Madem tiren yürürken inmeye bırakmıyorlar; Inenleri iyi sularla yıkamıyorlar; Insanı Bit Pazarında kokmadan gömmüyorlar. Sen bundan böyle ne yıllanmış şarap, Ne de çınarın dibinde ihtiyar olacaksın; Sen aylak avnaların ortasında aylak; Tozların icinde toz: tirenin içinde yolcu; Sen, ne kapının içinde, sen, ne kapının dışında; Sen. Bit Pazarında alıcı, sen Bit Pazarında satılık eşya; Sen, yaşasan Yaşasan ölülerle beraber yaşayacaksın; Sen, ne kapının içinde. sen, ne kapının dışında; Sen, ölsen, ölsen ölümle beraber öleceksin.
Sayfa 33·Kitabı okudu
Karşılaştığın aşk için de kullanılır. :)
Stoacıların yazılarında, "küçültücü ifadeler" diye rahatlıkla tanımlayabileceğimiz bir egzersiz görürüz. Stoacılar aşağılamayı, şeyleri çıplak haliyle ortaya koymak ve "üzerlerini kaplayan efsaneyi soyup çıkarmak" için bir araç olarak kullanırlar. Epiktetos öğrencilerine, büyük bir düşünürden alıntı yapacakları zaman zihinlerinde kendilerini bu kişiyi seks yaparken izler halde canlandırmalarını söylemişti. Komiktir, bir dahaki sefere biri size gözdağı verdiğinde ya da sizi endişelendirdiğinde deneyin bunu. Zihninizde onları böğürürken, inlerken, özel hayatlarında hantal biri olarak hayal edin - tıpkı bizler gibi biri. Marcus Aurelius'un bu egzersiz için, göz kamaştırıcı ve pahalı şeyleri, üzerlerinde sözlü süsleme sanatları olmaksızın tanımladığı kendine özgü bir yöntemi vardı - kızarmış et ölü bir hayvandır, özel mahsul şarap ise bayat, mayalanmış üzümdür. Amaç bu şeyleri, bu süslemelerin hiçbiri olmaksızın, oldukları gibi görmekti.
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Oğlanların kahvehanelerde hizmet vermesi, Osmanlı hukuku açısından da sorunlu bir meseledir. Şam'da bir on altıncı yüzyıl âlimi, kahvenin helâl olduğunu, fakat kahveyle birlikte müzik dinlemenin, kahveyi şarap gibi elden ele dolaştırmanın, kahveyi oğlanların elinden içip bir yandan da arkalarını mıncıklamanın haram olduğunu söyler. On sekizinci yüzyılda yine Şam'da bir kadı, mahallelilerin bir kahvehanenin homoerotik birlikteliklerin mekânı haline geldiğine ilişkin şikayetlerini dikkate alarak mekânı kapatma kararı alır.
Sayfa 99·Kitabı okuyor
- Ben kendi payıma ağzıma bir damla şarap koymam, me­kanım cennet olsun isterim. Sen oraya, yanıma gelmeye pek is­tekli değilsin herhalde. - Durmadan hikmetler yumurtlayan ulema takımıyla son­suza dek bir arada kalmak için mi? Hayır, teşekkürler, Allah bi­ze başka şeyler vaat ediyor.
Sayfa 32·Kitabı okuyor
Beddua
Sonunda 24 top birden ateş etti ve minare yıkılırken camiin çatısı da çöktü. Rüzgâr, camiden gelen canhıraş feryatları taşımaktaydı. Kıyıdan az buçuk alarga bir yerde, kayığında bir testi şarapla demlenen ihtiyar bu katliamı görünce gemidekilere doğru bağırmaya başladı: "Allah sizi sürüm sürüm süründürsün! Yetmiş yerde yetmiş türlü belaya tuş olasınız da can verip kurtulamayasınız! Hepinizin yedi ceddine lanet olsun! Gözünüzün elifi sönsün! Ocağınız tütmez olsun! Ömrünüz âhla vâhla geçsin! Kolunuz çolak başınız kabak olsun! Allah size bilinmez dertler versin! Can evinize kurşun rastlasın! Zindanlarda leşiniz kalsın! Tuttuğunuz oruç boşa gitsin! Kanlı kefenleriniz elime geçsin! Bre zalimler!" Sıraladığı bunca bedduadan sonra ihtiyar balıkçı Amat'a doğru tükürdü ve elindeki şarap testisini denize fırlattı. Top ateşinden sonra gemiciler, bu korkunç suçu işledikleri için o an hem kendilerinden hem de Kırbaç Süleyman'dan nefret edeceklerdi. Belki de taşıdığı onca günah yükünden sonra omuzları çöken Süleyman Reis küpeşteye yaslandı ve yıkılan camiye baktı. Ağzından şu sözler döküldü: "Artık yapmak istemediklerini de yapıyorlar. "
Sayfa 32·Kitabı okuyor
Kamçı Süleyman
Nuh Usta, bir ziyaretçinin geldiğini Kaptan Diyavol Paşa'ya haber verdikten sonra Süleyman Reis içeri girdi ve elini göğsüne götürüp hafifçe eğilerek selâm verdi. Suratı bir cüzâmlı kadar beyaz olan Efendimiz, üşüdüğünden olsa gerek kızıl cüppesini sırtına almış, göğsünü kapatmaya çalışıyor, ama sarı tırnakları fazlaca uzun olduğundan düğmeleri iliklere geçiremiyordu. Bunun için Süleyman Reis'ten yardım istedi. Ancak Kırbaç Süleyman, anlatacaklarının verdiği heyecanla o anda yaptığı işin ne kadar küçültücü olduğunu idrak edememişti. Bir yandan sırma göğüs atkılarını ilikliyor, bir yandan da şunları söylüyordu: "Tatbikat başarıyla sonuçlandı. Borda ateşiyle 25 gülleden ortalama 20 tanesi hedefe isabet ediyor. Reisler, zâbitler ve porsunlar ne yapacaklarını biliyorlar. Tüfenkçiler de düzene sokuldu. Benden istediğin şeyi yaptım. Artık yapamayacakları şeyi yapmayı biliyorlar. Hem de... " Fakat Kaptan Efendimiz o anda, "Öfff! Yeter artık! Sıcak bastı! Çıkart şu cüppeyi! Çıkart! Çıkart!" diye bağırmıştı. Afallayan Süleyman Reis iliklediği düğmeleri bu kez çözmeye başladı ama ilikler çok dardı, içine sıkıntı basan Efendimiz Diyavol Paşa sinirli bir sesle ona şunları dedi: "Demek yapamayacaklarını artık yapıyorlar, öyle mi? Peki yapmak istemediklerini yapmalarını nasıl sağlayacaksın? Onlara yapamayacakları değil, yapmak istemeyeceklerini yaptırt. Artık her ne olacak ise bu şeyi yapabilirlerse, Amat'ta benden sonraki ikinci kişi sen olursun. Seni 'koca reis' ilân ederim. Haydi! Şimdi çık dışarı da, onların sadakatlerini ölç. Bakalım onlara söz geçirebilecek misin? Güverte tekrar sende!" Kırbaç Süleyman hem şaşırmış hem de sinirlenmişti. Seyir güvertesine inince küpeşteye yaslandı ve az ilerideki balıkçı köyüne baktı. Sahilden biraz uzakta, elinde şarap testisi ile kayığında
Sayfa 31·Kitabı okuyor