Griboyedov’la 1817’de tanışmıştım. Melankolik karakteri, hırçın zihni, nahif ruhu, en kusurlu yönleri ve günahları; insanlığın kaçınılmaz mihmanı... Onunla ilgili her şey sıra dışı bir çekiciliğe sahipti. Hırslı ve bir o kadar da kabiliyetliydi. Fakat uzun bir süre küçük dertlerin ve belirsizliklerin ağına takıldı. Devlet adamlığı kabiliyeti keşfedilmedi. Şairlik kabiliyeti ciddiye alınmadı. Hatta hırslı ve korkusuz oluşundan bile bir süre şüphe edildi. Sadece birkaç arkadaşı onun değerini anladı; fakat onun sıra dışılıklarından söz ettiklerinde, herkesin yüzünde şüphe dolu bir tebessüm belirirdi, o aptal, katlanılmaz tebessüm. İnsanlar sadece başarıyı önemserler. Aralarında tek bir av müfrezesine bile liderlik etmemiş bir Napolyon ya da Moskova Telgraf’ta tek satır yayımlamamış ikinci bir Descartes olabileceğini düşünemezler. Bununla birlikte, başarıya tapınmamızın kaynağı belki de bencilliğimizdir: Sonuçta sesimiz, ihtişamın bir parçasıdır.
Bütünüyle unutulmaya kimsenin gücü yetmiyor. Bir duvarda iki satır yazı, bir albümde soluk bir resim, bir hafızada silik bir hayal olarak kalıyor istemese de. Bütünüyle unutulmak gibi acıklı bir oyuna kimsenin yüreği dayanamıyor
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
YOL TÜRKÜSÜ
Sabah· buradaysak akşam ordayız.
Günlerin peşinde bir hovardayız.
Bazı mısra gibi dudaklardayız.
Bazı «kimsin>> diye soran bulunmaz .
Hey anam hey! Yolcu yolunda gerek.
Bazı altımızda taş toprak döşek,
Bazı örtünecek yorgan bulunmaz!
(...) Biz bir grub, 10 gün kadar hastahânede tutulduktan sonra, alçılı, bandajlı, ameliyatlı, bilmemneli Kartal’a postalandık. Mirzabeyoğlu ve bazı arkadaşlar daha en başında oraya götürülmüşlerdi. İşin aslı, kimin yaşayıp, kimin yaşamadığını da bilmiyorduk. Hastahânede öyle sıkı bir kontrol uygulamışlardı ki, oto-moto dergilerinden başka hiçbir şey okuyamamıştık. (O yüzden, bir bulgur pilavından, bir de oto-moto dergilerinden iğrenirim hâlâ.)
Kartal’daki, özellikle ilk sene içinde, hele Çakıcı-Nuriş kavgaları, bizim açlık grevleri bilmem ne arasında, bırakın kitab yazmayı, nefes almaya bile imkân yoktu. Nitekim Mirzabeyoğlu da orada iki sene tutulduğu hâlde, sanırım tek satır yazamamıştır. Oradaki özellikle ilk yılımızda, gerçekten çok ağır şartlardan geçtik.
BÜYÜK MUZTARİBLER -Düşünce Tarihine Bakış-III-, 7 Aralık 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor