Mantığı bir kenara koyup aşk rotasında yürüyebilirsiniz, o da iradi bir tercihtir. Gelgelelim aşk bitip de realite enkazının altında kalmak, aşkı yitirip kendini ihtiyar ve köle bulmak, insana ağır geliyor..
Kelime anlamlarının ve onlara yönelik farklı bakış açılarının tutum ve eylemleri değiştirebildiğini görebilirsiniz. Tılsımlar ve büyüler -özellikle de tekdüze ritimli paeanlar- sizi yataktan çıkarıp daha iyi alışkanlıklara çekebilir. Trope’lar realite algınızı bükebilir. Yeterince tekrar ederseniz ruhunuz iradenize göre şekil almaya başlayabilir.
"Düşmanın silahıyla silahlanın" hadisindeki silahın içine, ilim de giriyor, tefekkür de giriyor, hayatımızda var olan her türlü realite ve dahi şehir hayatı giriyor. Batı'da bir şehir kurulmuşsa ve o şehirde birtakım problemler belli şekillerde çözülüyorsa, mutlaka bizim de ona benzer bir problem çözme yeteneği geliştirmemiz lazım. Zaman akıyor ve dünyada da, hayatımızda da birçok şey değişiyor. Kendi medeniyetimizin özünden ve ana kaynaklarından yola çıkarak yeni yorumlar, yeni modeller geliştirmek mecburiyetindeyiz.
Belki atom bombası yapmayacağız; ama atom bombasını etkisiz hâle getirecek bir şeyler yapmalıyız. Ancak bir denge kurulduğunda yaşayabiliyoruz; aksi hâlde üzerimize geliyorlar ve kendilerinden farklı olan herkesi emellerine uygun bir biçime sokmaya çalışıyorlar. Buna çağımızın propaganda aracı olan sosyal medya mecraları ve oluşturulan algı operasyonları da dahil. Dolayısıyla her an kendimize ait bir repertuvarla hayata bakmak mecburiyetindeyiz. Bir modernist gibi düşünmek mecburiyetinde değiliz; ama bir modern gibi teknolojik gelişimlerin içinde olmalı, çağın gerisinde kalmamalıyız.
İlk defa eve gazeteciler doldu. Meraklı suallerine çok az cevap verdim. Beş gün, beş gecedir hiç uyumamıştım. Gece istirahate çekildim, uyuyordum... Saat 23'te dairemin kapısı hem vuruldu hem de bağrışmalar vardı. Eşim yataktan firlayıp kapıyı açtı. Derhal görülen manzara şuydu... Beş tane Kurmay Sb. (Yb. rütbesinde) karımın göğsüne 5 adet Tomson dayamışlar, beni istiyorlardı. Hemen pijama ile kapıya gittim, silahları bana tevcih ettiler. Apartmanın içi Tomsonlu subaylarla dolu idi. Buna neden lüzum vardı anlayamadım. Beni tevkif etmeye gelenler arasında Kur. Yb. Necip Torumtay da vardı. Akademiyi beraber okumuştuk. Yassıada irtibat bürosunda çalışmıştı. Bizimle birlikte yeminli subaylar arasında idi. Bana karşı o geceye kadar çok hürmetkâr idi. Fakat ne olmuştu, canavar kesilmişti, hiçbir isteğimi yerine getirmek istemiyor, dışarda kar yağdığı halde beni pijama ile sürükleyip kapıda bekleyen jipe bindirmek için uğraşıyordu.
Kendisine aynen şu cevabı verdim. “Ben henüz Türk Ordusu'nun bir albayıyım, giyinmeden hiçbir yere gitmem. Hem bu gibi muamelelere ne gerek vardı, telefon dahi etseydiniz istediğiniz yere gelirdim" dedim. Her türlü ısrarlara rağmen
kapı önünde zorla elbisemi giydim. Evde eşim, kızım, bir de karımın yengesi vardı. Giderken tıraş takımımı, pijamalarımı almak istedim. Necip Toruntay bana: "Bunlara lüzum kalmayacak" demekle vahşi hislerini gösterdi. Herhalde bizim sabaha karşı kurşuna dizileceğimizi düşünüyordu.
Dışarı çıkınca ne göreyim, evin etrafında Tomson tabancalı 50'ye yakın subay vardı. Vasıtaya binip Genelkurmay'a geldik. Oradaki manzara şuydu: Sanki bir Rus albayı getiriliyormuş gibi koridorlarda iki sıralı Tomsonlu Kurmay Subaylar vardı. Hepsi de büyük bir sevinçle bana bakıyorlardı.
Bu kurmay subayların çoğu bir gün önce “Bir emrin var
"edebiyat idealinin önermediği mahallelerin sesini duyurmak; erkek öznellikle hesaplaşabilmek adına cinsiyetçi toplumsal kuruluma tepki gösterenlerin, dışlananların, toplumsal periferide yaşama tutunanların, kültürel ve sosyal sermayesi olmayanların, cinsel yönelimi heteroseksüel olmayanların, aidiyetsizlerin, ataerkil yapılarda cinsiyet kimlik ve otoritelerine tepki gösterenlerin, sınıfsızların, kenarda tutulmuşların, meşru algılanmayanların, eril güce karşı argo aracılığıyla tepkilerini ortaya koyabilen kural/norm dışıların, ezilenlerin, “tedavi” edilmelerinin sosyal yarar sağlamayacağı bireylerden hareketle kurgulanan roman kahramanlarının gelip karşı çıktıkları eril tahakkümün yüzleştiği bir realite olarak karşımıza çıkarır yeraltı edebiyatını."
"Yani sen bilincimin realiteyi değiştirebileceğini mi söylüyorsun?" diye sordu Mike.
"Kastettiğim şudur" diye yanıtladı ses. "Realite (gerçek) , Tanrı 'nın özüdür ve o değişmez. Senin insan bilincin sadece onun deneyimlemek istediğin yeni bölümlerini ortaya çıkarır. Sen değiştikçe, onun daha fazlası görünür hale gelir ve sen bir çok yeni ifşaatı (ortaya çıkan gerçekleri) dilediğin gibi deneyimleyebilir ve kullanabilirsin, ama geriye doğru gidemezsin."