... Avrupa'yı yöneten devlet adamları, sahip oldukları kültür seviyesine rağmen, silahlanmaya ve orduya önemli bütçeler ayırırlar. Bu amaçla harcanan paraların dörtte biriyle halklar refaha kavuşabilecekken hiç oralı olmazlar. Sosyal sorunların çözülmesinden yanadırlar ama yeni bir atılım yapmaktan korkarlar. Parlamentolarda, maliyeti ne kadar yüksek olursa olsun, bir kalenin yapımı konusunda tartışmaya bile gerek duyulmazken, bir okul inşaatı günlerce tartışılır. Savaş bütçesinde değişiklik istemek devlete karşı işlenebilecek en büyük suçlardan biridir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aslında insanlar yeni'den nefret ederler. Hayvanlar da öyle. Çocuklar, kadınlar ve ilkeller değişiklikten daha çok tedirgin olurlar. Bir nefis müdafaasıdır yenilik düşmanlığı ya da mizoneizm. Alışkanlıkları alt üst eden köklü yenilikler, sinir hastaları yaratır... Yığın daima tutucudur...
Bununla beraber, insanoğlunun meçhule, yeniye, görülmemişe de özlemi var. Buna yenilik sevdası ya da 'filoneizm' diyebiliriz... Bir yandan alışkanlıklarımızı terk edemiyoruz, öte yandan kaprislerimize kulak veriyoruz. Bir yandan kendi kendimizi tekrarlayıp duruyoruz, öte yandan yenilik arayışlarımızı sürdürüyoruz. Alışkanlıklarımıza olan bu bağlılık kadar yeniliklere duyduğumuz ilgi de temel bir ihtiyaç... Kaldı ki yeniliğin olmadığı yerde alışkanlıkları savunmanın da bir anlamı yok. Biri diğerinin varolma sebebi.
... Aldanmış olanların son cezası ölüm. Bu konuda haklıyı haksızdan ayıran tek ölçü zafer. Eski katliamların teşvikçisi dinî taassuptu. Avrupa'da dinî taassup azalmaya yüz tutmuşken bu sefer de siyasî taassup ve milliyetçilik çıktı ortaya ve dinî taassubu unutturdu. Tanrı'ya sadakatin yerini bir vatana veya bir sınıfa körü körüne bağlılık aldı.
... İsyan, hakikati, adaleti, sevgiyi ve sevinci amaçlayan, acıya ve kötüye karşı bir savaş. Bu savaşı sürdürecek olan da şuur. En önemlisi bu şuuru yaşatmak, canlı tutmak.¹