'Je veux de l'amour, de la joie, de la bonne humeur Ce n'est pas votre argent qui fera mon bonheur Moi je veux crever la main sur le cœur Allons ensemble, découvrir ma liberté Oubliez donc tous vos clichés Bienvenue dans ma réalité ❤️‍🩹
Şarkı
"Kınamayın... Kaderiniz olur." Sâdi Şirazî
Çekersin değil sözleşirsin, ahitleşirsin Yaşamın içinde bazılarına çok basit gelen kaide, konuşulan kelimenin hayat üzerinde ki azim tesiridir. Sürekli ve çok kolay sarf ettiğimiz için belkide kıymetini idrak edemiyoruz ama realite bu, kelamda sihir vardır ve bizler iyi sihir veya kötü sihir yapar dururuz gün boyu. Kınamak, eleştirmek kendinde kınadığın şeyi var etmek, var olmasına vesile olmaktır. Kınamak alışkanlığının yer ettiği insanlara bakın, hayatta inancı veya gelenekleri neyi doğru kıldıysa onu yapmaya çalışan ve yapamayanları hakir gören yapıdadırlar. Ancak ince bir çizgi var, başka gözler tarafından görünenleri doğru yaparlar, yapmayanı görünce kınarlar. Oysa her nefis kendi sınavına tabidir, sen onun iradesinde değilsin ve onun arzularının boyutunu bilmiyorsun. Kınadığın kişinin arzularını sana taksak perişan olacaksın belkide, bilemezsin ama susabilirsin, anlayabilirsin. Ağzımızdan çıkan sözleri doğru inşa etmedikçe, şaka olanlar dahil, hayatta bir düzelme beklememeli. Şifayı kaptın demişler az biraz düşünsek ne büyük bilgelik var anlaşılır. Hastalandın demiyor hastalanmana rağmen, şifayı kaptın diyor. Sıhhatini kaybettin de en azından hastalandın deme. Şaka yapıyor, şakanın içinde her türlü bed olay sıralanmış, ağzına bal yesinde bal olmayan cümleler dökülemesin... Afiyet gerek, afiyet gösteren ve anlatan ve çağrıştıran kelimeler gerek... - Halid Emre Aslan
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Lui et moi n’était pas fait pour ce monde et ce monde peut-être pas fait pour nous, mais c’était parfait comme ça, je me souviens d’la manière dont ses yeux essayaient d’fuir la réalité, mais lorsqu’il est posés sur moi c’est comme si pour la première fois le soleil effleurer ma peau et pourtant je savais que un jour il serait plus là. O da ben de bu dünya için yaratılmamış gibiydik, belki de dünya bizim için yaratılmamıştı. Ama her şey bu haliyle kusursuzdu. Gözlerinin gerçeklikten kaçmaya çalışışını hatırlıyorum, fakat gözleri üzerime çevrildiğinde, sanki güneş ilk kez tenime dokunuyormuş gibi hissederdim. Yine de bir gün onun artık burada olmayacağını biliyordum.
OSMANCIK, KONAK, ÇATI ve DEVLET ANA...
Dünyanın akışına yön veren en önemli hâdiselerden birisi olan Devlet-i Aliye-i Osmaniye’nin (Yüce Osmanlı Devleti’nin) kuruluşu birçok edebiyatçımıza ilhâm vermiş; saklı bir hazine gibi, nice kalemlere mevzu olmuş, nice roman ve şiirlerin muhtevasını teşkil etmiştir. Bu kaynağa eğilen romancılarımızdan üç tanesinin üzerinde duracağız: “Osmancık” isimli romanıyla Tarık Buğra’nın; “Konak” ve onun devamı “Çatı” isimli romanlarıyla M. Necati Sepetçioğlu’nun ve “Devlet Ana” isimli romanıyla Kemal Tahir’in… Eserlerin tahliline geçmeden önce, yazımıza temel teşkil etmesi bakımından önemli gördüğümüz, Prof. Dr. Erol Güngör’e âit “TARİHİN ROMANI” isimli bir makaleden bazı pasajları aktarmak faydalı olacaktır. Rahmetli Erol Güngör bu yazısını, Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun “Kilit” ve “Anahtar” isimli eserleri vesilesiyle yazmış olsa da, aynı hükümler, “Konak” ve “Çatı” da dahil, yazarın diğer tarihî romanları için de geçerlidir. İşte Erol Güngör’ün tesbitlerinden bazıları: **“Tarihî roman yazmak, hele tarihteki büyük adamların hayat macerasını roman hâline getirmek çok çetin bir iştir. Romancı böyle bir teşebbüse giriştiği zaman, yüksek bir ipin etrafında denge kurarak yürümeye çalışan bir canbaza benzer. Bir tarafta işlediği konunun tarihî realitesi, öbür tarafta kendisinin bir yığın malzemeden seçerek inşâ edeceği yeni bir realite vardır. Bu taraflardan birine fazla eğilmek, romancıyı çürük bir sakızı yeniden geveleme basitliğine düşürür, öbür tarafa ağırlık verdiği zaman da, yazdığı şey tarih olmaktan çıkar. Tolstoy “Harp ve Sulh”u yazarken, yarattığı şahsiyetlerin yanı sıra harp vakıasının teknik yönlerini de vermeye çalışmış, fakat başarılı olamamıştı. Son günlerde onun ve Dostoyevski’nin edebiyat geleneğini devam ettiren Soljenitsin, “Ağustos 1914” adlı romanıyla harbin strateji ve
Kemal Tahir
NİÇİN TÜRK ROMANI YOKTUR?
Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre bir Türk romanının olmayışının sebebi, “Türk romancısının cemiyetimizle, hayatımızla alâkadar olmayışı” değildir. Çünkü, içindeki isimler “Türk”tür; yaşayış bu memlekette mevcut bir yaşayış… Manzara; Anadolu ve İstanbul manzaraları… Mevzu: Kendi hayatımızdan seçilmiş. “Üstelik halledimeye çalışılan meseleler varsa, onlar da cemiyetin meseleleri…” Tanpınar bunları belirttikten sonra ilâve eder: “Hülâsa, yaşayışındaki tezatlarla dahi olsa, bu memleketin insanı, bu memleketin peyzajında, bu memleketin halkının diliyle kendi hazin veya mesut macerasını yaşıyor. Şimdi bu romanın cemiyetimizle alâkasız olduğunu nasıl iddia edebiliriz? Daha ileri giderek söyleyelim, gazetelerimizde ve hayatımızda yer tutan meselelerin hemen hepsi Türk romanına geçmiştir. Türk romancısı, başka memleketlerde yeni yeni tecrübe edilen köylü romanı bile yapmaya kalkmıştır. Kadın-Erkek meselesi, cehâlet meselesi, yenilik meselesi, münevverin sermaye meselesi… daha realistlerin elinde köylünün hayatı, cehâlet, tembellik. Bütün bunlar bizim romanlarda var. O hâlde Türk romanı günü gününe yaşayışımızla alâkadar. Fakat bütün bunlara rağmen, bu romanı çok defa sun’î bulmamak, okurken cansızlığına isyan etmemek, hattâ realite ile arasında bir münasebet tesis etmemek de pek az mümkün.” (Ahmed Hamdi Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler, Dergah Yay., 4. Basım, İstanbul 1995, s. 46) Tanpınar’a göre romancıların “garbdan okuduklarının tesiri altında” kalmaları da “Türk romanının olmayışının” sebebi sayılamaz. Çok büyük bir romancı olan Fyodor Dostoyevski’nin **“eserlerinin asıl büyük temi, üzerinde o hepimizi kavrayan kahramanların mulajını yaptığı büyük model hariçten geliyor”dur. “Dünyanın hangi sanat hareketi, başka bir sanatın, başka bir dil âleminin tesiriyle
Türk Romanı
İnsan zihninin "negatif odaklı" programını hacklemenin mümkün olduğunu kanıtlayan yüzlerce güncel makale var. Beyin, zıtlığı gördüğü an eski sinaptik bağlarla (korku, öfke) tepki vermeye meyillidir. Ancak gözlemci (yani sen), zıtlığın ortasında bilinçli olarak "Neşe ve Minnettarlık" frekansını seçtiğinde, beyin frontal lobu aracılığıyla kimyasal olarak tüm bedene (ve dolayısıyla fasyaya) yeni bir realite sinyali gönderir. Kuantum alanında, zıtlık bir oyun malzemesine dönüşür. #Nöroplastisite Makaleleri (#DrJoeDispenza & Nörobilim)