Ömrümüz kaybolan bir sandal mıydı Okyanuslarda bizim
Sayfa 83·Kitabı okudu
Nesneleşmiş, nesneler arasında nesneye dönüşmüş -nesnelerle sembiyotik bir kölelik ilişkisi kurmuş olan-insanın kuracağı toplum ancak görünürde sağlam bir toplum olabilir. Işıl ışıl parlayan apartmanlar ormanı, acıklı bir sahnenin sadece cephesidir; kapıyı açtığında, oda yerine yankının gümbürdediği bir uçurum içinde bulursun kendini. Denize düşmüş her kazazedenin içinde iki zıt duygu bulunur: geminin sağlam güvertesini bırakmış olmaktan doğan çaresizlik ve ufukta -bir ada, bir kütük, bir sandal gibi- onu kurtarabilecek herhangi bir bahanenin belirebileceği umudu. Kendisine doğru yüzmemiz gereken adanın tuhaf bir şekli vardır; uzaktan iki levhayı andırır. Ve gerçekten de yaklaştıkça iki levhanın söz konusu olduğunu anlarız. Bunlar çok uzun zamandan beri anlamını unuttuğumuz on cümlenin yazılmış olduğu levhalardır. Evet, On Emir bizim biricik kurtuluşumuzdur. Büyük Batı uygarlığı onun üzerine kurulmuştur ve -eski, gereksiz ve sınırlayıcı oldukları düşünülerek temeldeki taşların çekilmeleriyle de uygarlık yıkılmaya başlamıştır. Başka her şeyden önce On Emir konuşmayı ve karmaşıklık ilkesine dayanarak ilişkiler kurmayı öğrenmiş olan büyük maymunun etolojik temelidir. Bunu anlayabilmek için belki de emir kavramındaki askerî yansımayı silmemiz ve bunun yerine yol kavramını yerleştirmemiz gerekir. On Emir, insana kendiyle ve başkalarıyla ilişki yoğunluğuna varmak için gerekli yolu işaret eder; her şeyin doğru ölçütünü gösterir, insanın haklarını, yükümlülüklerini ve bu ada layık olmak için- hayat süreci boyunca üstlenmeyi öğrenmesi gereken sorumluluk düzeyini hatırlatır. __Tabii ki On Emir'in gerekliliğini hissetmeyi başarabilmek için sessiz kalmayı, ölçülü yaşamayı öğrenmemiz gerekir. Daimi olarak iPod'un kulaklıklarıyla tıkalı kalan kulaklar
Sayfa 51·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
KÖPRÜDE SABAH
Gece, yavaşça siyah mantosunu sürükler Vapurlar, şimdi suya bırakılmış kütükler, Ufuk, banyo edilen bir fotoğraf camıdır... Dağlar dudaklarını boyar pembe bir tüyle Köprüde fersiz gözler açılır üzüntüyle: Sabah, ıstırap çeken kalplerin akşamıdır... Kollarını gererken iş bekleyen bir sandal, İlk ışıklar açılır esmer sularda dal dal; Rüya görür kıyılar bir uyanık uykuda... Gecenin bir mehtabı andırırken sonları, Gemi fenerlerinin ziyadan bastonları Kaybolur ağır ağır kurşunileşen suda... Paslı mızraklar gibi uyuklayan direkler Bir gün yapacakları muhayyel cengi bekler, Uçuşur beyaz deniz kuşları alay alay... Buruşuk bir deriyi andırır titreyen su, İner merdivenlerden ilk vapurun yolcusu, Uyandırır ihtiyar köprüyü bir tramvay...
Sayfa 53 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
"Her bitki yaşamın ince ve kadim bilgisini taşır"
"Lavanta ve sandal ağacı da evinizi lavanta ile yıkayıp döşemek nazarı uzaklaştırır. Kimi bitkiler nazara karşı etkili temizleyici ve koruyucudur. Lavanta temizleyici özelliğe sahiptir. Zencefil kokusu nazara karşı koruyucudur. Limon hem temizler hem de korur. Fesleğen, evi her türlü kötülükten korur. Tütsü, mür ve sandal ağacı, nazardan korunma ve arınma ritüelleriyle bağlantılıdır. Isırgan otu genellikle nazara karşı kullanılır ve Doğu Afrika’da ejderha ağacı ve acı yaprak yaygın ilaçlardandır. Gümüş gibi bazı metaller nazara karşı koruyucu özelliklere sahiptir"
Sayfa 264·Kitabı okudu
Alıntı
Deniz ve Kuş
deniz… . deniz bir aynadır aslında göğe bakıp kendini görür kıyıya değil kendine vurur . bir fener yanar uzakta karanlığın gözbebeği gibi durur fenerler öğrendi beklemenin dilsiz acısını geri dönmemenin hüznünü deniz mavi değildir aslında gökyüzünün yeryüzüne düşmüş halidir . istiridye yüreğine taş basan sabır köpük suyun son nefesi kıyıda ufuk dediğimiz gitmek isteyip de kalanların duasıdır yosunlar sarar hep batık gemilerin yalnızlığını . dalgalar kucak açar düşen kardeşlerine
İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey,hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, Hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle,kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.
Sayfa 258 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman