• Tarih 1 Ocak 1921

    Yer: İzmir-Balçova

    200 yürekli sosyalist Yunan askeri infaz emri verildiğinde hep bir ağızdan haykırdılar;

    “ZİTO İ EPANASTASİS!” (Yaşasın İsyan!) diye.

    Sonrasında teker teker düştüler yere…

    Peki neydi onları bu sona getiren? 200 sosyalist Yunan askerinin kendi ordularınca katledilmelerinin sebebi neydi?

    1918 yılında I. Emperyalist Paylaşım Savaşı Almanya’nın yenilgisi ile sona ermiş, Almanya’nın yanında savaşa katılan Osmanlı Devleti de Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması ile savaştan yenik ayrılmıştı. Osmanlı Devleti için ölüm fermanı olan Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması ile birlikte Anadolu ve Ortadoğu’yu sömürgeleştirmek isteyen Avrupa emperyalistlerinin başını çeken İngiltere, Fransa ile birlikte zaman kaybetmeden Anadolu topraklarını işgal etmeye başlamıştı. İngiltere Anadolu’daki planlarını hayata geçirebilmek için kendine piyon olarak Yunanistan Başbakanı Venizelos’u uygun görmüştü.

    “Megalo İdea” adını verdikleri büyük ülküleri ile eskiden Bizans’a ait olan tüm toprakları yeniden elde ederek, “Konstantinopolis” diye adlandırdıkları İstanbul başkent olmak üzere, büyük Helen İmparatorluğu’nu yeniden kurmayı hayal eden Venizelos, amacına ulaşmak için İngiltere’nin kapıkulu olmayı seve seve kabul etmişti.

    Venizelos, bu hayallerine ulaşmak için vakit kaybetmeden 14 Mayıs 1919’da Yunan donanmasını Pire Limanı’ndan İzmir’e doğru harekete geçirmişti.

    Topraklarımızda bu gelişmeler olurken, yaşanan diğer bir gelişme de 1917 Büyük Ekim Devrimi’nin tüm dünya halklarına ilham kaynağı olmasıdır. Bu dönemde emperyalist savaş ve işgallere karşı halkların birlik ve kardeşliği güçlenmeye başlamıştır. Sosyalistler, emperyalist savaş ve işgallere açıkça karşı çıkmıştır. Bu karşı çıkışlar Yunanistan’da da etkili olmuştur.

    Daha sonra “Yunan Komünist Partisi” adını alacak olan Yunanistan “Sosyalist İşçi Partisi (SEKE)”,  I. Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mıza yönelik olarak aktif bir tutum almış, gerek Yunanistan’da gerekse cephede aktif bir savaş karşıtı propaganda örgütlemiştir. Partinin en büyük yayın organı olan komünist “Rizospastis (Radikal)” Gazetesi, özellikle ordudaki sosyalist askerlerin propaganda faaliyetlerinde çok etkili olmuştur. Sosyalistlerin emperyalist işgallere karşı militan söylemleri, Yunan askerleri arasında belli bir ilgi görmüş, ordunun bazı birimlerindeki sosyalist askerler oldukça etkin bir faaliyet yürütmüştür. Günlük Rizospastis Gazetesi 29 Ağustos tarihli sayısında cephede bulunan “Sosyalist Askerler Merkez Yürütme Konseyi” imzalı bir bildiriyi sayfalarına taşımıştır. Aynı bildiri bu yıllarda “Cephedeki Askerlerin Sesi” başlığıyla geniş bir biçimde halka ulaştırılmıştır. Bu bildiri ile Komünist Partisi dünya savaşına ve emperyalist paylaşıma karşı çıkarak, Yunan halkını dönemin Venizelos hükümetine karşı ayaklanmaya çağırmış ve Anadolu’ya yapılan işgal hareketini yayılmacı, emperyalist ve maceracı olarak değerlendirmiştir.

    İşte 14 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali için Pire Limanı’ndan yola çıkan kruvazörlerde, bahsedilen Komünist Partisi’ne üye 200 asker de bulunmaktaydı. Bu askerler gemilerde “Yaşasın İsyan!” başlığıyla bildiri dağıtmışlardı. Bildiride; “Anadolu’nun işgali İngiltere emperyalizminin bir oyunudur. İngiltere mazlumların kanıyla yeni sınırlar çiziyor. Biz bu oyuna alet olmayacağız. Anadolu halkı bizim kardeşimiz. Biz onları öldürmeyeceğiz.”, denmekteydi.

    Fakat bu bildiri 15 Mayıs 1919 sabahı Yunan donanmasının İzmir’e çıkmasına engel olamamıştı.

    Bu arada; “Anadolu halkı bizim kardeşimiz, biz savaşmayacağız”, diye silah bırakan 200 Yunan sosyalist tutuklandı. Tutuklanan askerler aylarca hapis tutuldular ve işkenceye maruz kaldılar. Ancak içlerinden bir tanesi bile imzasını geri çekmedi. Aylar süren mahkeme süreci sonunda ise 200 sosyalist Yunan askerinin idam edilmelerine karar verildi. 1921 yılının ilk günü İzmir’in Balçova semtinin İnciraltı sahilindeki İşgal Kuvvetleri Komutanlığı Karargâhında 200 sosyalist Yunan askeri kurşuna dizildi.

    Aynı günlerde Anadolu işgaline karşı Yunanistan’da büyük direnç gösteren ve bu eylemler sonucunda “Vatana ihanetten” yargılanan yüzlerce parti üyesinden 117’si; “Kardeşime kurşun sıkmam”, “Anadolu’nun işgali emperyal bir oyundur”, dedikleri ve bu görüşlerinde ısrar ettikleri için Atina’da kurşuna dizilerek katledildiler. Fakat bu mücadeleleri boşa gitmemiştir. Ve bu onurlu insanların başlattığı isyan ateşi nedeniyle binlerce Yunanlı sokaklara dökülürken, Yunan Ordusu’ndan firar edenlerin sayısı 90 bine ulaşmıştır.

    Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mıza katkı sağlayan Yunan askerlerinin sayısı bununla sınırlı değildi tabiî ki.

    Yunan sendikacı Vasil’in anlattıkları Yunanlı sosyalist askerlerin emperyalizme karşı Anadolu Halkının yanında durmalarını anlamak açısından oldukça önemlidir:

    “1919’da askere alındım. Selanik dolaylarında teşkil edilmekte olan bir tümene gönderildik. Biz, Yunan İşçi Sınıfının davasının bilinçli mücahitleri olarak, Anadolu savaşının gerçek anlamını pek iyi biliyorduk. Yunan Halkının bu savaşa girmekte hiçbir çıkarı yoktu. Emperyalistlerin maksadı, uzun süren dünya savaşından sonra ellerinde kalmış tek yıpranmamış kuvvet olan Yunan Ordusu’ndan kendi sömürü alanlarını genişletmek için yararlanmaktı. Emperyalizmin işbirlikçileri, Yunanistan’ı emperyalizmin maşası durumuna düşürmüşlerdi. Ve biz gerçek Yunan vatanseverleri olarak buna seyirci kalamazdık.

    “Tümende en kısa zamanda örgütlenme işine giriştik. Başarılı da olduk. Takımlarda bile örgütümüz vardı. Şiar; ‘Kato Polemos’ (Kahrolsun Savaş) idi.

    “Selanik’ten hareket edeceğimiz gün, bizi vagonlara doldurdular. Tren hareket eder etmez, bir işaret üzerine, bütün pencerelerden sıkılı yumruklar dışarı fırladı. Askerler ‘Biz savaşmaya değil, Anadolu’daki asker kardeşlerimizi yurda getirmeye gidiyoruz.’ diye haykırıyorlardı. Tümenimizin adı ‘Kızıl Tümen’ olmuştu.

    “Ben, Türk kanı akıtmamaya and içmiştim. Türkler bir kurtuluş savaşı veriyorlardı. Türk’e kurşun sıkmak devrimci şerefle bağdaşmayan bir davranıştı.

    “Daha ilk gününden bilinçli Yunan proleterleri, emperyalizmin maşası Yunan burjuvazisinin ihanetini anlamış ve Türk Halkına karşı saldırıyı durdurmak için en çetin şartlarda mücadele etmiştir.”

    Emperyalistlere ve işbirlikçilerine karşı I. Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’nı kazanmamızda Yunanlı sosyalist kardeşlerimizin katkısı yadsınamaz bir gerçektir. Yine bir gerçek vardır ki, o da 1917 şanlı Ekim Devrimi’ni gerçekleştiren Sovyetler Birliği’nin I. Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mıza sağladığı katkılardır.

    Anadolu’da bağımsızlık mücadelesi verilirken, Ankara’nın en büyük destekçisi Sovyetler Birliği olmuştur. Mustafa Kemal ve silah arkadaşları önderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı’mız için hiçbir karşılık beklemeden silah ve para yardımında bulunmuşlardır.

    Sovyet diplomat Aralov, anılarında Lenin’in, Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı hakkında kendisine söylediklerini şöyle anlatır:

    “Türkler, millî kurtuluşları için savaşıyorlar. Emperyalistler Türkiye’yi soyup soğana çevirdiler, hâlâ da soyuyorlar. Köylüler ve işçiler buna katlanamadılar ve baş kaldırdılar. Sabır bardağı taştı, gerek Doğu halkları gerek biz, emperyalist kuvvetlere karşı savaşıyoruz. Sovyetler Birliği emperyalistlerle olan işini bitirdi. Onları bozguna uğrattı ve memleketten kovdu. Onların dişlerini söktük, keskin tırnaklarını vücudumuza geçirmelerine izin vermedik.

    “Mustafa Kemal Paşa tabiî ki sosyalist değildir ama, görülüyor ki, iyi bir teşkilatçı. Kabiliyetli bir lider, milli burjuva ihtilalini idare ediyor. İlerici, akıllı bir devlet adamı. Bizim sosyalist inkılâbımızın önemini anlamış olup, Sovyet Rusya’ya karşı olumlu davranıyor. O, istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Kapitalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yardakçılarıyla birlikle silip süpüreceğine inanıyorum. Halkın ona inandığını söylüyorlar. Ona, yani Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor.

    “Kendimiz fakir olduğumuz halde Türkiye’ye maddi yardımda bulunabiliriz. Bunu yapmamız gereklidir. Moral yardımı, yakınlık, dostluk, üç kat değeri olan bir yardımdır. Böylece, Türk Halkı yalnız olmadığını hissetmiş olacaktır.”

    Sovyet resmi verilerine göre I. Antiemperyalist Kurtuluş Savaşımız döneminde Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye yaptığı askeri ve nakdi yardımlar:

    39.000 tüfek, 327 makineli tüfek, 54 top, 63 milyon fişek, 147.000 top mermisi vs., 2 avcı botu, doğu sınırlarından eski Rus ordusunun bıraktığı askeri malzemeler, Ankara’da iki barut fabrikasının kurulmasına yardım, Fişek fabrikası için gerekli teçhizat ve hammadde sağlama, 200 kilo külçe altın 100.000 altın Ruble (kimsesiz gazi çocukları için yetimhane kurulması amacıyla) 20.000 Lira (basımevi ve sinema teçhizatı alımı için), 10 milyon altın Ruble…

    Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mız, Mustafa Kemal’in önderliğinde içerde Saltanata ve Hilafete; dışarıda Emperyalizme karşı yürütülürken en büyük desteği dünya emekçilerinden görmüştür.

    Hiç şüphe yok ki Yunan emekçilerinin Anadolu’daki saldırılara karşı direnmeleri ve Sovyet Rusya’nın I. Kurtuluş Savaşı’mıza verdiği maddi ve manevi destekleri, bizim Kurtuluş Savaşı’mızı I. ve II. İnönü, Sakarya, Büyük Taarruz zaferlerimizle taçlandırmış, emperyalistlere ve işbirlikçilere dünya emekçilerinin desteğiyle büyük bir tokat atılmıştır.

    Sosyalist kardeşlerimizin ve Sovyet Rusya’nın yardımları her ne kadar ders kitaplarında anlatılmayıp yok sayılmak istense de bizler her fırsatta bunları dile getirmeye, yok sayılanları var etmeye, unutturulmaya çalışılanları hatırlatmaya devam edeceğiz.
  • Ölüm...

    Ne kadar soğuk bir kelime, asıl manasını bilmeyenlere... Aslında ecel gelmeden de tam manasını bilemez kimse! Aziz vatana intikal eden için yeni bir hayata başlangıç. Onun için artık amel bitti hesap vermenin vakti geldi. Amel ve hesap! Acaba nedir ki? Günümüz insanlarından epeyce uzak iki kelime. Ama bilmek isteyen olur diye ben cevaplayayım yine de.

    Allah insanları yarattı ve bu dünyaya gönderdi. Buluğ çağıyla da Allah herkese bir heybe verdi. Alın bu heybe size dünyadayken emanet dedi. İnsan sordu: Ne için bu heybe, ne yapacağım ben bunu? Allah: Ben sana kitap ve peygamber göndereceğim, heybenin içini benim emrettiğim şekilde dolduracaksın. Bunun için bana uy, emir ve yasaklarımı iyi dinle, aklının ermediği yerde dua ile benden yardım dile. Ben seni senden daha iyi bilirim, sana senden daha yakınım. Zorlanırsan, yolunu şaşırırsan, sıkılıp daralırsan, ben hep yanındayım. Sanıyor musun ki senden uzaktayım, seni oraya gönderip sahipsiz bırakacağım, sanıyor musun ki seni var edip sonra yok sayacağım? İşte insan böyle bir emanet ile dünyaya geldi. Öyle hassastı ki Allah’ın emirleri, nefeslerin bile nasıl alınıp verileceği belliydi. Her şey ince bir düzen ve nizam üzerineydi. Ve insan bir kendi birde heybesi ile yolculuğa başladı. Bu heybe bildiğimiz gibi bir heybe değildi. Varlığı kesindi, şüphe götürmez bir gerçekti. Ama biraz farklıydı. Varlığı akılla idrake ve kalp ile tastiğe bağlıydı. Vardı ama görünmezdi. Onu yalnızca hakikati bilip hakka iman edenler bilirdi. Görünmezdi belki ama elbette bilen bilir hacmi yer ile gök kadar genişti. Yolculuk sürerken Rabbi onu hayırlar ile doldur diye emretti. Kimi emri emir bildi gayret sarf etti, kimisi duymazdan geldi ben ağırlık taşıyamam yüküm hafif olsun dedi, kimisinin de gafleti sebebiyle heybesi delikti.

    Söz dinleyenlerin heybesi Allaha iman, emir ile yasaklara itaat ve hayırlarla doldu taştı. Emaneti mesrur bir şekilde Rabbine ulaştırdı. Rabbi onu beklediğinden de güzel karşıladı. Ve insan şükürle secdeye kapandı. İyi ki dedi iyi ki dünyaya dalmadım, nefsime uymadım, şeytanın oyunlarına kanmadım, iyi ki hak yoldan sapmadım. Sevinçliydi… Rabbinin nimetleriyle coştu, sonsuz bir saadete kavuştu, kevser havuzundan su içti, salih kimseler ile oturup sohbet etti ve içinden: Ey Rabbim! Beni yoktan var ettin, hiç kimse iken sanki her şeymişim gibi bana değer verdin, sonra birde üzerine bu kadar nimet lütfettin, diye şükretti. İşte söz dinleyenlerin akıbeti böyleydi, böylesine hayırlı idi.

    Heybesini yüklenmek istemeyenin ise hesabı çetindi. O pervasızca bir hayatı tercih etti, Rabbini görmezden geldi belki inkar etti. Hayır dedi ben özgürlükte sınır tanımam, canımın istediğinden başkasına uymam! Bir kere geldim dünyaya, kimse karışmasın bana! Yattı kalktı, yedi içti, gezdi tozdu! Bunlar yerine göre bazen helal, bazen mübah, bazen de haram. Ama sen nefsini terbiye etmezsen, yarın helalden çıkar olur sana tümden haram! Sen dur demezsen nefis durmayı bilmez. O doymak bilmeyen bir yılana benzer, dur demezsen aygırlaşır. Nefsine uyan hayvanlardan bile aşağıda kalır. Öyle bir hale gelir ki zina eder gurur duyar, cana kıyar hissizleşir, çalar çırpar ama yine de kendini aklar… Sonra ne mi olur? Şefkatini, merhametini, iyiliğini, nezaketini kısaca güzel olan her şeyini kaybeder. Abarttın deme! Nice örnekleri var geçmişte ve günümüzde... Sadece bak çevrene ve tarihe. Nefis işte böylesine tehlikeli… Sen onu dizginlemezsen o seni helak eder. Ama bil ki asıl gaye meleklerden de üstün olmaktır! Ki bilmez misin ki her şeyin bir adabı ve yolu yordamı var. Hayvanların bile yaşamın da bir düzen var. Şimdi sen söyle olabilir mi başıboş bir insan?! Terbiyeden ve ahlaktan uzak, özgürlükte sınır tanımayan bir yaşam? Ama vah! Eyvah! Ne kadar da gafildi! İslam yasaklar dini değil bilakis huzurun merkezi idi. Yaşayan bilir Allah’ın bütün emirleri senin iyiliğin içindi. Bu din öyle narindi ki zerre kadar bile olsa karıncanında hakkını gözetirdi. Onun yaşandığı yerde huzur, nezaket, zarafet, doğruluk, temizlik ve daha niceleri vardı. Ah bir tanısan! Ah bir iç yüzünü bilsen! Nasılda artardı hayranlığın! İnan bunun üzerine yemin edebilirim! Hak yol, doğru yol İSLAM derim! Ama sakın ola tanımadan, bilmeden, Kur’an’ı okumadan, Allah Rasulünü tanımadan yorum yapma, seni ikaz ederim! Ha sen dersen ben gördüm yalancı Müslüman, din böyle ise dine uymam! Derim ki: İslam mükemmel yanlış olan insan! Dini insanda arama! Başkasının günahına bakıp onu yargılama! Zira faydası yok sana! En güzel örnek Hz. Muhammet! Öyle bir insan ki baştan sona zarafet ve edep! Bak onun hayatına! Bir kul mu incitti? Zerre kadar bile doğruluktan eğildi? Fakirden, köleden yüz çevirdi?... Asla! Asla! O zengin, fakir; köle, hür; Müslüman, Yahudi ya da Hristiyan demedi. Herkese sadece insan olduğu için değer verdi, sevdi, saygı gösterdi. Yahudiler azılı düşmanıydı, verdikleri sözden cayar, akti bozar, düşmandan ala düşman. Ama o yine de bir Yahudi cenazesi geçerken ayağa kalkar. işte bu din İslam. Sandığın gibi değil işte can! Ah bi anlasan! Ama yine de istemezsen, nefsine yenik düştüysen, kulakların sağır, gözlerin görmez ettiysen... İşte hesabın günü! Acın derin, pişmanlığın hazin, feryadın ise faydasız. Ağlıyorsun, çaresizsin, ne yapacağını ise bilmiyorsun. Olan oldu, geçen geçti. Artık her şey önemini yitirdi... Perişan bir vaziyette ateş ile karşı karşıya geldi. Bir de baktı ne görsün. Adı yazılı heybesi, içinde ateşi ile kendisi. Meğer kendisi götürmüş ateşini!

    Bir de heybesi delik olanlar vardı, onu doldurduğunu sanırdı, sokaklarda kibirle yürür, dağları kendi yarattığını sanırdı. Hayır işler gururlanır, ardından günah ile heybesini boşaltırdı. Ama ettiğini bilmezdi. O hep kendini istikamet ehli zannederdi. Amaan! Millete bak insanlar neler yapıyor, cennetteki yerimiz hazır deyip caka satardı. Ne acı ki cahildi ama farkında değildi. Bilmezdi ki son nefes gizli bir sır. Ameller ise kabule muhtaç. Kim bilir belki o gün güvendiğimiz hayırlar yüzümüze çarpılacak. Çünkü içine riya, ucub, kibir karışacak. Böylesinden de elbette Allah razı olmayacak. Mü’min daima nefsini sorgulayıp havf ve reca arasında olacak. Rabbine ihlas ve samimiyet diye yalvaracak ve böyle yaklaşacak. Ne iş yaptı ise hepsi ama hepsi, zerreden kürreye sadece Allah rızası için olacak! Hiçliğini ve haddini bilecek, tevazusundan hiçbir şey kaybetmeyecek. Çünkü her şey fani, baki olan bir tek Allah. Biz ise onun aciz kulları. Biz ölür gideriz... Kıyamete kadar yaşasın Allah’ın ve Rasulunün adı! (ki zaten YAŞAYACAK!)...Ve o gün böylelerinin hesabının çetinliği de heybesinde ki deliğin büyüklüğüne göre değişecekti. İşte böyle… Orayı anlatmaya aslında ne kelime yeter ne de ömür… Dua ve gayret ederiz ki biz ilk kısımdakiler den olabilelim.

    Gidenler için artık her şey bitmişti bir de geriye kalanlar vardı. Onlar için ise hala ümit vardı. Ölüm ya da ölüp giden kimse: kalanlar için acı, göz yaşı, hüzün, hazan, bir daha yeşermemek üzere yaprak döken sonbahar, muazzam bir sabır, devasa imtihan ve hepsinden de öte koca bir nasihattı. Evet ölüm çok şey demekti. Aslında ölümün manası en çok geride kalanlar için derindi. Derin olmalıydı. Çünkü ölüm herkese fısıldıyordu. Bakın ben varım! Hangi pencereden bakarsanız bakın buradayım. Nerede olursanız olun sizi yakalarım. Genç yaşlı ayırt etmem Allah’ın hüküm verdiği saatte seni dünyadan alırım. Evin, işin, evladın, yaptığın, yapacağın bana bir anlam ifade etmez. Ölüm anın saliseden bile şaşmaz. O yüzden ben gelmeden beni bil! Hangi hal üzere ölmek ise muradın onun üzerine eğil. İster misin gelip seni haramın içinde, gayrimeşru yolların peşinde bulayım? İster misin azabını daha o an başlatayım? Hatırlatırım! Allah’ın öyle salih kulları var ki ölümün geldiğini bilmez, ondan korkmaz ve çekinmez! Örneğin Mevlânâ hazretleri ölüm ölüm demez, şeb-i aruz yani düğün gecem der. En sevgiliye kavuşma vaktidir onun için ÖLÜM. Şimdi bak bakalım kendine? Ölüm senin hayatının neresinde? Ne kadar yakınında ya da yoksa çok mu uzağında? Ben derim ki hala ölüm seni bulmadıysa sen onu yakala! Aman sakın bunu yaparken itidali elden bırakma! Dünyadan el etek çekip hüsrana dalma! Çünkü hadis ile sabit! Hiç ölmeyecek gibi bu dünya, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış!
  • "Türkler milli kurtuluş için savaşıyor"
    (Sizin işiniz Türk Devrimine yardım etmektir.)
    Lenin'in ilk Sovyet elçisine verdiği talimat:
    "Türkler, kendi milli kurtuluşları için dövüşüyorlar. askerlik işini de bildiğimiz için, işte bu sırada Merkez Komitesi sizi, oraya elçi olarak seçti. emperyalistler Türkiye'yi yağma ettiler, hala da ediyorlar. ama, sabır bardağı taştı.

    Mustafa Kemal , doğal olarak, sosyalist değil. fakat görülüyor ki, iyi bir teşkilatçı. Yüksek anlayışlı bir lider. "Milli burjuva ihtilali'ni yönetiyor. İlerici, iyi düşünceli, akıllı bir devlet adamı.

    Bizim de "Sosyalist İhtilali'mizin manasını anlamış olup, Sovyet Rusya hakkında olumlu hareket ediyor. O, soygunculara karşı bir "Kurtuluş Savaşı" yapıyor.

    emperyalistlerin gururunu kuracağınave padişahı da, dostları ile birlikte alt edeceğine inanıyorum. halkın ona inandığını söylülyorlar. ona yardım etmek gerek.

    yani "Türk Devrimi"ne yardım. işte sizin işiniz budur. Türk hükümetine ve Türk halkına saygı gösteriniz. Mağrur olmayınız. Onların işlerine karışmayınız. onların üzerine ingiltere, yunanistan'ı saldırttı.

    bize karşı da, ingiltere ve müttefikleri ne kadar saldırmışlardı? Kendimiz dahi fakir olmamıza bakmayarak, Türkiye'ye malzeme yardımı yapabiliriz. moral yardımı, dostluk, birliktelik duygusu ise, üç kat daha büyük yardımlar." (17 Ekim 1920).

    Lenin.
  • KARAKOÇ’TAN

    KOMPOZİSYON

    Öküzlere öküz demek
    Affedilmez suçtur evlat!
    Doyurmuyor artık ekmek
    Ekmek bile açtır evlat...

    Kepazelik boydan aştı
    Sabır küpü doldu taştı
    Koçum demek kolaylaştı
    Her boynuzlu koçtur evlat...

    Kaşıdıkça ihtilafı
    Aptallık kuşatır safı
    Büyüklerin küçük lafı
    Hiçyüz kere hiçtir evlat...

    Bocalar emelsiz mürşit
    Tez çöker temelsiz mürşit
    İlimsiz amelsiz mürşit
    Tenekeden taçtır evlat...

    Akar durmaz aşk rüyası
    Siler kalplerdeki pası
    Arif olanın dünyası
    İki değil üçtür evlat...

    Her katırdan tekme yersin
    Korkar Allah Kerim dersin
    Yarını neden beklersin
    Bugün bile geçtir evlat...

    Abdurrahim Karakoç
  • "Türkler, kendi milli kurtuluşları için dövüşüyorlar. Askerlik işini de bildiğiniz için, işte bu sırada Merkez Komitesi sizi oraya sefir olarak seçti. Emperyalistler, Türkiye'yi yağma ettiler. Hala da ediyorlar. Ama sabır bardağı taştı.
    " Mustafa Kemal tabii sosyalist değil. Fakat görülüyor ki, iyi bir teşkilatçı. Yüksek anlayışlı bir lider. Milli burjuva ihtilalini idare ediyor. Progressif(ilerici), iyi düşünceli, akıllı bir devlet adamı.... O, soygunculara karşı bir Kurtuluş harbi yapıyor.... Halkın ona inandığını söylüyorlar. Ona yardım etmek gerek. Türk inkilabına yardım. İşte sizin işiniz budur.
    " Türk hükümetine ve Türk halkına saygı gösteriniz. Mağrur olmayınız. Onların işlerine karışmayınız. İngiltere onların üzerine Yunanistan'ı saldırttı. Bize karşı da İngiltere ve müttefikleri ne kadar memleketler saldırmışlardı!
    " Fakir olmamıza bakmayarak Türkiye'ye materyel yardımı yapabiliriz. Moral yardımı, dostluk müşterek duygusu ise, üç kat daha büyük bir yardımdır."

    ( C. I. Aralof: Bir Diplomatın Hatıraları. Rusça.)
    ...

    Bu karşılıklı iyi ilişkiler, Stalin- Molotof devri idarevilerinin Türk- Sovyet dostluk anlaşmalarını tek taraflı bozmalarına ve Türkiye'den üs ve toprak istemelerine kadar sürdü.
    Şevket Süreyya Aydemir
    Sayfa 347 - Remzi Kitabevi
  • Sen de biliyorsun, ben de biliyorum, herkes de biliyor, her zaman seksüel aç olarak dolaşıp durduğunu; diğer cinsten her insanı aç gözlerle süzdüğünü, arkadaşlarınla aşk konularında pis fıkralar anlattığını, kısacası, kirli bir pornografik hayale sahip olduğunu. Bir gece senin caddelerde yürüyüp koro halinde böğürdüğünü işittim: "Karı istiyoruz! Karı istiyoruz!"
    Wilhelm Reich
    Sayfa 62 - Cem Yayınevi
  • ... bardak taştı, düşman haddi aştı, sabır da tükenmeye başladı.