Berkan Karalar

"Asra yemin olsun ki, İnsan gerçekten ziyan içindedir!"
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Hakikat şuydu; sevgi, insanın ulaşabileceği en yüksek ve en büyük hedefti."
Alıntı
(2014-2017)
7/10
·847 syf.··
2026 88. kitabı
Spoiler Uyarısı Benim için bu evreni gerçekten “okunur” kılan şey ejderhalar ya da politik entrikalar değil. Açık söyleyeyim: Buz ve Ateşin Şarkısı’nı sevmemin asıl sebebi Tywin ve Jaime Lannister. Tywin Lannister bir insan gibi işlemez—bir sistem gibi işler. Onun dünyasında sevgi zayıflık, merhamet kusur, “saygı” ise çoğu zaman süslenmiş korkudur. Lannister adı onun için bir soyadı değil, bir yasa. Ve o sistemin içine Jaime Lannister doğar. Dışarıdan bakınca Jaime kusursuzdur: yakışıklı, yetenekli, “altın çocuk.” Ama Tywin’in gözünde Jaime hiçbir zaman sadece Jaime değildir. O her zaman bir rol, bir miras, bir devam projesidir. Jaime’yi ilginç kılan tam da bu. İki dünyanın arasında sıkışmış bir karakter: bir tarafta Lannister gururu, diğer tarafta kendi istekleri ve yozlaşmanın ortasında insan kalma çabası. Ve bu iki taraf hiçbir zaman gerçekten örtüşmez. Evet, Jaime’nin günahları var—hem de bazıları affedilemez. Ama tam da bu yüzden iyi yanları “temiz” bir kahramanlık gibi parlamaz. Daha kirli, daha pahalı ve çok daha gerçek hissettirir. Jaime’ye “kötü” demek kolay. Ama bu yüzeysel bir okuma. Çünkü hikâyesi başka bir şey söylüyor: Bazı insanlar iyi ya da kötü oldukları için değil, bulundukları koşullar yüzünden hareket eder. Onun ünlü sözü bunu özetler: “Benim gibi adamlar yok. Sadece ben varım.” Bu şu demek: Çoğu durum benzersizdir ve bir eylemi gerçekten yargılamak için arkasındaki tüm hikâyeyi bilmen gerekir. Jaime gibi kararlar alan “başka adamlar” yoktur. Sadece Jaime vardır. Onu gerçek yapan da bu. Bir kategori değil—bir insan. Çelişkilerle dolu, hatalarıyla yüzleşen ama asla tam anlamıyla çözülemeyen bir adam. “Sevgi uğruna yaptıklarım” dediğinde romantik bir poz kesmiyor. Karanlığını inkâr etmiyor, ondan kaçmıyor. “Evet, yaptım” diyor. Bu
İnceleme
Taht OyunlarıGeorge R. R. Martin · Epsilon Yayınları · 201310,9bin okunma
(2015)
2/10
Bu kitap bana bazı metinlerin herkese hitap etmek için yazılmadığını net bir şekilde hatırlattı. Mektuplar doğası gereği kişiseldir; yazıldıkları ilişkinin içinde anlam kazanırlar. Okurken sürekli bağlamın dışında kaldım. Olayları, arka planı ya da ilişkilerin dinamiğini tam olarak kavrayamadım; yapabildiğim tek şey Kafka’nın duygusal hâlini takip etmeye çalışmak ve onunla birlikte düşünmekti. Bu da ilgimi canlı tutmaya yetmedi. Dili açık ve zarif olmasına rağmen kitap sürükleyici değildi. Beni içine çekmedi, “sonra ne olacak” merakı uyandırmadı. Aksine, anlatıdan uzaklaştırdı. Benim için biraz abartılmış hissettiren işlerden biri olarak kaldı. Yine de bunun suçunu Franz Kafka ’ya yüklemek haksızlık olur. O bana yazmıyordu—babasına yazıyordu. Doğal olarak dışarıdan bir okurda karşılık bulmak zorunda değil. Bu açıdan bakınca, benim mesafeli kalmam belki de “doğru” tepki. Ama bu metin bana şunu da fark ettirdi: Kafka’yı sevmiyorum. Duygusal tonu—çok ağır, boğucu ve sürekli sıkıntılı—bir noktadan sonra yorucu geliyor. Sürekli bir çaresizlik hissi var; kişisel zayıflığın kaynağını dış faktörlerde, özellikle babasında ve çevresinde arama eğilimi tekrar tekrar karşına çıkıyor. Asıl eleştirim de burada sertleşiyor: Kafka’nın kendini analiz etmesi dürüst ama dengeli değil. Fazlasıyla “kurban” perspektifine kayıyor; buna karşılık ikna edici bir irade ya da direnç hissi sunmuyor. Bir noktadan sonra bu derinlik gibi değil, tıkanmışlık gibi hissettirmeye başlıyor. Acı tek başına içgörü değildir—ve sürekli dönüşmeden tekrar eden bir acı, anlamlı olmaktan çok kendine kapalı bir döngüye dönüşür. Belki de Kafka’nın bu kadar övülmesinin sebebi tam olarak bu—modern kaygıyı çok doğru yakalıyor olması. Ama benim için bu onu hayranlık uyandırıcı yapmıyor. Sadece yorucu kılıyor. Kusura
İnceleme
Babaya MektupFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202254,1bin okunma
(2017)
8/10
·435 syf.··
2026 38. kitabı
2017 Şubat’ında, kışın bir gecesinde okudum. Bana göre H. P. Lovecraft 'ın en iyi işlerinden biri. Okurken sadece bir korku hikâyesi değil, aynı zamanda bir suç hikâyesi okuyormuşum hissi verdi. Genelindeki o Frankestein havası ve bilim kurgu tarafı özellikle çok keyifliydi. Kısa ama çok iyi yazılmış bir metin; betimlemelerine ve atmosferine resmen hayran kaldım. Cthulhu'nun Çağrısı 'dan sonra, arkadaşlarıma önerdiğim ilk üç hikâyeden biri kesinlikle bu. Ayriyeten birçok farklı sinema uyarlaması mevcut. Ve bu filmlerden birçoğu erken 80'lere ait. Araştırmanızı ve izleminizi öneririm.
İnceleme
Herbert West : DirilticiH. P. Lovecraft · Alfa Yayınları · 201579 okunma