Yahudi, artık siyaset bakımından, demokrasinin yerine proletarya hâkimiyeti fikrini aşılamaya başlar.
Marksizm, Yahudi'nin, demokrasiden vazgeçmesini sağlayan ve Yahudi'yi milletleri, dikdatörce, kaba kuvvet ile hakimiyet altına almasını sağlayan bir
silah olmuştur. Yahudi, devletleri ekonomik olarak sarsarak sosyal girişimleri eline geçirmektedir.
Yahudi, her türlü savunmanın ve milli direnisin dayandığı temelleri yıkmaktadır. Halkın hükümete beslediği güveni sarsmaktadır. Milletin tarihini ve geçmişini gözden düşürmektedir.
Sanata, edebiyata el atmakta, doğal duyguları aldatmaktadır. Bütün güzellik, asalet, ağırbaşlılık, hayır kavramlarını darmadağın etmektedir.
Sonunda Yahudi, dini ve ahlakı komik ve basit bir hale sokar.Örf ve adeletleri ölü,modası geçmiş ve köhnemiş seyler olarak gösterir.Böylece bir milletin hayatı uğruna mücadele edeceği son dayanaklarını da ortadan kaldırır.
Burjuvazinin mülksüzleştirilmesi-sosyalist devrim, işte buna yol açmalıdır.
Proletaryanın bugünkü kapitalist düzeni yıkmasına yardımcı olacak en önemli ve belirleyici araç işte budur.
"Tatil" yeni bir toplumsal olgu, bu olgunun söylensel gelişimini izlemek ilginç olurdu. Önce okul sınırlarında kalırken, bir süredir ücretli tatile dönüştü, bir proletarya olgusu, hiç değilse bir iş olgusu oldu. Bu olgunun bundan böyle yazarları da kapsayabileceğini, insan ruhunun uzmanlarının da çağdaş çalışmanın genel yasasına uyduklarını kesinlemek, bir bakıma kenter okurlarımızı çağlarına ayak uydurduklarına inandırmaktır; kimi yavanlıkların zorunlu olduğunu benimsemekle övünür, Siegfried ve Fourastie'nin "çağdaş" gerçeklerine uyum sağlarsınız.
Proletaryanın zaferine inanıyor musun? Burjuvazinin parazitleriyiz biz. Orası kesin. Ne var ki bu, burjuvaziyi desteklemekten tamamen farklıdır. Sen demiştin ya, proletaryaya yaptığımız bir katkı burjuvaziye yaptığımız dokuz katkıya bedel, diye. Neyi kastediyordun 'burjuvaziye katkı' derken? Bile bile kapitalistlerin cebini doldurmak açısından biz de proletarya da aynı konumdayız.
Proleterya proleterya olarak kendini yadsımayı başaramadı; Marx’tan bu yana bir buçuk yıllık tarihin gerçekliği budur. Proleterya sınıf olarak kendini yadsımayı ve böylelikle sınıflı toplumu yıkmayı başaramadı. Bu başarısızlığın nedeni belki de iddia edildiği gibi, proletaryanın bir sınıf olmamasıdır; sadece burjuvazi hakiki bir sınıftı ve dolayısıyla yalnızca burjuvazi kendine yadsıyabiliyordu. Gerçekten de bunu yaptı: burjuvazi ve burjuvaziyle birlikte sermaye, sınıfsız bir toplum doğurdu; ama bunun proleteryanın kendini yadsımasıyla ve bir devrimin sonucunda ortaya çıkacak sınıfsız toplumla hiçbir ilişkisi yoktu. Proletarya ise yalnızca yok oldu. 
İnsan fıtraten bencil... İnsan fıtraten hırsız. İnsan fıtraten kibirli, hodbin ve dünyayı sahiplenici... İşte bu sebepten üst sınıflar, daima alt sınıfları sömürüp, sınıflar arasındaki farkı arttırmak istiyor ki sınıfını garantilesin.
Alt sınıfların da tek rüyası üst sınıfa sıçramak… İşte yeni cihan düzeninde, tüm sınıflar birleşmiş, temel iki sınıf kalmış geriye:
burjuvazi ve proletarya. İşçi sınıfı kendisini ezilmeye layık gördükçe, ömrü boyunca sabahtan akşama kadar ırgatlık yapacak ve ancak akşam karısına bir kuru ekmek götürebilecek. Ve böyle de ölüp gidecek. Dünyanın tüm işçileri birleşmeli ve burjuvaziye karşı ayaklanmalıdır. Çünkü zincirlerinden başka kaybedecek nesi kalmıştır ki…”