Tıpkı Maynard Smith gibi bizler de çeşitli maliyet ve kazançlar için keyfi varsayımsal değerler kullanacağız. Daha genel olmak istenirse, bu durum cebirsel sembollerle de ifade edilebilir fakat sayıları anlaması daha kolaydır. Bir çocuk başarıyla yetiştirildiğinde her iki ebeveynin de elde ettiği genetik kazancın +15 birim olduğunu varsayın. Bir çocuğu yetiştirmenin maliyeti, yani yiyeceklerinin tamamının maliyeti, ona bakmak için ayrılan sürenin tamamı ve çocuk adına alınan risklerin hepsi -20 birim olsun. Maliyet negatif sayılarla ifade edilmiştir çünkü ebeveynler bu miktarı "öderler." Uzatılmış bir kur sürecinde vakit harcama maliyeti de negatiftir. Bu maliyet -3 birim olsun.İçindeki tüm dişilerin nazlı, tüm erkeklerin de sadık olduğu bir nüfusumuzun olduğunu hayal edin. Bu ideal bir tek eşli toplumdur. Her çiftte, hem erkek hem de dişi aynı ortalama kazancı elde eder. Yetiştirilen her çocuk için +15 elde ederler; çocuğu yetiştirme maliyetini (-20) aralarında eşit olarak paylaşırlar. İkisine de bu maliyetten ortalama -10 düşer. Her ikisi de uzatılmış kur sürecinde vakitlerini harcamanın -3 puanlık cezasını öderler. Dolayısıyla her biri için ortalama kazanç $+15 - 10 - 3 = +2$ olur.Şimdi nüfusa tek bir hızlı dişinin girdiğini varsayın. Bu dişi oldukça iyi iş çıkaracaktır. Gecikmenin maliyetini ödemeyecektir çünkü uzatılmış bir kur dönemi geçirmekle ilgilenmemektedir. Nüfustaki tüm erkekler sadık oldukları için kiminle çiftleşirse çiftleşsin çocukları için iyi bir baba bulacağından emin olabilir. Çocuk başına düşen ortalama kazancı $+15 - 10 = +5$ olur. Nazlı rakiplerine göre 3 birim daha iyi durumda olmuş olur. Dolayısıyla hızlılık genleri yayılmaya başlar.Eğer hızlı dişilerin başarısı, onların nüfusta çoğunluğa sahip olacağı kadar büyük olursa işler erkek tarafında
Ne zaman ki bir ışık selinin ortasında olsam,
Kelimelerin hafif kaldığı o rüküş müzikler, purolar,
Ve zevklerin arasında aylakça süzülen kadınlar,
Ve kokteyl barlarındaki subaylarla birlikte,—
Bazen o bahçe gecelerini düşünürüm,
Ve yıldızlara doğru başını sallayan karaağaçları.
Düşlerim küçük, şömineyle aydınlanmış bir odayı,
Dimdik yanan sarı mumlarıyla,
Ve karanlığın içinde parıldayan tabloları,
Ve beni gecenin geç saatlerine dek tutan o dost kitapları.
Böyle şeyleri düşünmeyi severim işte,
Asla yalnız kalamadığım o anlarda:
Derken biri çıkıp der ki, "Bir içki daha?"—
Ve taşa çevirir yaşayan kalbimi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İlk defa olarak “İngiliz emretti ve emrini dinleyen olmadı. Emrini dinleyen olmadı da söz mü?
Hiç haberi olmadığı bir anda belinin orta yerine bir tekme yedi ve bir kargı gibi sallandı, sallandı, yere yuvarlandı.
Ne yapabilecekleri veya ne yapacakları kimin umurunda? Ben seninim ve sen de benimsin. Bundan daha önemli ne olabilir ki? Ben seninim ve sen de benimsin sonsuza kadar. Onların küçük kuralları için, onların küçük yasakları için, onların kırmızı tabelaları için gerçekten duracağımı düşünüyorsun! Ve senden uzaklaşacağımı mı?
"Nasılını bırak ben düşüneyim. Nedenine gelince..." Onu kendime daha sıkı bastırdım. "Seni bırakmayacağım. Sen Eldorra'daysan ben de buradayım. Antarktika'da, Sahra Çölü'nde ya da lanet bir okyanusun ortasındaysan, ben de oradayım. Senin benim olduğun kadar ben de seninim prenses ve bir yasa beni uzak tutamaz. Bir kâğıt parçasında ne yazdığı umurumda değil."
Bridget hiçbir şekilde parmağına başka bir adamın yüzüğünü takmayacaktı.