Oysa sabah vakti kolay geçer, müzik dinleyip kitap okurum, öğleden sonra hiçlik başlar, akşama doğru pekişir, güneş attığında kitaplar, müzik ve yeryüzü düşmandır artık bana. Gecenin olgunluğu yeniden insan kılığına sokar, çoğu insan gibi gece yarısından sonra uyurum. Ya da sızarım.”
İstesem, konuşabilir hatta hiç susmayabilirdim ama kendimi anlatmak artık ilginç gelmiyordu. Hem daha kaç kez anlatacaktım ki kendimi? Miting üstüne miting yapan bir politikacı ya da günde bin kez aynı cümlelerle dilenen çocuk gibi, daha kaç kez aynı şeyleri söylemek üzere, dudaklarımı aralayacaktım?
" Yüzyıllık Yalnızlık`ı yazdığı dönem büyük ekonomik sıkıntılar yaşadı. Marquez, arkadaşlarından borç aldı. Daha sonra evindeki eşyaları satmak zorunda kaldı. Eserini tamamladığında evlerinde elektrikli bir ısıtıcı, bir karıştırıcı ve bir de saç kurutma makinesinden başka bir şey kalmamıştı. Eşi, Marquez`in romanı Arjantin`deki yayıncısına postalayabilmesi için bunları da elden çıkardı. Kitap, yayınlandığı ilk haftada 8 bin satınca Marquez, tüm borçlarını ödeyebildi..."
Hayatımızı hayal edilemeyecek kadar kolaylaştıran tuşların, butonların ve düğmelerin sayısı arttıkça, metrekareye düşen insan sıcaklığı da giderek azalıyor...