• 168 syf.
    ·13 günde·Puan vermedi
    “Şu mektuplar senden ve benden bahtiyar, gidip gelen onlar ama içinde hislerimizi taşıyorlar. Onun da kimseye ağırlığı yok.”


    Mektup, tüm edebi türler içinde belki de en fazla duygular, sohbetler barındıran türdür. Duyguları, haberleri beyaz kağıda yoldaş edip de muhatabının yanan yüreğine derman oluverir. İşte iki gönül insanının birbirlerine derman oldukları mektuplardan oluşan bir kitap Gurbetnâme.

    Okumak için Amerika’ya giden oğlu Aydın’ı ilk yılında yalnız bırakmak istemeyen Süheyl Ünver çekirdek ailesini toplar ve Amerika’ya gider. Giderken de henüz yirmi üç yaşında olan öğrencisi Uğur Derman’a “Beni oralarda mektupsuz bırakma” der. Altmış yıl karşılıklı saklanan mektupları da Samiha Uluant Ataman derleyip düzenlemiş ve yayına hazırlamış.

    Mektupların içeriğinden önce Süheyl Ünver ve Uğur Derman hakkında kısacık bir şeyler yazacağım.

    Süheyl Ünver çalışkanlığıyla herkesin gıpta etmesi gereken bir insan. Başarılı bir hekim olmanın yanı sıra sanatsal faaliyetlerde de oldukça geliştiren Süheyl Ünver, Hoca Ali Rıza Bey’den resim dersleri alır ve İstanbul’da gördüğü birçok değerin resmini yapmaya başlar. Bazen camiiler düşer bahtına bazen de eski bir çeşme. Minyatür sanatında da kendini bir hayli geliştiren Süheyl Ünver hem sanatsever bir doktor hem de bir gönül insanıdır. Boş vaktin olmasından hoşlanmayan aklına bir şey gece vakti bile geldiğinde kalkıp onu yapan, asla yarına bırakmayan biri olan Süheyl Ünver hakkında geçen yıl düzenlenen bir etkinliğe katılmıştım çok yoğun çalıştığını söyleyen bir dostuna şu şekilde bir cevap verdiği söylendi Çiçek Derman tarafından: “Yolda Azrail’e rastladım dedi ki: “Süheyl, senin canını alacağım ama boş vaktini bulamıyorum.” Disiplinle çalışan bir kişi olmasının yanı sıra da çok mütevazı bir beyefendi kendisi bunu hem dostlarının anlattıklarından hem de Gurbetnâme’deki mektuplarından fazlasıyla hissediyorsunuz. Gönlü olan adamın oyun kurmayacağını söyleyen Ünver “aklı dizginleyecek gücün de imandan geçtiğini” ifade eder. Öğrencileri tarafından “Süheylî olmak” diye bir deyim türetilmiş ve onun anlatıldığı çeşitli seminerlerde “Allah, Süheylî olabilmeyi nasip etsin” diyerek sözün bitirildiğine şahit oldum.

    Uğur Derman, bir İspeçiyâr ya da diğer bir deyişle eczacı ama o da hocası Süheyl Ünver gibi kendisini birden fazla işte meşgul etmeyi seven biri olduğu için hat sanatıyla da fazlasıyla ilgilenmekte. Verimli ömrünü anlattığı Ömrümün Bereketi adlı kitabın yazarıdır hatta kısa zamanda ikinci cildinin çıkacağı haberini de verelim buradan. :) Çeşitli etkinliklerde kendisini dinleme fırsatı buldum. Sanatı, yazıyı, hattı, ebrûyu o anlatsa da dinlesek, diyor insan. Güzelden çok güzelliğe vurgun olanlar için sanatların her bir kapısı en büyük sanatçıya açılıyor, O'na. Necmettin Okyay Hocaefendi'den ders alan Uğur Derman bir yerde okuduğum kadarıyla hocası ile ilgili de kitap hazırlamak istiyor, inşallah bize de okumak nasip olur.

    Uzun bir girizgâhın ardından kitap hakkında bilgi verecek olursak hocasını Amerika’da yalnız bırakmayan Uğur Derman ilk mektubunu 10 Ekim 1958’de gönderiyor son mektup ise Süheyl Ünver tarafından 19 Eylül 1959 tarihinde gönderiliyor. Bir yıllık zaman zarfını kapsayan mektuplarda: ülkesinden uzak kalan bir Süheyl Ünveri’in ülkesine, İstanbul’a olan özlemi, hat sanatına ait incelikler, İstanbul’un sanat tarihine dair meseleler, Şark-Garp üzerine fikirler, 1958-1959 yıllarına ait hava durumları, muhtelif anekdotlar, mütevazılığın üst noktasına ulaşmış satırlar bulunmakta.

    Süheyl Ünver de Uğur Derman da okunması, okurken düşünülmesi gereken yazarlardan. Amerika'da hocasını yalnız bırakmayan Uğur Derman askere gittiği vakit de Süheyl Ünver onu yalnız bırakmaz ve sürekli mektuplar yazarmış inşallah kitabın devamı niteliğinde o mektupları da okuyabiliriz. :)

    Uzmanlık alanlarımız ne olursa olsun sanattan, musikiden, edebiyattan her daim haberdar ve meşgul olmak dileğiyle..
  • “Sosyalist ahlâk’, yahut ‘insancıl namus’ mu?

    Kısa vade ‘Gerçeklik’ önünde yenilenlerin ahlâkı ve namusu aranır. ‘Küçükburjuva’ alışkanlıklarını bırak. Gömülenler tanıklık edemezler. Düşman, enayi değil gizli dosyasını yaysın. Tarihi dosyalar ele geçse ‘BEYAZIT MEYDANI’ ne güne duruyor?

    Buna karşılık, ŞARK aydını demişler ona. ‘LALE’yi, isterse bir soylu çiçek, dilerse boyuna takılmış kızgın demir anlamına çekiverir. Sen Edebiyata, Şiire, Müziğe, Tiyatroya, Romana davula zurnaya bak. Babasını satmaya ‘Evrensel deha’ ihanete ‘TAKTİK inceliği’ denilir. Kâğıt bu: Üzerine yazılanı ‘almam’ diyebilir mi?”