realistperest

realistperest
@realistperest
𝐚𝐝 𝐚𝐬𝐭𝐫𝐚 𝐩𝐞𝐫 𝐚𝐬𝐩𝐞𝐫𝐚
Alıntılar:
"Gerçek her zaman bir kuyunun dibinde değildir. Aslında, daha önemli bilgilere bakınca, onun hep yüzeyde olduğuna inanıyorum. Biz onu vadilerin derinliklerinde ararken, o dağların doruklarında durmaktadır." s.19 "Gereksiz derinlik, düşünceyi bulandırır, zayıflatır; gözlerimizi ayırmadan bakarsak, Çobanyıldızı bile gökyüzünden silinip görünmez olur." s.19 "Oysa akıl gerçeği ararken, alışılmış biçimlerin dışına çıkarsa yolunu bulur." s.20
Mösyö C. Auguste Dupin
Reklam
Alıntılar:
"(...) garip ve mutlu bir duygu seli hepsinin üzerine suskunluğun kanatlarını germişti ve kendi yazgıları karşısında çaresizce hiçbir şey yapamayan bu insanlar, başkalarına bir avuç mutluluk verebildikleri için çok mutluydular." Lyon'da Düğün "Fakat doğa bizi yasalarındaki ahenge, uyuma öyle bir alıştırmıştır ki, onun görmeye alışık olduğumuz uyumundaki en ufak bir kayma bizi tiksindirir, korkutur; bu nedenle Yaradan’ın her hatası yanlış yaratılmış bu varlığa karşı - her ne kadar bir haksızlık ise de ne yazık ki çözümü yoktur - içimizde öfke uyandırır. Daha da kötüsü tiksintimizi onu özensiz yaratana değil, hiçbir suçu günahı olmayan eserine yöneltiriz: Sakat ve biçimsiz varlık yeterince sıkıntısı, derdi yokmuş gibi sağlıklı ve kusursuz varlıkların nahoş davranışlarına da katlanmak zorunda kalır. Bu nedenle şaşı bir göz, yamuk bir dudak, yarılmış bir ağız gibi doğanın bir kereliğine yaptığı bir hata, bir insanın gittikçe artan acısına, ruhunda onarılmayacak bir yaraya dönüşebilir; etrafımızı saran, dünya dediğimiz ve inanmakta güçlük çektiğimiz gezegendeki anlam ve adalete olan inancımızı şeytani bir felakete dönüştürür." Wondrak - s.22
Alıntılar:
"Pek çoğunda olduğu gibi bu ailede de bağlılık ne kadar kuvvetliyse de samimiyet yoktu. Her biri kendi zihninin derinliklerini görmekten kaçınırken düşünceler nasıl birinden ötekine özgürce iletilebilirdi ki?" s.12 "Olduğumuz kişiyi hiç tanıyor muyuz?" "Şahsen, ben sizi tanıyorum," dedi Pierre. "Ah, bu çok daha kolay da ondan. Ben de sizin için aynısını söyleyebilirim Bir başkasını her zaman daha iyi tanırız." s.40 "İnsan ilişkilerinin eskisi gibi olmadığı her yerde, bir- birini tanıyan insanların arasında hatta aile içinde bile hissedilebilir. Artık hiçbir şeyden emin değiliz, sabahları, "Bu akşam acaba ne göreceğim? Göreceklerime ne denli aşinayım?" diyoruz kendimize. Denizdeki bir gemide, alabora olmak üzereyiz sanki." s.41 "Müzik şu sıralar kalplerinin ihtiyacını her zamankinden daha İyi karşılıyordu. Müzik, biçimlerin perdesinin ardında, ruhlarına ses olan tek sanattı." s.63 "Kendimize bir şeyin sebebini sorduğumuzda, genelde ondan tam anlamıyla emin olamamışızdır veya onun öyle ahım şahım bir güzelliği yoktur." s.63
Edebiyat
Alıntılar:
"Saadet ve kıskançlık mutluluk adı verilen kesrin pay ve paydasıdır." s.31 "Batan güneşin ışıklarının doğan güneşinkiyle tamamen aynı açılarda düşmesine rağmen her şeyin tümüyle farklı, değişik bir pembelikte görünmesi, her şey içinde azıcık burukluk bulunan sessizliğe gömülürken sabaha hepsinin bir kez daha gürültüye ve bolluğa kavuşacağı gerçeği tuhaf, değil mi?" Kayıt - 18 "Bahsettiğim heyecanlı olayın etkisiyle, eski trenlerin üzerinden geçtiği demir köprüler misali hâlâ titriyorum. Kendimi duyumsuyorum. Ama sadece içine kirpik kaçan göz şişmiş parmak veya çürük diş kendini duyumsar, bireysel varlığının bilincine varır. Sağlıklı göz veya parmak ya da diş varlarmış gibi görünmezler. Yani gayet açık, değil mi? Kendi kendinin bilincine varmak, hastalıktır." Kayıt - 22 "Gerçekte kim olduğunu kim bilebilir? İnsan dediğin roman gibidir: Son sayfasına kadar nasıl biteceğini bilemezsin." Kayıt - 28 "Bana gelince: kalbimde tatsız, hatta acı verici denebilecek, acımayla bağdaştırılan türden bir baskı vardı (Kalp sadece sıvı pompalayan ideal bir pompadır. Yaptığına baskı, sıkışma gibi tanımlar yakıştırmak teknik açıdan saçmalıktır; bu bağlamda “aşk” ve “acıma” ve söz konusu sıkışmaya veya baskıya yol açacak diğer her türlü şeyin hastalıklı, saçma ve doğadışı olduğu çıkarımına varmamız normaldir.)" Kayıt - 29 "Devrimler sonsuzdur. Bu sonuncu lafım, çocuklar için. Sonsuzluk çocukları korkutur ve çocukların iyi uyuması şarttır.” Kayıt - 30 "Bu sayfadaki kara harfler aniden ürkse ve dört bir yana kaçışsa geriye abuk sabuk karalamalar, mesela sayfanın başında tn-gc-uymd ec gibi bir şeyler kalır ya, sokaktaki kalabalığın durumu da aynen öyleydi: sırasız, düzensiz, yönü belirsiz…" Kayıt - 35 "Ve içimde bir şey (ben değil) şunu düşündü: “Herkes içinde yalnız kalbiyle birlikte
Distopya
Alıntılar:
"Küçüklüğümden beri özlü sözleri ezberleyerek yetiştirildim ama bu Doğu'nun gurur kaynağı haline getirdiği 'Eskilerin sözleri' çoktan beylik laflar haline gelmiş. İnsanı öfkelendiren riyakârlığın ve aptalca hurafelerin doğmasına neden olmuş, ilk söylendikleri zamanda taşıdıkları düşünsel anlamı tamamen yitirmişler. Ne kadar yüce bir düşünce olursa olsun, eğer misafir odasındaki sohbetler için süs olmaktan öteye geçemiyorsa miladını doldurmuş demektir. Artık bir düşünce değildir. Sözcük oyunudur." s.44 "Bu şekilde hiç kimsenin göremeyeceği şekilde, yaşamın bir köşesinde suskunca eyleme dökülen küçük iyilikler, bu dünyanın gerçek hazineleri değil midir?" s.102 "Medeniyet, yaşam tarzını renklendirmekten ibaret değildir. Sürekli uyanık olmak, medeniyetin gerçek özüdür. Sahteliği ve gerçekliği ayırt etmek gerekir." s.166 - 117 "Edebiyat bir ülkeyi yansıtan bir ayna gibidir. Eğer bir ülke sıkıntılara katlanarak çabalıyorsa o ülkeden iyi edebiyat eserleri çıkar. Edebiyat, zayıf erkek ve kadınlara özel bir oyuncak, ülkenin varlığı için hiçbir anlamı yokmuş gibi gelebilir ama bu çok net olarak bir ülkenin gücünü de gösterir." s.155 - 156 "Gerçekliğin romandan daha tuhaf olduğunu söyleyen insanlar var, ama yaşadığımız dünyada kimsenin öğrenemediği gerçekler de var. Üstelik kimsenin haberdar olamadığı yaşam kırıntılarında oluşan öylesi gerçekler, çoğunlukla esas hazine niteliği taşır. Bunları, doğuştan yeteneklerle oluşan duyargalarla bulup çıkartmak edebiyatın işidir. İşte o yüzden de, edebiyatın yaratıcılığı, gerçekliğin özüne insanların dillerine doladıkları yaşadığımız dünya gerçeklerinden çok daha fazla yakındır. Edebiyat olmasa, yaşadığımız dünya boşluklarla kaplanır. Edebiyat doğasıyla, o tekinsiz boşluğu bir akarsu inceliğinde doldurur..." s.159
Uzak Doğu Edebiyatı
Reklam