“Onları beyaz bilmeye o kadar alışmışım ki, bu siyahlığa akıl sır erdiremiyorum. Sebebi her ne olursa olsun hiçbir şeyin göründüğü gibi olmamasından yıldım.”
Sayfa 9 - İletişim·Kitabı okuyor
1000Kitap
Meşrutiyet Döneminin İlk Siyasi Krizi
Meclis açılmadan önce yaşanan birkaç dış gelişme Kamil Paşa Hükümetinin başlıca sorunlarını teşkil etmiştir.5 Ekim 1908'de Bulgaristan'ın diplomatik bir uygulamayı bahane edip bağımsızlığını ilan etmesi sorunların ilkiydi.İkinci sorun ise bir gün sonra 6 Ekim'de Girit'in Yunanistan tarafından ilhak edileceğinin ilanıydı.7 Ekim'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun daha önce işgal ettiği Bosna Hersek'i ilhak ettiğini ilan etmesi bu fırtınanın son darbesiydi. Bu durum herşeyin düzelteceği beklenilen Meşrutiyet'in ilanından sonra devletin Batı'daki topraklarına dair üç önemli kaybın yaşanması demekti. Yaşananlar büyük bir hayal kırıklığıydı.Herşeyin düzelmesinin beklendiği bir dönemde üst üste yaşanan bu kayıpların sebebi kimdi? Meşrutiyet mi? İttihat ve Terakki Cemiyeti mi? yoksa Kamil Paşa hükümeti mi?
Sayfa 50 - Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Gayretsiz ümit
"Korku ile ümid, insanları amel ve ibadete sevk edici iki öncüdürler. İbadete sevk etmeyen her şey yapmacık temennidir ve aldanıştır. Bütün halkın gevşemesinin ve dünyaya yönelmelerinin, Allah'tan yüz çevirmelerinin, âhiret için çalışmayı ihmal etmelerinin sebebi, ümittir. Bu ise gururun ta kendisidir. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) bundan haber vererek buyurmuştur: '(Dünyaya) Aldanma bu ümmetin son gelenlerinin kalplerine galebe çalacaktır."
Din
Öldürmeyen bu acının da bizi güçlendirmek için bir yaşanma sebebi vardır.
Bütün çağlarda bütün düşünürlerin aklına takılan düşünceyi o da soruyordu kendisine: İnsanın dünyaya geliş sebebi nedir? Niçin yaratılmıştır?
Sayfa 336
Edebiyat
Bütün tarihimiz boyunca bir hanedan kanunumuzun bulunmayışı, ölen kağandan sonra başa kimin geçeceğinin bir türlü tesbit edilemeyişi gibi millî bir kusur yüzünden doğan prenslerin taht kavgaları nihayet, devletin, hane-danın ortak malı olduğu prensibini doğurur. Böylelikle bazen büyük devlette birkaç imparator birden hüküm sürmekte, fakat bir tanesi, ismen bile olsa ötekilerinin büyüğü, metbuu tanınmaktadır. Bunu, merkeziyetsizliğin hâkim olduğu Gök Türk, Karahanlı, Selçuklu ve Çengizli çağlarında görürüz. Aslında devlet tektir. Hatta birbiriyle çarpışan iki Türk devletinden bile biri, ötekinin daha büyük ve aslî devlet olduğunu tanımaktadır. Osmanlılar'dan İkinci Murad çağında yazılan "takvim" şeklindeki bir tarihte Müslüman olmayan Cengiz, Ögedey, Güyük, Mengü ve Hülegü'nün rahmetle anılması Türklerdeki tek devlet prensibinin ifa-desidir. Çarpışanlar "devletler" değil, "hanedanlar"dır. Bu sebeple Selçuk Hanedanı'nın Anadolu'da hüküm süren kısmına Türkiye Selçukluları deyip onu ayrı ve bağımsız bir devlet saymak büyük yanlıştır. Anadolu Sel-çukluları, Başkent Merv, Rey veya Isfahan'dan idare olu-nan büyük imparatorluğun büyük bir eyaletidir. Devlet, hanedanın ortak malı olduğu için bu devletin bir bölü-münün başındadırlar ve ana devletteki imparatoru metbu tanımışlardır. İlhanlılar'ın Anadolu'ya hâkim olmaları da büyük devletteki bir hanedan değişikliği olayıdır. Karaman beğlerinin İlhanlılarla çarpışması yabancı bir müstevliye karşı millî bir ayaklanma değil, Almanya tarihinde de örneklerini gördüğümüz bir küçük hükümdarın ihtiras ve nüfuz hareketidir. Aynı Karamanlılar, aynı şekildeki hareketleri Osmanlılar'a karşı da yapmışlar, Osmanlı-Ka-raman vuruşması pek kanlı ve çirkin safhalar göstermiştir. Osmanlılar Kırım'a, bir aralık Kazan'a da hâkim olmuşlar, fakat
Sayfa 364 - 365 Ötüken, 1972·Kitabı okuyor