Taşlar ya da sopalar asla kıramaz kemiklerimi. Fakat kelimeler öylesine kırdı ki beni, tek tek sayılsa da kemiklerimin hepsi ve ölecek olsam bile açlığa mahkum etdim kendimi
Umutsuzluk da neymiş, bu ruh bende iken. Umud kırıcılar kırsınlar tuğlaları, umudum dışarda değil. Bu inançlı ruhtan dışarı çıkan ne ise, oyum ben. Bu zamanın oyunlarına tutunan bir cambaz değil.
Bazı geceler üzerimize yıkılır, gecenin mavisi her yanımızı sarar, giderek koyulaşır ve siyaha döner. İçindeki güneş o siyahın arasından doğmaya çalıştıkca hissetdiğin şeyin adıdır ruhun sancısı. Her birimizin içinde güneş yatar, doöamadıkca ruhumuz sancır. Nasıl anlatayım size. Bir kadının doğum anı gibi, içimizdeki tüm potansiyeli ortaya çıkarıb parlamaya çalışmak bir doğum kadar sancılıdır belki de. İnsan önce annesinden doğar, sonra ruhundan..