"Kitapların amacı, yaşamayı öğretmek değil, içinizde başka türlü yaşama isteği uyandırmaktır: kendi içimizde yaşama imkânını, yaşamın ilkesini bulmak..."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Atatürk, büyük ve erişilmez inkılâpçı ve dahi olarak, dini taassup ve hurafelerden ve bunları doğuran ve yaşatan müesseselerden bu milleti kurtardı; sonra sosyal ve iktisadi hamlelerle milleti, taassup ve hurafelere sığınmaya zorlayan sebepleri tedaviye kalktı.
Son iki asır zarfında Garb’ın üstünlüğü ve Şark’ın topyekûn sömürge alanı olarak çöküşü bir gerçek olunca ve bunun insan iradesiyle değişmesi yolu bulunamayınca, din, kurtarıcılık vazifesi yapmış; yaşanan şartlara halkı uymağa teşvik etmişti. Vakıa bu fırsattan faydalanan din adamları, Şark milletlerine içten ve dıştan sömürücülerin hizmetinde ve kendi çıkarları peşinde, zararlı telkinlerde bulunmuşlar, halkı uyutmuşlar ve soymuşlardır. Nasıl tüccar fiyatlarının yükselmesinden, politikacı hürriyet eksikliğinden faydalanırsa, din adamlarının yaptığı da buna benzemekteydi.
Halk bir şeye, bir müesseseye, bir geleneğe, bir şahsa bağlanmışsa, bunun elbet bir sebebi vardır. Mesela eskiden, Osmanlı idaresinin son devirlerinde Türk halkı, din adamları yoluyla kaza ve kadere bağlanmıştı. Dünya nimetlerinden vazgeçer, kıt kanaat yaşar ve dünya mallarına rağbet etmezse, yarın ahrette her türlü nimetlere nail olacağına inandırılmıştı. Neden? Çünkü Türk milleti o zamanlar zarfında, hayatını kaza ve kadere bağlamaya, kıt kanaat yaşamaya hadiseler tarafından zorlanmıştı.