Kitabı anlayabildiğim kadarıyla okudum ve buna rağmen hayran kaldım; gerçekten muazzam bir eser. “Anlayabildiğim kadarıyla” diyorum çünkü kitap Türkçe değil ve çevirmen Tahsin Yücel, bana göre tam anlamıyla bir çeviri felaketi yaratmış. Güzelim metni adeta hiç etmiş. Neredeyse her sayfada sinir krizi geçirdim; bu berbat, yapay ve uydurma dil yüzünden metin sürekli insanı dışarı atıyor.
Hayatımda okuduğum en kötü, en leş çevirilerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta şunu da iddia edebilirim: Türkiye’de gençlerin felsefe ve edebiyata mesafeli olmasının sebeplerinden biri, spesifik olarak bu tür çevirilerdir. Ne olduğu belirsiz, doğallıktan uzak, okuru metinden soğutan bir dil… Kitabı “Tahsin Yücelcesinden” okumak yerine Fransızca öğrenmek muhtemelen hem daha kolay hem de çok daha öğretici olurdu.
Kitabın konusuna gelince: Yazar, dünya edebiyatının başka romanlarından da yararlanarak romantik ilişkileri —platonikler dahil— olabilecek her yönüyle ele alıyor. Okuduğum en iyi psikolojik kitaplardan biri diyebilirim; çünkü okurken sanki zihnimin röntgeni çekiliyormuş gibi hissettim. Tıpkı Proust’ta olduğu gibi, aşkın çoğu zaman kafamızda yaratıldığını ve sevdiğimiz kişiyi nasıl bir “aşk gözlüğü”nden gördüğümüzü çok çarpıcı biçimde anlatıyor.Yazara göre aslında aşık olunan kisi sadece aşkı var etmeye yarar biz aslında aşk duygusunun peşindeyiz asık olunan kişinin değil. Aşkın nasıl bir saplantı haline gelebileceğini, aşık olunan kişiyi nasıl kafamızda Tanrılastırıp idealize ettiğimizi irdeliyor, kendi hayatıma baktığımda bunun ne kadar doğru olduğunu fark ettim. Bu yüzden, başka bir çevirmen tarafından yeniden Türkçeye kazandırılana kadar kitabın ya orijinalini ya da İngilizce çevirisini okumanızı öneririm. Aksi hâlde bu çeviri, sadece kitabı değil, bildiğiniz