimiyeti, rozayı, boyun eğmeyi gerekli kılıyordu. Dinin içerdiği bu hukuk sistemi sayesinde, sınıf farklılaşması derinleşti (59). Yapılan iş toplumsal bir dayanışma fakat din Allahın işi. Çalışanlar Allahın kulu olunca işin sonucu Allahın hikmeti oluyor. Allahın hikmetine en çok inanacak kişi patrondur çünkü patron hiçbir şey yapmaz. Emekçi bütünü göremediği için bütün içinde kendi
Yemek yenirken: "Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz!" dedim. Orada bulunan arkadaşlar, hemen düşünceme katıldılar. Yemeği bıraktık. Hemen o dakikada nasıl davranılacağı üzerinde kısa bir program saptadım ve arkadaşları görevlendirdim. Düzenlediğim programın ve verdiğim yönergenin uygulanışını göreceksiniz. Efendiler, görüyorsunuz ki cumhuriyet ilanına karar vermek için Ankara'da bulunan bütün arkadaşlarımı çağırmaya ve onlarla görüşüp tartışmaya gerek ve gereksinme görmedim. Çünkü, onların öteden beri ve doğal olarak bu konuda benim gibi düşündüklerinden kuşkum yoktu. Oysa, o sırada Ankara'da bulunmayan kimi kişiler hiçbir yetkileri yokken, düşünceleri ve olurları alınmadan cumhuriyetin ilan edilmiş olmasını, gücenme ve ayrılma nedeni saydılar.
Sayfa 400·Kitabı okudu
Yozlaşma
TV'lerde öyle bilgilendirici, ülke sorunlarının tartışıldığı, açık oturumlar, söyleşiler azaldı azaldı, sonunda tamamen kalktı. Türk kültürü, tarihi, Kurtuluş Savaşı gibi konuların sessizce bir yerlerden yasaklandığını haber aldık. Açık saçık programlar, uyuşturucuya özendiren filmler yabancı bira ve alkollü içkili reklamları arttıkça arttı. Ortaokul çocukları, gençler ellerinde, gazozdan daha ucuza satılan büyük bira şişeleriyle dolaşır oldular. Bir genç alkolik ordusu türedi, uzun saçlı, küpeli, dövmeli, gece yarıları sokaklarda bağırışan bir ordu. Duruma itiraz edenler, meslek sahibi ise, aforoz edilip bir kenara atıldılar. Yazanların, konuşanların bazıları yeni dünya düzeni karşıtı gibi yaftalarla hapishanelere atıldılar.
Sayfa 3·Kitabı okudu
Edebiyat
"1939'dan sonra Alman boyunduruğuna giren halklar ya Reich'ın hizmetine alındılar ya da imha programına. Avrupalılar için yepyeni bir deneyimdi bu. Denizaşırı sömürgeleri olan ülkelerde Avrupa devletleri çıkarları doğrultusunda yerli halkı anlaşmalarla kendilerine bağlamış ya da köleleştirmişlerdi. Kurbanlarını boyun eğmeye zorlamak için işkenceye, sakatlamaya ya da kitlesel kıyıma başvurmaktan çekinmezlerdi."
Sayfa 24 - Alfa Yayınları
Kitap Alıntısı