En şerefli azası olan yüzünü, insanların üzerinde gezinip tepindikleri toprağa sürerek, kendisini işte şu topraktan yaratan Yaratıcı'nın karşısında ne kadar basit ve aciz olduğunu hatırlar.
.
.
.
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) çoğu kez kuru ve sert toprağa, bazen de hasıra secde ederdi. Bir keresinde çamurlu ve ıslak zemine secde ettiğinden, mübarek başını secdeden kaldırdığında alnından çamurlu sular damladığı görülmüştü. (Sıfatu Salat'in-Nebiy, el-Elbani, sayfa 131-132.)
O halde musalli, kendisini Allah'ın huzurunda daha zelil ve hakir hissetmek için, kıymetli, süslü-püslü halı veya seccadeler yerine; taş, toprak, hasır, tahta veya basit ve sade bir bez üzerine secde etmelidir.
Bizler Yaradan'ın yarattığı her şeyi incitmeye çekiniriz ve Tağut o kadar alçaklardadır ki, kaba secdeden daha tiz ve yüksek olan secde perdesine çıkamaz.
Biz bu süretle ona 'Gel' deriz. Ama gelmedi. Zaten Yaradan'ın ilk emri 'Ol!' idi. Dünya bu emre uyup 'oldu'. İnsana ise 'Gel!' dedi. Ama gelmediler.