Küçükken pastanede ona yardım ettim, bütün derslerimden tam not aldım, haftada iki defa dans dersi aldım ama annem bunları fark etmedi bile. Ona oyuncu olmak istediğimi söylediğimde benim adıma mutlu olur diye düşünmüştüm.”
“Ne oldu peki?”
“Sinir krizi geçirdi. Üniversiteye gitmeyip doğru dürüst bir işe girmediğim için hayatımı mahvettiğimi söyledi.”
“Ama annen de eskiden oyuncu değil miydi?”
“Evet, ama babamla evlenip hamile kalınca bırakmış. Şimdi pastanede çalışıyor. Hiç mutlu değil.”
Akil isen can gözün aç, tut kulak bu sözüme
Bir değirmendir bu dünya, öğütür bir gün bizi”
Cahit Zarifoğlu yaşadığı dönemde İslam dünyasında yaşanan savaşlara, siyasi çalkalanmalara karşı kayıtsız kalmamış, çeşitli gazete ve dergilerde bu konular üzerine, makale, günübirlik aktüel ve siyasî yazılar olarak 1977 ilâ 1984 yılları arasında kaleme alınmış güzel bir eser. Ayrıca şairin hayattayken yayımladığı Bir Değirmendir Bu Dünya’daki yazıların bir kısmı da burada bölümlerin konularına göre serpiştirilmiş. Dönemin sorunlarını göz önüne alarak bize öğütler vermektedir. Ayrıca dili sade ve anlaşılır bi eser ve kitaptaki sorunların günümüzde hâlâ devam ediyor olması bize nasıl bir yol izlememiz gerektiğini de göstermektedir. Kitap hakkında olumsuz eleştirilerin de olduğunu gördüm islamiyet in hâlâ dogmatik bir din olduğunu algılamayalar saldırılarına devam edeceklerdir. Okurken insanı duygulandıran, düşündüren bazen sivri dili 'ni ortaya koyan yazara hayranlığım ve sevgi biraz daha artmış oldu. Incelememi bitirirken başka bir arkadaşımızın yazar hakkında ki bu sözüyle bitirmek istedim...
Zarif geldin bu dünyaya, haddi aşmadan zarifçe de gittin.
İşte siyasî şuurdan yoksun Müslümanların içinde bulunduğu durum. Rejimin gözde partilerinin arkasından giden bu Müslümanların içinde bulunduğu durum bizim için en büyük problemi teşkil ediyor. Bu insanlar bizim gibi İslâm’a âşıktırlar. Şeriat için canlarını verirler. Fakat rejim onları siyaset konusunda laikleştirmiştir. Yıllar yılı seçimlerini mutlaka şerrin içinden yapmak zorunda bırakılmışlardır. Kafaları demokratik düzenin seçim sistemine şartlanmıştır. Hiçbir zaman İslâm davası güden bir teşkilat önlerine alternatif olarak konmamıştır. Şahsiyetleri adeta ikiye bölünmüştür. İslâm’ı adeta özel olarak yaşarlar ve tavsiye de ederler. Ama spor kulübü tutar gibi parti tutarlar. Hayatın her sahasında Şeriat’ın buyurduğu tavrı almak zorunda olduklarını idrak etmek istemezler. Bu insanlar inançları gereği bizimdir