İs, sandal ağacı ve tehlikenin -diğer bir deyişle karşı koyamadığım her şeyin- kokusu tüm duygularımı harekete geçirdi.
Sayfa 361·Kitabı okuyor
Alıntı
EBCED ve LÛGATÇE...
(...) Meselâ (Furkan'dan) rastgele bir sayfasını açıyorum: 130… Bu başlığın altında tam 87 madde (kelime) var. İlk birkaçı: "Ayn: Göz. Pınar, kaynak, çeşme. Tıpkısı, tâ kendisi. Zât. Eşyanın hakikati. Kavmin şereflisi. Diz. Altun. Nazar değme. Casus. Her şeyin en iyisi. Muayene etmek: 130. Kens: Süpürge ile süpürme: 130. Fülk: Gemi. Sandal, kayık: 130. Muayede: Bayramlaşmak: 130. Nigin: Yüzük. Mühür. Hatem: 130. Na’y: Ölüm haberi getirmek: 130. [*] Bütün bu kelimeler, Osmanlı lûgatindeki kelimelerdir. Bütün bunların ebced değeri, 130’dur. Bütün bunlar, birbiriyle müşterek bir hizâ teşkil ederler. Ve bütün bunlar, yerine göre birbiriyle, birkaçıyla, birçoğuyla tâbir edilebilirler. Nasıl yâni? Şöyle: "Dünya hayatında görülen şeyler, uyuyan kimsenin rüyâsında gördüğü şeyler gibidir; yalnız hayâldir… Böyle olunca onun tev'îl ve tâbiri lâzımdır…"
FURKAN -Lûgat-ı Salihûn-, 16 Ocak 2012, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
O zamanlar gönlüm çalkantılı denizde bir sandaldı. Ne yana gideceğini bilmeyen, küreği ve yelkeni kırık bir sandal...
Alıntı
"İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz."
Sayfa 250·Kitabı okudu
Alıntı
"Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz bir çare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz. "
Sayfa 250·Kitabı okudu
Alıntı
Kitlelerin Ayaklanması - Jose Ortega Y Gasset
Bugün olan ise çok farklı bir şey. Kitlelerin zaferinin en ileri düzeye ulaştığı ülkelerin —bunlar Akdeniz ülkeleridir— kamusal yaşamını gözlemlersek, siyasal bakımdan o ülkelerde insanların günübirlik yaşadıklarını fark edip şaşarız. Son derece tuhaf bir olgudur bu. İktidar kitleleri temsil eden bir kişinin elinde toplanmıştır. Ve kitleler öylesine güçlüdürler ki, her türlü olası muhalefeti ezip geçmişlerdir. İktidarı öylesine karşı durulmaz ve dört başı mamur biçimde ele geçirmişlerdir ki, tarihte o ölçüde nüfuzlu hükümet biçimlerine kolay kolay rastlanamaz. Buna karşılık iktidar, yani hükümet, günübirlik yaşamaktadır; açık seçik bir gelecek olarak ortaya çıkmaz, kesinkes bir gelecek ilanı anlamını taşımaz, gelişim ya da evrimi hayal çerçevesine sığan bir şeylerin başlangıcıymış gibi görünmez. Sözün kısası, bir yaşam programından yoksun, projesiz, öylece yaşayıp gider. Nereye gittiğini bilmiyordur, çünkü aslına bakılırsa bir yere gittiği yoktur; önceden çizilmiş bir yoldan, zamanında belirlenmiş bir rotadan yoksundur. O iktidar, kendini haklı göstermek istediğinde geleceğe hiç mi hiç değinmez; tam tersine, günün içine kısılır kalır ve sözünü sakınmaksızın der ki: "Ben koşulların icabı olan olağanüstü bir hükümetim." Yani geleceğe yönelik hesapların değil, günün ivediliğinin sonucu. O nedenle, icraatı her saat ortaya çıkan çatışmaları önlemektir; çözümlemek değil, o an için savuşturmaktır, hem de hangi araçlara başvurursa başvursun, o araçlar yakın gelecek açısından daha büyük çatışmalara yol açabilecek bile olsa. İktidar kitlelerin eline geçtiğinde hep böyle olmuştur: Gücü her şeye yeter, ama iğretidir. Kitle insanı, yaşamında bir tasarımdan yoksun olan, ipini koparmış sandal gibi sürüklenen insandır. İşte bu yüzdendir ki, elindeki olanaklar, güçler muazzam olsa
Felsefe