Bugün olan ise çok farklı bir şey. Kitlelerin zaferinin en ileri düzeye ulaştığı ülkelerin —bunlar Akdeniz ülkeleridir— kamusal yaşamını gözlemlersek, siyasal bakımdan o ülkelerde insanların günübirlik yaşadıklarını fark edip şaşarız. Son derece tuhaf bir olgudur bu. İktidar kitleleri temsil eden bir kişinin elinde toplanmıştır. Ve kitleler öylesine güçlüdürler ki, her türlü olası muhalefeti ezip geçmişlerdir. İktidarı öylesine karşı durulmaz ve dört başı mamur biçimde ele geçirmişlerdir ki, tarihte o ölçüde nüfuzlu hükümet biçimlerine kolay kolay rastlanamaz. Buna karşılık iktidar, yani hükümet, günübirlik yaşamaktadır; açık seçik bir gelecek olarak ortaya çıkmaz, kesinkes bir gelecek ilanı anlamını taşımaz, gelişim ya da evrimi hayal çerçevesine sığan bir şeylerin başlangıcıymış gibi görünmez. Sözün kısası, bir yaşam programından yoksun, projesiz, öylece yaşayıp gider. Nereye gittiğini bilmiyordur, çünkü aslına bakılırsa bir yere gittiği yoktur; önceden çizilmiş bir yoldan, zamanında belirlenmiş bir rotadan yoksundur.
O iktidar, kendini haklı göstermek istediğinde geleceğe hiç mi hiç değinmez; tam tersine, günün içine kısılır kalır ve sözünü sakınmaksızın der ki: "Ben koşulların icabı olan olağanüstü bir hükümetim." Yani geleceğe yönelik hesapların değil, günün ivediliğinin sonucu. O nedenle, icraatı her saat ortaya çıkan çatışmaları önlemektir; çözümlemek değil, o an için savuşturmaktır, hem de hangi araçlara başvurursa başvursun, o araçlar yakın gelecek açısından daha büyük çatışmalara yol açabilecek bile olsa. İktidar kitlelerin eline geçtiğinde hep böyle olmuştur: Gücü her şeye yeter, ama iğretidir.
Kitle insanı, yaşamında bir tasarımdan yoksun olan, ipini koparmış sandal gibi sürüklenen insandır. İşte bu yüzdendir ki, elindeki olanaklar, güçler muazzam olsa