Marx’a göre din, her ne kadar ruhsuz dünyanın ruhu ve kalpsiz dünyanın kalbi olmak iddiasıyla ve bir mutluluk vaadiyle ortaya çıkmış olsa da, metafizik, öte dünyacı, anti-hümanist yapısı nedeniyle, ampirik ve maddi gerçeklerden kopuk olması, olgular yerine kurgular üzerine inşa edilmiş olması ve sömürünün temelindeki ekonomik nedenleri anlayamamış olması nedeniyle, sömürü düzenini ortadan kaldırmakta yetersiz kalmaktadır. Marx’a göre, dinlerin vaat ettiği mutluluk bir yanılsamadır. Üstelik, dindeki bu yetersizlik ve dinin ortaya koyduğu sahte vaatler, bir yandan da, sömürü düzeninin devamına hizmet etmektedir. Marx’a göre din, kitlelerin afyonudur, kitlelerin uyuşturucusudur.
Hayatta aşktan üstün gelecek hiçbir şey bulmuyordu.İnsani duyguların en yücesi,en üstünü oydu, diğer bütün duyguların onun karşısında yalnızca susması ve bunu kabul etmesi gerekirdi.Dünyada büyük, sözü geçen, doğal ancak o vardı,onun yanında her şey sahte,temelsiz, varsayımsal kalıyordu.Bunlar sadece imkânsız değil; vahşi,yapay, doğanın zorlaması olarak kalıyordu.Ne kadar dayanılmaz bir ateş olursa olsun, verdiği acılar lezzet ve mutluluğu o kadar artırıyor,bizzat işkencesi bir mutluluk oluyordu.
Bazen sahte bir kayıtsızlıkla onu cezalandırmaya heves ediyor, ama aradan birkaç gün geçtikten sonra yenilgiyi kabul ediyordum, çünkü onu görmezden geldiğim zamanlarda çok daha huzurlu ve mutlu görünüyordu.
Bağımlılığa yatkın bireyler, sahte güven ve anlık tatmin duygusuyla hareket ederek pişmanlık duymaksızın ani kararlar alırlar. Düşüncesizce yatırımlar yapan kişiler, hayat birikimlerini yüksek riskli bir hisseye yatırmanın akıllıca olduğunu düşünerek kendilerini kandıranlardır. Benzer şekilde, alışveriş bağımlıları da ihtiyaç duyduklarına ikna oldukları şeyleri satın alarak sahte bir tatmin duygusu elde ederler. Bir karardan memnun olmak, o kararı doğru yapmaz. İyi kararlar, akıl ve duygunun iyi bir karışımına dayanır.