10/10
·544 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 00:46
İkinci kitabı ilkine göre daha durağan buldum. Yazarın bunu bilinçli yaptığını düşünüyorum. Aile ve toplum yapısındaki değişimin getirdiği bocalamayı hissetmemizi istemiş sanki. Hikaye devam ederken, evin çocukları büyümüş, ve artık kendi hayatlarına geçiş yapıyorlar. Kuşaklar arası fark daha net anlatılıyor. Değişimin etkileri daha net çizilmiş. Yine sürükleyiciydi. Üçüncü kitaba geçmek için acele ettim.
Edebiyat
Arzu SarayıNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202548 okunma
Sessiz Hasta
Puan vermedi·309 syf.··
2026 157. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 00:10
Baştan sona kadar devam eden sürükleyicilik romanın sonuna gelince yerini sorgulamalara bırakıyor. Alice ve Theo'nun gizemli hikayesine tanık oldum. İyi mi ettim , evet İyi ettim. Sürükleyici mi evet kesinlikle sürüklendim. Gel gelelim roman tekniği bakımından Sessiz Hasta beynimde soru işaretleriyle terk etti beni. Kurguda boşluklar var. Sanki roman yazılmış ama olaya daha fazla gizem katabilmek için sonu değiştirilmiş son değişince de başlarda derin çukurlar ortaya çıkmış veya bilinçli bir biçimde yazar okuyucuyu manipüle etmiş, orasını bilemeyeceğim. İç içe geçmiş zaman dilimleri olduğunu en sonda fark ediyorsunuz. Anlatıcı Theo, hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi cinayetin arka planını araştırırken, konuyla ilgili nötr bir tavır takınırken aslında bütün hikayeyi biliyor olması tamamen muamma. Çok uzatmak istemiyorum: Romanı beğendim ama mantık hataları, tesadüfler ve kronolojik belirsizlikler biraz beynimi tekmeledi. Okuyanların tespitlerini de çok merak ediyorum doğrusu. Sevgi ile.
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·200 syf.··
2026 18. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 00:32
her evin ışığı yanar,kimse bilmez o evin ışığının nasıl yandığını demişti büyüklerimden biri.içimizde sakladıklarımız ya da dışımıza vuramadıklarımız mı diyeyim?her ikisi de yerinde olur bakınca. kitabı bir günde bitirdim ağlamaya meylim mi vardı yoksa kitap ağlatmaya mı meyilliydi bilmiyorum :) beni fazlasıyla etkiledi içine çekti. bi aile dramının içindeydim sanki bizden birinin hikayesini dinledim.kitap aktı da aktı hem tahmin edebiliyordum hemde edemiyordum hikayeyi böyle böyle bitirdim.insan babasının ölmesine üzülmez miymiş oluyormuş öyle şeyler demekki… aileyi okudukça kendi ailemi düşündüm annemi babamı abilerimi kendimi hepimizin hikayesi vardı.yaşadıklarımız,yaşananlara şahit oluşumuz vardı hayatımızda.sonra hepimiz evlendik şahitliklerimizle yaşadıklarımızla bi yuva kurduk amma iyi amma kötü diyeceğimiz hayatlara sürüklendik.üstümüzden atamadıklarımızla yaşıyoruz bir nevi atsak ne de güzel olur :) velhasıl efendim kitap gerçekten güzeldi…
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,5bin okunma
8/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2026 23:27
Biz insanlar bazı kavramları kutsallaştırmaya meyilliyiz. "Annelik" , "Öğretmenlik" gibi. Sanki bu kavramlar sorgulanamazmış gibi düşünüyoruz. "Arkadaşlık " ve "Dostluk" da bu kategoride. Oysa her şey sorgulanabilir. Çoğu arkadaşlık ilişkisinde beklentiler etkilidir. Bir taraf daha baskın olduğunda diğer taraf bunu sorgulamaz mı? Kıskançlık, hayal kırıklığı, kırgınlık gibi duyguları arkadaşlıklarımızda hep yaşarız. Bunlar dile getirilmez çoğu zaman. Tiffany Smith arkadaşlık kavramını kötü yönleri ile de incelemeyi tercih etmiş. Dürüst bir yaklaşım. Güzel bir okumaydı. Hiçbir şeyi idealize etmemek, kusursuzu aramayıp olduğu gibi kabul etmek özgürleştirici bir yaklaşımdır.
Alıntı
Kötü ArkadaşTiffany Watt Smith · Kolektif Kitap · 202555 okunma
Hakan Günday - Kinyas ve Kayra
9/10
·536 syf.·
2026 51. kitabı
Bir Yeraltı Enkazı Hakan Günday’ın Türk edebiyatına bıraktığı o devasa, karanlık ve dumanı tüten bombayı nihayet bitirdim. Ama bitti mi yoksa beni de beraberinde mi bitirdi orası tam bir muamma. İlk şaşkınlığım kitabı yirmili yaşlarında yazdığını öğrenmem oldu. Ben daha ilk bölümde ‘Bu Kinyas mı Kayra mı?’ diye debelenirken adam baştan başa müthiş bir eser çıkarmış. Bu kitap için ‘okudum ve bitti’ diyemem. Başladığım andan itibaren Kinyas ve Kayra iki arkadaşım olmuş da beni Afrika’dan Amerika’ya, o ülkeden bu ülkeye sürükleyip durmuşlar gibi hissettim. Onlarla beraber kaçtım, onlarla beraber tükendim. Kayra’nın o hiçbir şeye inanmayan, dünyayı tamamen silmek isteyen kapkara zihniyle de savaştım, Kinyas’ın o her şeye rağmen bir çıkış yolu, bir ‘normal’ arayan yorgun ruhuna da omuz verdim. İkisi de o kadar içime işledi ki, sanki kitaptan çıkıp yanı başıma oturdular. Bir yanda Kayra vardı.. Her şeyden vazgeçmiş, dünyada tutunacak tek bir dal bile bırakmamış, zihnindeki o kapkara hiçlikle hem kendini hem etrafını kemiren bir adam. Ölümü bir kurtuluş değil, sıradan bir son olarak görüyor ve onun o dipsiz kuyusunda debelenirken nefesiniz kesiliyor. Diğer yanda ise Kinyas duruyor.. O kadar vahşetin, o kadar günahın içinden geçmesine rağmen içinde bir yerlerde hâlâ o küçük ‘normal hayata dönebilme’ umudunu saklayan, yorgun ama bir çıkış yolu arayan o çocuksu yanıyla canınızı acıtan. (Şuraya küçük bir not da düşeyim. Kinyas’cığım sana sarılıp hüngür hüngür ağlayamadığım için çok üzgünüm) Biri tamamen yok oluşu seçerken, diğeri her şeye rağmen yeniden başlamayı deniyor. Ama dürüst olmak gerekirse, bu iki arkadaşın her anına rahatlıkla katlandım diyemeyeceğim. Yol boyunca o kadar çok pisliğe, o kadar çiğ bir şiddete şahit oldum ki.. Özellikle cinsellik ve şiddet sahnelerinde
Edebiyat
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
Karanlık, Anlamın İlk Halidir
8/10
·88 syf.·
2026 182. kitabı
Geçen gece deniz kenarında oturuyordum. Hava sakindi. Ayın ışığı denizin üzerine düşüyor, dalgaların hareketiyle birlikte parçalanıp yeniden birleşiyordu. Uzun süre gözümü o ışıklardan alamadım. Bir süre sonra nedensizce aklıma yıllar önce fotoğraflarını gördüğüm Nasır el-Mülk Camii geldi. O meşhur renkli pencereler, güneş ışığını yüzlerce parçaya ayıran vitraylar birden zihnimde canlandı. Deniz üzerindeki ay ışığıyla o pencereler arasında görünmez bir bağ kurmuştum sanki. Ardından Kör Baykuş düştü aklıma. Çünkü Sadık Hidayet’in romanında da gerçeklik tek bir yüzle karşımıza çıkmıyordu. Her şey kırılmış bir camın parçaları gibi dağılıyor, her parça başka bir görüntü gösteriyordu. O gece denizin kıyısında otururken kendimi bir anda Şiraz’daki o caminin içinde hayal etmeye başladım. Zihnimde pencerelerin önüne geçtim, renklerin arasına oturdum ve Kör Baykuş üzerine konuşmak için Ravi, Münzevi ve Hiç’i çağırdım. Kör Baykuş, adı bilinmeyen bir anlatıcının iç dünyası etrafında kurulur. Olay örgüsünden çok, zihinsel çözülme anlatılır. Anlatıcı dış dünyayı yaşarken aynı anda kendi iç dünyasının içinde kaybolur. Gerçek ile hayal arasındaki sınır giderek silinir. Romanın temel gerilimi burada oluşur, dışarıda ne olduğu değil, içeride neyin gerçek kabul edildiği. Bu romanın merkezinde ne var? diye sorduğumda Ravi kısa bir cevap verdi “İnsanın kendine kapanması.” Münzevi bunu genişletti “Bu kapanma bir seçim değil, varoluşun kendisi. Anlatıcı dış dünyadan değil, kendi zihninden kopamıyor.” Hiç ise daha keskin bir yerden yaklaştı “O zaman hikaye diye bir şey yok mu?” Kör Baykuş’un en önemli özelliği burada ortaya çıkar. Geleneksel anlamda net bir olay zinciri sunmaz. Bunun yerine parçalı bir bilinç akışı kurar. Okur, olayları değil, olayların zihinde bıraktığı kırılmayı
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma