• İnsanın geleceğini de kişiliğini de doğum yeri belirler. Esasında bu burçları doğum yerine göre ayarlamaları lazım. İnsanın doğum yerine göre bir kehanette bulunsalar mesela onu anlarım. Sonuçta Trablus'da Peşaver'de Angola'nın herhangi bir köyünde doğmuş bir çocuğun hayatının neye benzeyeceğini tahmin etmek zor değil. Eh Toronto'da Oslo'da Tokyo'da doğmuş çocuğunda az buçuk ne olacağı belli. Bizim Anadolu insanı bunu bilir mesela onun içinde yeni tanıştığı bir kişiye 'burcun ne' diye sormaz 'memleket nere' diye sorar. Ha bir de yükselen burç meselesi var o da vatandaşlık meselesi oluyor. Suriye'de doğmuş bir Suriyeli ile Suriye de doğmuş bir Fransız'ın kaderi aynı olmuyor tabi.
  • -Ben ne tutanaklar gördüm Nevra sırtından vurulmuş adamın intihar ettiğini yazıyor.
    -Kambura'ya hoşgeldiniz.
    -Aslında güzel yer nesini sevmedin ki buranın? Masal gibi işte.
    -Kırmızı başlıklı kızlar ve de kurtlar ve de insanın başına ne gelirse gelsin mecburi mutlu sonlar. Tam bir masal yani yalnızca kim anlatıyor o masalı onu bulmak lazım. Selim amca mı o tutanağı yazanlar mı?
  • Basra ilim meclisi'nin başkanı olarak kabul edilen Dırar b.Amr Hicri 2.yüzyılda yaşamış bir İslam alimidir. O dönemde henüz mezhepler kurumlaşmadığından kendi şahsına münhasır bir şahsiyet olarak dikkati çeken Dırar b.Amr'ın 'Kitâbu't Tahrîş' (Horoz Dövüşü Kitabı) adını verdiği eseri, daha Hicrî 2.asırda müslümanların rivayetleri birbirlerine karşı silah olarak ürettiklerini, eleştirel bir perspektifle konu edinmektedir.
    Dırar'a göre Resulullah'a tabi olanın doğru yolu bulacağı, Onun yolundan ayrılanın da bid'ate düşeceği konusunda bütün müslümanlar ittifak halindedirler. Ancak hadislere yalan karıştığı da bir gerçektir. Nitekim Resulullah...kendi adına yalan söyleneceğini önceden haber vermiştir. Şu halde hadisleri Kuran'a arz etmek gerekir. Ona göre, çünkü Resulullah kendi adına yalan söyleneceğini ifade ettikten sonra bu konuda ne yapılması gerektiğini de belirterek şöyle buyurmuştur: 'Öyleyse benden size bir şey ulaştığında Onu Allah'ın kitabına arz ediniz. Eğer ona muvafıksa bendendir, ona muvafık değilse ben söylememişimdir. Çünkü ben Allah'ın kitabına aykırı bir şey söylemem'
    (Dırar b.Amr, Kitabu't Tahriş,sy.6/ ed-Dârekutnî, es-Sünen,IV,208)
    (Kitabu't)Tahriş'in bölüm başlıklarından, birbiriyle savaşan sahabilerin ve çeşitli fırkaların övgüleri ve yergilerini, iman-amel ilişkisini, kader tartışmalarını, içki içmek, zina gibi Emevî sarayındaki sekülerleşme süreçlerini, Hz. İsa'nın tekrar döneceği inancı ve Kabir Azabı gibi itikadi tartışmaların, Şam'ın ve Kureyş'in fazileti, kadın ve çocukların öldürülmesi gibi meselelerin çok erken bir dönemde tartışıldığını öğrenebiliyoruz.

    Prof.Dr.M.Sait Hatipoğlu bu tabloyu şöyle özetliyor:
    'Durumun bu hale gelmesinin sebebini İslam'ın ilk müntesiplerine ve onlara isnat edilen rivayetleri tamamen tenkit dışı bırakan zihniyette aramak icab eder...Sahabiler hakkında hususiyetle ileriki yıllarda onların aleyhine olabilecek pek bir şey söylenmemiştir. Cerh kaideleri onlar için işlemez hale getirilmiştir...Zira Sahabe itibardan düşerse <din> olarak addedilen sünnet malzemesi tehlikeye girecekti...Aşere-i Mübeşşere'den olan şahısların elde kılıç karşı karşıya geçmeleri ne demektir? Birbirlerine iltifatlar(!)yağdırarak mı harb ediyorlardı? Sahabe bütün tenkitlerden uzak tutulunca, görmüş olduğumuz gibi, onların ismi kullanılarak peygamberden yapılan nakillerin de sorgusuz sualsiz kitaplara derci neticesi dolmuştur...Mesela Kur'an-ı Kerim'den sonra en sahih kitap kabul edilen Sahih-i Buhari de, kendisinden sonra Ashabın neler yapacağından peygamberin haberi olmadığını bildiren rivayetlerin yanı sıra, bunların tamamen aksi manada olanların da mevcut oluşu, iş bu zihniyetin neticesi olsa gerektir'
  • "Bir romanda okumuştum, diyordu ki; insan yoksullaştıkça daha az yer kaplar, yani insan yoksullaştıkça sıkışabilme yeteneği de artar"
  • (Ebû Abdillah Muhammed b. Sa’d el-Kâtib, el-Hâşimî, el-Basrî, el-Bağdâdî)

     Hayatı: Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber H. 160/ 777 veya 168/ 785’de Basra’da doğduğu tahmin edilmektedir. Nesebi, Muhammed b. Sa’d b. Munî’ ez-Zührî el-Basrî el-Hâşimî; künyesi Ebû Abdullah şeklindedir. Hicrî 230 / 845 yılında Bağdat’ta vefat etmiştir. Babası veya dedesi Hz. Abbas’ın (ra) azatlı kölesi olduğu için Benî Haşim veya Kureyşî olarak nisbet almıştır. Hocası Vâkidî gibi mevaliden olduğu bilinmektedir.

    Tahsili: İbn Sa’d, ilk yıllarını geçirdiği Basra’da çoğu tabiîn ve tebeu’t-tâbiînden olan Hüseyn b. Beşîr, Vekî’ b. Cerrah, Ebû Âsım en-Nebîl, Ârim b. Fazl, İsmail b. Uleyye, Affân b. Müslim ve Ebü’l-Velîd et-Tayâlisî gibi âlimlerden dinî ilimlerle birlikte Arap dili ve edebiyatı okudu ve onlardan hadis dersleri aldı. İbn Sa’d, ilim öğrenmek için Mekke ve Medine’ye yolculuk yaptı. Medine ve Mekke’deki ikameti sırasında Hz. Peygamber’in(sas) gazve ve seriyyelerinin geçtiği yerleri incelemiştir. İbn Sa’d, Medine’den sonra Rakka’ya ve Dımaşk’a gitmiş, ardından da Bağdat’a giderek ölünceye kadar orada kalmıştır.[2] 

     İlmi Kişiliği: Kendisi Vâkidî’den sonra ilk “Tabakât”[3]  müellifi sayılır. Bağdat’ta aynı zamanda hocası olan Vâkidî’ye kâtiplik yapmış ve “Kâtibü’l-Vâkidî, Sâhibü’I-Vâkidî, Gulâmü’I-Vâkidî”[4]  adıyla şöhret olmuştur. Cerh ve ta’dîl âlimleri İbn Sa’d'ı şerefli, faziletli, doğru sözlü ve genellikle sika bir şahsiyet olarak kabul ederler. Kur’an’ın mahlûk olup olmadığı hakkında şiddetli tartışmaların yaşandığı devrede Me’mun, Bağdat valisine Bağdat ulemasının bu konudaki görüşlerinin ne olduğunu sormasını emretti. Bağdat ulemasından biri olan İbn Sa’d, Halife Me’mun’un istediği gibi cevap verdi. İbn Sa’d bu görüşünden dolayı Mutezilî görülse de güvenilir ve sözüne itibar edilir bir âlimdir. İmam Ahmed b. Hanbel  içinde bulunulan durumun aksine ondan hadis almaya devam etmiştir. Hadis ilminde hâfız derecesinde, yani yüz bin hadîs-i şerîfi râvileriyle ezbere bilen bir âlim olan İbn-i Sa’d’a cerh ve ta’dîl âlimleri, Halku’l-Kur’ân konusundaki davranışından dolayı herhangi bir eleştiride bulunmamıştır.[5]

     Hakkında Söylenenler: Hatîbu’l-Bağdadî, “Kendisi ilim, fazilet, anlayış, adalet ehlindendir. Kendi dönemine kadar sahabe ve tâbiûna dair büyük bir Tabakât telif etti.” Yine “Muhammed, yanımda adalet ehlindendir. Hadîsi onun sıdkına delildir.” derken, İbn Hacer, “Sika, büyük hafızlardan.”Zehebî, “Allame, hâfız” İbn Hallikân ise “Sika”[6]  diyerek hakkında olumlu kanaat bildirmişlerdir.

     Eserleri:  1-Kitâbü’t-Tabakâtü’l-Kebir: İbn Sa’d’ın en meşhur eseridir. Kaynaklarda ve Leiden 1904-1940 baskılarında bu isimle, Arap ve İslam dünyasındaki yaygın olarak kullanılan İhsan Abbas neşri (Beyrut 1957-1968) et-Tabakâtü’l-Kübrâ ismiyle bilinir. Edvard Sachau tarafından 1904-1917 yılları arasında indeksi ile beraber 9 cilt olarak neşredilmiştir. İslam dünyasında Hicâzî Muhammed Halil tarafından dört cild olarak 1939 yılında Kahire’de, İhsan Abbas tarafından dokuz cilt olarak 1957-1958 ve 1968 yıllarında Beyrut’ta neşredilmiştir.

     Tabakât kitaplarının ilki ve günümüze kadar ulaşan en eski kaynaktır. Siyer-Meğâzi ve Tabakât bölümlerinden oluşur. İbn İshak’ın es-Sîretü’n-Nebeviyye[7]  ve Vâkidî’nin Kitabu’l-Megâzi[8]’sinden sonra Hz. Peygamber’in hayatı ve şahsiyeti üzerine kaleme alınmış üçüncü eserdir.[9] 

      Kitap iki ana kısımdan meydana gelir. Birinci kısım Hz. Peygamber’in siretinden; ikinci kısım ise sahabe, tabiin ve onlardan sonra gelen ulemanın hayatlarından bahseder. I. Kitap “Kitabu Ahbâri’n-Nebî” başlığını taşır. Hz. Peygamber’in hayatını çeşitli yönleri ile ele alır. Bu kitabın II. Bölümü’nde ise, Peygamberler tarihi ve başta Hz. Peygamber’in nesebi olmak üzere, çocukluk ve gençlik hayatı anlatılır. Bu kitabın III. Bölümünde ise Medine devri ele alınmıştır. Kitabın II. Cildinin I. bölümü ise Hz. Peygamber’in gazvelerine, II. Bölüm Hz. Peygamber’in, hastalığı, vefatı, defnedilmesi ve mirası konularına tahsis edilmiştir. Ayrıca Medineli meşhur fakihlerin sözlerinin yanında ashab, tabiîn, tebeu’t-tabiîn ile kendi vefat tarihine kadar yaşayan râvilerin hayatları yer alır. III. Cilt, ashabın hayatıyla başlayıp tabiîn ve diğerlerinin hayatı ile devam eder. Burada Hz. Ömer’in fey gelirlerini dağıtırken oluşturduğu divan defterlerindeki sahabe tabakası incelenmiştir.[10]  Son ciltte ise kadın sahabiler yer almıştır. 

           Diğer eserleri ise şöyledir:

    1. Kitâbu’t-Tabakât es-Sağîre’nin tek nüshası İstanbul Arkeoloji Müzesi Kütüphanesi’nde (nr. 435) bulunmaktadır.[11]

    2. et-Târih

    3. Kitâbu Ahbâru’n-Nebi

    4. el-Kasîdetü’l-Hulvâniyye fi İftihari’l-Kahtaniyyîn ala’l-Adnâniyyîn

    5. ez-Zührufu’l-Kasrî fi Tercümeti Ebî Said el-Basrî

            Siyer Çalışmalarına Yaptığı Katkılar: İbn Sa’d’ın Tabakât’ı sayesinde Hz. Peygamber’in  (sas) hayatının tamamı günümüze ulaşmıştır.[12]  Onun bu eseri Hz. Peygamber’in siresinin tamamlayıcısı durumundadır.  Eseri klasik siret yazma metodunun doruk noktasını ifade eder. Kronolojiye önemli yer verir. Zamanımıza kadar gelen bu önemli kitap, “Tabakât” tarzında yazılan en eski biyografi kitabı olup, İbn İshak’ın kitabı ile beraber Peygamberimizin hayatına dair en önemli kaynağımızdır.[13] 

          Vâkidi ve ibn Sa’d ile Medine Tarih Ekolü, Irak Tarih Ekolü’yle birleşmiş ve görevini tamamlamıştır. Bundan sonra iki ekolün birleşmesinden meydana gelen İslam Tarih Geleneği devam edecektir.[14]

           İbn Sa’d, kendisinden önceki siyer metodolojisini geliştirme konusunda, yeni denemelere de girişmiştir.[15]  Bunun yanında Rical ilmine öncülük etmiştir. Tabakât’ı bu alanda bilinen en eski eserdir. Kendisinden sonra Rical konusunda eser yazanları hem içerik hem de metodoloji konusunda etkilemiştir. İbn Sa’d ve Tabakât’ı için şunları özet olarak söyleyebiliriz:

    1. İbn Sa’d’ın Tabakât’ı ilk siyer ansiklopedisi olarak nitelendirilebilir.

    2. İbn Sa’d; Vâkidî ve kendisinden önceki malzemeyi karşılıklı olarak kullandığı için nakilcidir.

    3. Eldeki malzemeye yeni eklemelerde bulunması, kaynaklarının ulaşamadığı haberleri tespit etmesi bakımından da orijinal bir müelliftir.

    4. İbn Sa’d, siyer yazıcılığının en son zirvesi olarak kabul edilirken kendisi ile beraber, klasik nakil dönemi, karşılaştırmalı nakil dönemine geçmiştir.

    5. İbn Sa’d, delâil haberleri konusunda çığır açmış; delâil, hasâis ve şemail edebiyatı[16]  konusunda eseri ilk nüveyi oluşturmuştur.

            İbn Sa’d için son olarak “Hz. Peygamber’in ahlakı, peygamberliğinin alametleri ve vasıfları konularını ele alan ilk meğazi yazarıdır.” denilebilir.

    [1] muallimali@mynet.com

    [2] Mustafa Fayda, DİA, XX, 292.

    [3]  Tabaka veya Tabakât; hadiste, sahabeden başlamak üzere daha sonraki devirlere kadar, hadis rivayeti ile meşgul olanların meydana getirdikleri gruplara denir. Hadisleri rivayet eden râvîler tabakasının ilk üçünü sahabe, tâbiun ve etbau’t-tâbiîn oluşturur. Değişik meslek gruplarında, esas kabul edilen belli bir tertibe göre, hayat hikâyelerinin toplandığı kitaplara verilen isimdir. Tacuddin Sübki’nin Tabakâtu’ş-Şafiiyyetü’l-Kübrâ’sı ile Taşköprülü Zâde’nin Tabakâtü’l-Hanefiyye adlı eserleri gibi. Bkz. Dini Kavramlar Sözlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları 2009, 545; İlmî çalışma için bkz. Süleyman Genç, İbn Sa’d'in Hayatı ve Eserleri (yüksek lisans tezi, 1987), Dokuz Eylül Üniversitesi.

    [4] Mustafa Fayda, DİA, XX, 292.

    [5] Age, 294.

    [6] Şaban Öz, İlk Siyer Kaynakları ve Müellifleri, 371.

    [7] Bkz.Ali Erdoğdu, Siyer- Nebi Dergisi, sayı 8 Ocak-Şubat 2011, 54-56.

    [8] Agd sayı. 9 Mart-Nisan 2011, s. 56-57.

    [9] Mustafa Fayda, DİA, XX, 295.

    [10] Age, 295.

    [11] Ramazan Şeşen, Müslümanlarda Tarih- Coğrafya Yazıcılığı, 30.

    [12] Sabri Hizmetli, İslam Tarihçiliği Üzerine, 126.

    [13] Ramazan Şeşen, Müslümanlarda Tarih- Coğrafya Yazıcılığı, 31

    [14] Age, 31.

    [15] Şaban Öz,', İlk Siyer Kaynakları ve Müellifleri, 384.

    [16] Sabri Hizmetli, İslam Tarihçiliği Üzerine, 127.
  • ‘’Bu burçlar falan var ya astroloji yani, prensip olarak çok saçma bir defa. İnsanın kişiliğini doğum tarihinden anlayamazsın. Hele geleceğini tahmin etmek, doğum tarihiyle olacak şey değil o. O nasıl olur ancak biliyor musun? Doğum yeriyle. İnsanın geleceğini de kişiliğini de doğum yeri belirler. Esasında bu burçları doğum yerine göre ayarlamaları lazım.

    Bak, insanın doğum yerine göre kehanette bulunsalar mesela onu anlarım. Sonuçta Trablus'ta, Peşaver'de ya da Angola'nın herhangi bir köyünde doğmuş bir çocuğun hayatının neye benzeyeceğini tahmin etmek zor değil. Eh… Toronto'da, Oslo'da, Tokyo'da doğmuş da az buçuk ne olacağı belli. Bizim Anadolu insanı bunu bilir mesela. Onun için de yeni tanıştığı bir kişiye “Burcun ne?” diye sormaz. “Memleket nere?” diye sorar.

    Bir de yükselen burç meselesi var. O da vatandaşlık oluyor, yani hangi ülkenin vatandaşı olduğu. O da önemli. Suriye'de doğmuş bir Suriyeliyle Suriye'de doğmuş bir Fransızın kaderi aynı olmuyor tabi. Burcum Halep ama yükselenim Fransız. O zaman iş değişiyor tabi. Ya da burcum Kongo yükselenim Belçika. Durum farklı. İşte benim burcum da Kambura. Benim kaderim de Kambura. Ben eğer bugün buralara geldiysem, sırf Kambura'da doğduğum içindir.’’

    Cemil, Şahsiyet, 6.Bölüm
  • ~Kitap~

    1. Pendname- Feriddüdin Attar (3/5)
    2. Kendi Gök Kubbemiz- Y. Kemal Beyatlı (3/5)
    3. Bilim Tarihi Sohbetleri- Prof. Fuat Sezgin (5/5)*
    4. Zekat Sırları ve Fazileti- İmam Gazali (4/5)

    ~Film~

    1. Noces - Fransa (4/5)
    2. Ayat-Ayat Cinta 2 -Endonezya (4/5)
    3. Ayla - Türkiye (5/5)
    4. Bulan Terbelahdi Langit Amerika 2 - Endonezya (2/5)
    5. Carrie: Günah Tohumu - Amerika (5/5)*
    6. Fahrenheit 451 - Amerika (5/5)*

    ~Dizi~

    1. Şahsiyet - Türkiye (7-9 Bölüm) (5/5)*