Hacca giden Dağıstanlılara hitaben Arapların şu sözleridir:
"Dağıstan'da yanı başınızda duran Ahhulgoh'u bırakıp da buralara kadar gelmeniz gerekmezdi."
Vahdet-i vücûd telakkîsine göre gökte, yerde, kâinatta, ulviyyâtta ve süfliyyâtta herhangi bir nokta veya zerre yoktur ki
Hak ile kâim ve Hak ile mevcud olmamış olsun.
Beşer zihni Hak'tan hâli bir şey takdir etmeye kalkışsa, sonuç adem-i mahz yâni imkânsızlık olur, zirâ ortada Hakk'ın vücûdundan başka bir vücûd yoktur.
Molla Câmî'de Varlık, Litera Y., s.93
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Döğüşmeyi başka türlü öğrenmişti o. Daha doğrusu başka türlü anlıyordu. Öğrenmek... Anlamak?
Lâf işte.. kaderdi bu, kader. Ve yaşamak bir kader edinmekten başka bir şey değildi. Ama modadır alay etmek kaderle: Düşünmekten tiksinen, sebep aramaya üşenen, doğrunun peşine düşmekten korkan çağın yüz kızartıcı küçülüşüdür bu moda derdi.
Çünkü kader vardı, alınyazısı vardı, bu da doğum öncelerinden başlayan bir örümcek çalışmasının işiydi. Anlaşılması da o kadar güç olacaktı elbette. Beride insanlık burnu büyükler, hazırlopçular çağını yaşıyordu, dayanamıyordu artık nazik bedenler minicik bir güçlüğe bile... (Kader ağlarını biz doğmadan çok önce örmeye başlar. Şeyh Şamil.. yok yok, galiba Şeyhin oğlu Ahmed). Berikilere gelince, onlar inkârın kolaylığında çürüyüp gidiyorlardı.
Hırslı hırslı soludu:
"Kader yokmuş ha? Põh."
“Hz. Muhammed öyle yüksek bir resuldür ki; ilâhî iradesiyle müslümanlık gibi bütün beşeriyete şâmil bir dinî tesis etmiş ve onun teessüsünde Allah'ın inayetine mazhar olmuştur.
Insanlığın hidayeti için Hazreti Peygambere vahyolunan Kur'an hikmetle dolu, parlak bir eserdir. Hz. Muhammed'in hakiki bir Peygamber ve âlemlerin sahibi yüce Allah'ın gönderdiği hak bir nebî olduğunda
şek ve şüphe yoktur.”
Sayfa 197 - Nur yayınları Özden matbaa 1975 Baskı (Kitaptır; PDF değil.)·Kitabı okuyor
Çendan o bir abddir ve o seyahat, bir mi'rac-ı cüz'îdir. Fakat bu abdin, bütün kâinata taalluk eden bir emanet beraberindedir. Hem şu kâinatın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem saadet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için, Cenab-ı Hak kendini "bütün eşyayı işitir ve görür" sıfatıyla tavsif eder. Tâ o emanet, o nur, o anahtarın cihanşümul ve muhit ve umum kâinata âmm ve bütün mahlukata şâmil hikmetlerini göstersin.
Konakladıkları yere varınca Hamzat çadırından çıktı, varıp Umma Han'ın atının üzengisinden tuttu, onu tam bir han gibi karşılayarak şunları söyledi: 'Bugüne kadar ailenize bir kötülüğüm dokunmadı, bundan sonra da böyle bir şey olmasını istemem. Siz de bana dokunmayın, insanların gazavatı benimsemeleri için yaptığım çalışmalara engel olmayın. Babam nasıl babanıza hizmet ettiyse, ben de bütün askerlerimle sizin hizmetinizde olacağım. Beni kendinizden bilin, aranıza alın.
Öğütlerimle size yardımcı olayım, siz de keyfinizin istediği gibi yaşayın.' Umma Han konuşma konusunda beceriksizdi.
Ne diyeceğini bilemediğinden öylece suskun duruyordu. Bunun üzerine ben Hamzat'a, 'Madem durum böyle, siz Hunzah'a gidin; han da, anası da sizi orada saygıyla karşılayacaklardır.' dedim. Ama sözlerimi bitirmeme izin verilmedi ve burada Şamil'le ilk sürtüşmemi yaşadım. Hemen orada, imamın yanında duruyordu. 'Sana değil, hana soruyorlar.' dedi. Sustum.