Ekmek Kavgasının Gölgelediği Küresel Yıkım
Sömürücülere karşı sömürülenlerin tarafını tutmamız gerektiği yolunda, tarihi ve etik açıdan etkileyici bir sav yok mu? Var tabii, ama acilen elde edilecek kazanç uğruna, temel ilkeyi feda etmek pahasına değil. Bir yüzyılı aşkın zamandan beri kamuoyu, işçilerin davasını, onların sendikalarını ve partilerini, kapitalistlere ve işverenlere karşı desteklemiştir. Ancak işçilerin yaptığı her iş, Dünya halkları için hayırlı değildir. Bertolt Brecht , bir şiirinde, Teb kentini ve piramitleri kralların değil işçilerin kurduğunu vurgular. Ne var ki, Hiroşima ve Dresden‘i imha eden bombaları kimin yaptığını sormak aklımıza gelmez. Yöneticiler tabii, ama işçiler olmadan bunu yapamazlardı. İşçi sınıfı; top tüfek ve tank yapımındaki kendi katkılarını protesto etmek için birkez olsun sesini yükseltmiş, bildiri dağıtmış ya da greve gitmiş değildir. Oğullar ve kızlar, ana babalarının yaptığı silahlarla öldürülüyor. İşçiler daha yüksek ücret, daha az mesai için greve gidiyorlar. İnsanları öldürerek gelişen sanayi içinde oynadıkları role karşı grev yapmıyorlar. Tarih boyunca hiçbir sendika, işçilerin silah endüstrisine katkıda bulunmasını protesto için greve gitmiş değildir. 1 saat için bile. Hiroşima‘nın bombalandığı ve tüm dünyanın ebediyen değiştiği o 6 Ağustos gününde bile protesto için bir saniye grev yapmamışlardır. Her zamanki gibi taraflar bu kez işçi sınıfı, işini muhafaza etmek ve gelirini artırmak gibi kısa görüşlü çıkarlarını korumakla yetinmiştir. . Nestle işçileri, UNICEF ve WHO raporlarına göre yalnız Üçüncü Dünya’da her yıl bir milyonu aşkın çocuğu dolaylı olarak ölüme götüren anne sütü benzeri mamullere karşı hiçbir zaman greve gitmemişler, hatta basında bir bildiri bile yayınlamamışlardır. Balıkçı gemilerinde çalışanların hiçbiri avlanma yüzünden balıkların
Sayfa 136
Gezi İsyanı sırasında çekilen bütün fotoğraflarda, bütün barikatlarda, polisle girilen bütün çatışmalarda ay yıldızlı bayrak ve Mustafa Kemal posterleri vardı. Daha önce baskı, despotluk ve şovenizmin simgesi olarak görülen Türk bayrağı, birkaç gün içinde direniş sancağına dönüştü. Haziran/ Gezi direnişçileri ay yıldızlı bayrağı gericiliğin ve faşizmin elinden almıştı. Direnişin çok önemli meşruiyet kaynaklarından biri de buydu. Polis çareyi bayrak satışını engellemekte bulmaya çalıştı. Nitekim Taksim' de ilk gözaltına alınan kişi, bayrak satan bir sokak esnafı (Ali Dayı) olmuştu. Marx'ın dediği gibi ulusun sembolleri el değiştiriyordu. Bir ulusun sembolleri emekçilerin, devrimcilerin eline geçiyorsa, orada egemen güçler kaybediyor demekti.
Sayfa 21·Kitabı okuyor
Reklam
Protesto etmeden boyun eğmek için hiçbir neden yok.
Bebekler, belleklerinin ve bilişsel işlevlerinin gelişmesiyle yabancı ve farklı olanı ayırt etmeye başladıklarında, anne-babalarından ayrı kalmayı protesto edeceklerdir.Yabancı olan, güvensizliğin simgesidir ve ondan sığınılacak yer, ana kucağıdır. İşte çocuklarda ruhsal gelişimin kilometre taşlarından birisi budur: Annenin, kendisine ihtiyaç duyulduğunda bebeğinin yanında olması. Eğer bağlanma çocuk için güvenli bir ortam sağlarsa, yani çocuk, annenin kendisini hayal kırıklığına uğratmayacağını ve ona ihtiyacını duyurduğunda annesini yanıbaşında bulacağını peşinen bilirse, artık kısa süreli ayrılıklara da tepki vermez. Nasıl olsa anne geri dönecektir.
Alıntı
Onlara göre her aksaklık, çevrenin bozukluğundan kaynaklanıyor, hepsi bu! En sevdikleri laf bu! Yani eğer toplumsal düzen yoluna konulacak olursa, bir anda bütün suçlar yok oluverecek; çünkü ortada protesto edecek bir șey kalmayacak. Ve herkes bir anda dürüst olacak... Doğa diye bir şey hiç hesaba katılmıyor, yok sanki böyle bir şey! Doğa kapı dışarı! Onlara göre, tarihsel olarak canlı bir biçimde gelişen ve önünde sonunda düzenli bir toplumsal yapıyı sağlayan insanlık yoktur; tam tersine, tarihsel gelişmeden ve canlı süreçlerden önce bütün insanlığı düzenleyen, bütün insanlığı bir anda dürüst, kusursuz bir hale getiren, matematik bir kafadan doğma bir toplumsal düzen vardır. Onların tarihten bu kadar nefret etmelerinin ve onu "rezillikler ve aptallıklar yığını" olarak nitelemelerinin nedeni budur. Böylece her şeyi aynı saçmalıkla açıklama olanağını elde ediyorlar. Yaşamın canlı akışından nefret etmeleri de bu yüzden. CanIı varlığa ne gerek var! Canlı varlık için yaşam gereklidir, canlı varlık makinelere boyun eğmez, canlı varlık kuşkucudur, canlı varlık gericidir! Berikinde ise bir ölü kokusu var, istersen kauçuktan da yapabilirsin böylesini; buna karşılık cansızdır, iradesizdir, köle ruhludur, başkaldırmaz!
Sayfa 318 - İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikleri, XXVI.Basım·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Halife Sultan'ın Sèvres Barışı'nı imzalaması üzerine (10 Ağustos 1920) Hint Müslümanları gözlerini tamamen Ankara'ya çevirdiler. Hilâfet Hareketi lideri Muhammed Ali, Roma'ya gitti ve İtalyan Dışişleri aracılığıyla Ankara ile temasa geçti. Hindistan'da protesto hareketleri, halk-kitle hareketleri hâline dönüştü. Şimdi Mustafa Kemal, emperyalizme karşı mücadelenin kahramanı olarak görülüyordu.
Alıntı
Reklam
Reklam