10 bilinç Okyanusu
YENİ DİNLERİN Afganistan mağaraları ya da Ortadoğu medresele-rinden doğması pek mümkün görünmüyor. Yeni dinler araştırma la-boratuvarlarında büyüyüp serpilecekler. Sosyalizm nasıl buhardan ve elektrikten müteşekkil bir kurtuluş vaadiyle dünyayı ele geçir-diyse, tekno-dinler de algoritmalara ve genlere dayalı bir kurtuluş vaadiyle dünyayı fethedebilir. Radikal İslam ve fanatik Hıristiyanlık üzerinde dönen tüm tar-tışmalara rağmen, dini açıdan dünyadaki en ilgi çekici yer IŞİD'in kontrol ettiği bölgeler ya da ABD'nin İncil Kuşağı olarak adlandı-rılan muhafazakar güneyi değil, Silikon Vadisi'dir. Yüksek teknoloji gurularının teknoloji odaklı, tanrısız bu yeni cesur dini işte burada mayalıyorlar. Mutluluk, barış, refah, hatta ebedi yaşam gibi kadim sözleri, ilahi varlıklar değil teknoloji aracılığıyla sunuyorlar. Üstelik tüm bunları ölümden sonra yerine bu dünyada vaat ediyorlar. Yeni tekno-dinler temelde ikiye ayırılabilir. Tekno-hümanizm ve veri dini. Veri dini insanların kozmik görevlerini tamamladığını ve artık meşaleyi yeni oluşumlara devretmesi gerektiğini öne sürer. Veri dininin hayallerini ve korkularınıysa bir sonraki bölümde tartışaca-ğız. Bu bölüm, insanı hâlâ yaratılışın zirvesi olarak gören ve pek çok geleneksel hümanist değere bağlılığını koruyan tekno-hümanizmin nispeten muhafazakar öğretilerine odaklanacak. Tekno-hümanizm
Sayfa 365·Kitabı okudu
Parayı temel amacınız haline getirmeyin. Refah, mutluluk , huzur ve sevgi talep edin. Siz kişisel olarak sevgi ve iyi niyet yayın. O zam an bilinçaltınız da size bunların karşılığını bileşik faizle ödeyecektir.
Sayfa 139·Kitabı okuyor
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Philipp Mainländer
Şimdiye kadar genel olarak insanın eylemlerinden bahsettik ve şunları bulduk: İnsanın istenci özgür değildir; Eylemlerinin tamamı zorunluluktan kaynaklanır; Mutluluk güdüsü temelinde ve zihni vasıtasıyla, kendisi için genel bir refah (esenlik) fikri oluşturabilir; Bu refah fikri, belirli koşullar altında, onu karakterine aykırı hareket etmeye sevk edebilir. Bu sonuçlar, tabiri caizse, etiğin giriş holünde durmaktadır. Şimdi ise tapınağın bizzat içine giriyoruz; yani belirli toplumsal koşullar ve formlar içinde hareket eden insanın eylemlerini ele almak ve onun mutluluğunu incelemek zorundayız. Karşılaştığımız ilk koşul doğa durumudur. Etikte bu durumu basitçe, Devletin yadsınması (negasyonu) veya insanın Devletten önce gelen yaşam formu olarak tanımlamak durumundayız. Şimdi insanı Devletten bağımsız, onun zorlayıcı gücünden azade, yani tıpkı diğer her bireysel istenç gibi yalnızca doğanın bir parçası olarak ele alırsak; o, doğanınkinden başka hiçbir zorlayıcı güce tabi değildir. O; kimyasal kuvvet, bitki veya hayvan olsun, diğer her bireysel şey gibi hayatı çok özel bir şekilde isteyen ve varlıkta kalmak için amansızca çabalayan, kendi içine kapalı bir bireyselliktir. Ancak bu çabasında, aynı çabaya sahip olan diğer tüm bireyler tarafından kısıtlanır. Böylece, içinden en güçlü veya en kurnaz bireyin zaferle çıktığı var olma mücadelesi doğar. Her insan, varlıkta kalabilmek için bu mücadeleye girişir. Onun tüm çabası bundan ibarettir ve ne yücelerden, ne derinliklerden, ne de kendi içinden gelen hiçbir ses, işe koşabileceği araçlar konusunda onu kısıtlamaz. Devlette cinayet, yağma, hırsızlık, yalancılık, aldatma, tecavüz vb. olarak adlandırdığımız tüm eylemler onun egoizmine mubahtır; çünkü doğa durumunda karşısında bizzat kendisi gibi varlıkta kalmak isteyen
Felsefe
İnsan gerçekten doğru bir kıyas peşindeyse, imkânlarını insanların tümüyle aynı anda mukayese etmelidir. Bütün coğrafyaları ve tarihin tamamını hesaba katmalıdır. Böyle yaparsa refah, mutluluk, sağlık ve huzur bakımından yüzde birlik dilime girdiğini rahatlıkla görebilir.
Alıntı
İÇTİMÂÎ EMNİYET ve SAADET
(...) Millî Ekonomi – Sosyal Refah… Meselenin temel prensib olarak açılımı için verilebilecek çok kısa özet ise, şudur: “İçtimaî emniyet ve saadet [sosyal güvenlik ve mutluluk] dediğimiz şey, muayyen bir hayat standardına göre her ferdin inkişafını temin edecek umumî bir refah plânının tam kadrosudur. Bu kadro içinde teker teker her vatandaşın sefalet ve mahrumiyet çekmeden, medenî bir insan için lüzumlu olan asgarî bir hayat seviyesinde yaşamağa hakkı vardır. Bugünkü vaziyette, murakabe ve mesuliyet [denetim ve sorumluluk] tanımayan bir devletçilik, bu sosyal gayeyi gerçekleştirebilecek bir vasıta olamaz. O, şimdiki hüviyetiyle, hususî sermaye yerine kaim olmuş, aynı ruh ve karakteri haiz bir devlet kapitalizmi olur." [*]
İktisat ve Ahlâk -İktisada Giriş -IV-, 16 Mayıs 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Easterlin paradoksu
Amerikan ekonomist Richard Easterlin’ in zenginliğin insanların mutluluğu ve refahı üzerindeki etkisine odaklanan klasik araştırması bununla alakalı olarak oldukça net sonuçlar ortaya koyar: daha fazla para ve mal daha fazla mutluluğa eşit değildir. Easterlin’in analizleri istikrarlı bir şekilde bir ülkenin refah düzeyinin belli bir eşik değerine ulaştığında, refahtaki artışın insanların mutluluğuyla doğru orantılı olmadığını açığa çıkarır. Yine aynı şeyin gelir düzeyi için de geçerli olduğu görülür. Zenginlik fazlası ile mutluluk arasındaki bağlantının zayıflığına dikkat çeken bu paradoks Easterlin paradoksu olarak bilinir. Ve literatürde statü endişesi olarak adlandırılan bir durumla açıklanır.