Geçmişi anmanın büyük faydası, yabancının dostluğuna inanmanın asla doğru olamayacağını göstermesindendir.Yüzyıllardan beri insan kardeşliği davaları güdülmüş, filozoflar, peygamberler, bilginler, şairler bu davayı savunmuş, fakat sosyal kanun olan "milletler savaşı"nda en küçük değişme olmamıştır. Kardeşliği telkin eden Isa'yı Tannı'nın oğlu sayan Hristiyan katolik-protestan halinde, dindaşlarımı kardeş sayan Müslümanlar Sünnî-Şiî halinde birbirlerini boğazlamışlardır. İnsanları birleştirip tek devlet yapacağını, hattâ devleti de kaldıracağını ilân eden komünislerin akıttığı insan kanı ise insanlık tarihinde aşılması imkânsız bir rekordur. Gerçek bu iken, Türkiye'nin kaderinde rol oynaması muhtemel parti liderlerinin șu veya bu milletle kardeşlikten bahsetmesi, saf milletimiz için ciddî bir tehlikedir. Türk milleti, yukarı kademelerden gelen sözlere çabuk inanmakla ün yapmıştır. Bundan dolayıdır ki ona daima en katı gerçekleri söylemekte fayda vardır. Şartlar ve sebepler hazır olunca karşımızdakilerin bize karşı hemen birleşecekleri unutulmamalıdır. Navarin Baskını örnektir; ders olmalıdır. Şu da hatırdan çıkarılmamalıdır ki Türk milleti, Müslüman milletler de dahil olduğu halde, başkalarına antipatik gelen bir millettir. Bunun için Türk gençlerine sık sık geçmişi hatırlatıyoruz. Geçmişi hatırlatmak yarını düşünmemek için değil, yarının geçmişe benzememesine çalışmak içindir. Dünkü gerçekler yarın da gerçek olabilir.
Sayfa 72 - Ötüken·Kitabı okuyor
Alıntı
“- Seni benden şimdi kim kurtarabilir? +Allah.”
Emmar Gazvesi: Dâsur bin Hâris isimli birisi, bahadırların bahadırı geçinmekte... Sâlebe ve Muharip oğullarından bir çete kurdu ve müslümanları yağma peşinde dolaşmaya koyuldu. Allah'ın Resûlü Medine'de Osman'ı bıraktılar ve dörtyüz atlı ile çetenin peşine düştüler. Çete, korkusundan yüksek dağların tepelerine sindi. Sâlebelerden bir esir tutuldu ve esir ilk teklifte İslâma girdi. Görünürde kimsecikler yok... Biraz yağmur yağdı. Allah'ın Resûlü ıslandılar. Bir ağaç altı gördüler; zırhlarını sırtlarından çıkarıp ağacın budağına astılar ve bu tenha noktada biraz uzandılar. • Tepelerden vaziyeti kollayan bir gözcü, hemen reisleri Dâsur'a koştu: - Çabuk davranın! M....... işte şuracıkta, yapayalnız uzanmış yatıyor! Dâsur, hemen kılıcını kapıp tepeden indi. İki büklüm yürüdü ve birdenbire Allah Resûlünün karşısına dikiliverdi: - Seni benden şimdi kim kurtarabilir? - Allah'ın Resûlü yerinden kalktı: - Allah... Dâsur, elinde kılıca bakıyor. Allah'ın Resûlü, elinde hiçbir madde silâhı yok, bir heybet âbidesi, Dâsur'a doğru iki adım attı. Dâsur'da dehşet... Kılıç elinden düştü. Allah'ın Resûlü kılıcı yerden aldılar ve Dâsur'a çevirdiler: - Ya seni benden kim kurtarabilir?
Sayfa 316·Kitabı okudu
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ali Fuat (Cebesoy) ve Mustafa Kemal’in Tanıştığı O Cuma Akşamı
Kendi odasına geldiğimiz zaman nöbetçi subay hademelerden birine: “Birinci sınıfın birinci kısım çavuşu Mustafa Efendi buraya gelsin.” Emrini verdi. Sonra bana döndü: “Mustafa Efendi, sizden birkaç ay önce Manastır Askeri İdadisi’nden geldi. Çalışkan, iyi huylu ve zeki bir çocuktur. Onunla iyi anlaş.” Kısa bir süre sonra içeriye on yedi, on sekiz yaşlarında; sarı saçlı, parlak mavi gözlü, sarı bıyıklı, pembe yanaklı, zayıfça bir çocuk girdi. Giydiği şık Harbiyeli elbisesini düzgün bedenine pek yakıştırmıştı. Vakurdu. Nöbetçi subayını selamladı: “Emredin efendim.” “Senin takımının birinci mangasına, sınavla Harbiye’ye kabul edilen Salacaklı Ali Fuat Efendi’nin kaydını yaptık. Alıp gidin. Kendine ne şekilde hareket etmesi gerektiğini güzelce anlatın. Askeri İdadi’den gelmediğini de dikkate alın.” Sarı saçlı, sarı burma bıyıklı genç Harbiyeli ayaklarını birbirine vurdu. “Emredersiniz efendim, baş üstüne efendim.” Sonra bana döndü. Gayet nazik bir tavırla: “Buyrun arkadaş.” dedi, “Gidelim.”
Sayfa 10·Kitabı okudu
Buraya gelişimin birinci ayı doldu bile. Zaman çok çabuk geçiyor. Bundan şikâyet etmiyorum aksine memnunum. Yetiştirme yurdunu, çocukları, görevlileri tanıma gayretiyle geçiyor tüm zamanım. Anneciğim görebilseydi eğer... Belki de memnun olmazdı. Birkaç gündür kendimi iyi hissetmiyorum. Boğazımdaki ağrı arttı. Yine hastalanırsam diye korkuyorum. Neredeyse üç ay boyunca öksürmüştüm geçen sene. Hademelerden biri ıhlamur getirdi. Müdür Bey gönderdi dedi. Öyle iyi geldi ki. Ne kadar düşünceli, ince ruhlu bir adam.
Sayfa 25·Kitabı okudu
Alıntı
Her yerimizi sarmışlar
Ajanlarımız; cemiyetin hem alt tabakalarından hem de üst tabakalarından, vakitlerini eğlence ile geçiren idareci sınıftan, yazarlardan, matbaacılardan ve yayınevi sahiplerinden, kitabevi sahiplerinden, kâtiplerden ve satıcılardan, işçilerden, arabacılardan, hademelerden vesaireden alınacaktır. Bu topluluk hiçbir yetkiye sahip olmayacak ve kendi hesabına hiçbir faaliyette bulunmasına izin verilmeyecektir. Bunun neticesi olarak hiçbir kuvveti olmayan bir polis teşkilâtı olarak sadece şahit olacak ve ihbar edecektir. Onların ihbarlarının tahkiki ve tevkif kararı verme yetkisi sorumlu bir gruba ait olacak ve onlar polis işlerini kontrol edeceklerdir. Bununla beraber tevkif kararının fiilen infazı jandarma ve belediye polis teşkilâtı tarafından yapılacaktır. Devlet meseleleri ile alâkalı herhangi bir şeyi görüp veya duyup da haber vermeyen şahısların gizleme cürmünü işlediği isbat edilecek olursa bununla itham edilip sorumlu tutulacaklardır.
Biz uykudayken
- Hangi seçkin soymuş o? -diye sordu.- Seçkin soymuş! Toprak sahipleri dedemizi kırbaçlar, en alt derecedeki memur bile suratına patlatırmış. Dedem babamı, babam da senle beni kırbaçlayıp durdu. Bu seçkin soy dediğin şey bize ne kattı? Hangi sinir gücünü ve hangi kanı miras aldık ki? Neredeyse üç yıldır bir zangoç gibi yaşıyorsun, saçma sapan konuşuyorsun. Şimdi de bu deli zırvasını yazmışsın! Ya ben? Ya ben? Bana bir baksana... Ne esnekliğim ne cesaretim ne de güçlü bir iradem var. Sanki kırbaçlanacakmışım gibi her adımımı korkarak atıyorum. Akıl ve ahlak olarak benden katbekat alçak olan değersiz insanların, aptalların, kaba insanların önünde utanıp sıkılıyorum. Hademelerden, kapıcılardan, polisten, jandarmadan korkuyorum. Herkesten korkuyorum çünkü korkutulmuş bir anneden geldim dünyaya. Çocuk yaştan beri dayak yedim, gözdağıyla yıldırıldım! Eğer ikimiz de çocuk sahibi olmazsak en iyisini yapmış oluruz. Bizimle birlikte bu seçkin tüccar soyunun son bulduğu günü Tanrı gösterir umarım!
Sayfa 100·Kitabı okudu