Politika ve aksiyon adamlarının en zayıf yanı, düşünce adamını küçümseyişleridir. Beyinle kol, nazariye ile aksiyon el ele vermedikçe toplum sıhhate kavuşamaz...
SORU: Politika ve aksiyon adamlarından bekledikleriniz?
CEVAP: Teenni ve tesâmuh.* Politika, bir yerde, uzmanlaşmadır. Kinin ne lüzumuna inanıyorum ne meşruiyetine. Hatalar hareketle düzeltilmez. Fedakârlık büyüğe düşer, büyüğe ve haklıya. Örnek olmak, tecrübelinin vazifesi. Asaletin ağır görevleri var. "Kavmin efendisi, ona hizmet edendir" hadis-i şerifini unutmayalım. (...)
SORU: Marksizmin hâlen yayılmayı sürdürmesini nasıl izah edersiniz?
CEVAP: Aristo "tabiat boşluktan nefret eder" demiş. Kendi hazinelerinden habersiz olanların başka ülkelere el açması hazin ama kaçınılmaz. Esefle belirteyim ki Marksizm, Batı'nın sunabileceği en efendice armağan. Vahye inanmayanlar ister istemez bir dinin peşinden koşacaklardı. Bir Müslümanın tanassur etmesi* cinnet. Ama pozitivizmden maddeciliğe, maddecilikten Marksizme kolayca geçilebilir.
Kaldı ki ben Marksizmin yayıldığına da inanmıyorum. Marksizm bir terkiptir, İngiliz ekonomi politiğini, Fransız sosyalizmini ve Alman felsefesini kaynaştıran bir terkip. Ricardo'yu, Saint-Simon'u, Hegel'i tanımadan Marksizmden söz edilemez. Bizde Marksizm, ilmî bir disiplin veya bir araştırma metodu olmaktan çok, bir çeşit nezle. Aydının bir kartvizite ihtiyacı var: Müslüman değil, belli bir mesleği yok, herhangi bir bilgi dalında uzmanlaşmamış... bırakın da Marksist olsun.
SORU: Sizce aydınlarımızın eksikleri nelerdir?
CEVAP: Sevgi, daha doğrusu, tesâmuh*. Aydın, insanından kopmuş, kendini de tanımıyor, dünyayı da. Dilini kaybeden, mavera ile göbek bağını koparan bu zavallı tam bir boşluk içindedir. Aydın olmak için önce insan olmak lazım. İnsan, mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur. Maruz kalmaz, seçer. Aydın, kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını yapan, uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.